İstanbul Beyoğlu katliamı üzerine

Kolaj: Independent Türkçe

Anlaşılan Beyoğlu katliamının nasıl ve kimler tarafından organize edildiği; bombalı saldırıyı yapan kadının hemen o gece yakalanmasıyla ilgili basına yansıyan "bilgi kirlenmesinin" kaynağı Bakan Soylu...  

'Katliamı gerçekleştirdiği iddia edilen Ahlam Alsharif (Elham El Şerif) adlı kadın katliam talimatını Kobani'de PYD-YPG'den almış. PKK'dan istihbarat eğitimi almış.' 

'İdlib ve Afrin'den geçerek Türkiye'ye gelmiş. Akabinde İstanbul'a gelmiş ve Beyoğlu'nda bombayı patlatmış.'

Afrin dört yıldır T.C. Ordusu ve Cumhurcu iktidarın kurduğu SMO'nun (Suriye Milli Ordusu) denetimi altında. 

Türkiye ile olan sınırları duvarlarla örülü. 

ALHAM adlı bombayı patlatan kadın madem PKK elemanı, PKK düşmanı cihatçıların yatağı İdlib ve Afrin'de ne işi var ve Afrin sınır duvarlarını aşarak İstanbul'a, Beyoğlu'na nasıl gelebilmiş? 

Gerçekten muamma...

Ya bütün bu güvenlik duvarları ve 'Güvenli Bölge' iddiaları uyduruk, ya da Alham Kobani'den talimat almadığı gibi İdlib ve Afrin'den geçerek İstanbul'a ve Esenler'e gelmedi. 

Bir iddiaya göre dört aydır, başka bir iddiaya göre de bir yıldır İstanbul Esenler'de idi zaten.

'Bombalama işini organize edenler Alham'ı Yunanistan'a kaçırıp öldüreceklermiş.' 

Amaç delilleri yok etmek olmalı. 

Ama polis erken davranmış Alham'ı Esenler'de kaldığı evde yakalamış.

İstihbarat eğitimi almış ama bombalamadan hemen sonra kaybolmanın bir yolunu bulamıyor ve ne yapıp edip kendisini Yunanistan'a götürecek örgüt elemanlarına ulaşamıyor.

Ulaşamıyor, hatta ulaşma çabası bile yok. Ne yapıyor; kamera kayıtları üzerinden bulunacağını bile düşünmeden katliama yakın bir noktadan taksiye binip doğrudan Esenler'e kaldığı eve gidiyor. Yolda taksi değiştirmeyi de düşünmüyor.

Alham bir Arap kadın, abartılı makyajlı, başörtülü, Suriyeli mi değil mi; bu konuda hala netleşmiş bir şey yok. Suriye devlet yetkilileri Suriyeli olmadığını açıkladılar. 

Olay yerinde veya olayın hemen birkaç metre ötesinde çekildiği belli olan fotoğrafı ilginç. Çok yakından, doğrudan göğüs ve yüzüne bakılarak bilinçli çekilmiş bir fotoğraf.

Önemli bir eylemci ama yabancı veya Türk parası vb. şeyler bir yana kaldığı evden herhangi bir örgüte ait bir belge, bir iz çıkmıyor. 

Bu tip unsurların kaldığı evlere literatürde 'güvenli evler' deniyor. Güvenli eve giriyor, yüzü açık, tedbir almıyor. Anında denebilecek sürede yakalanıyor.

Bakan Soylu, Beyoğlu bombalamasını duyar duymaz, daha ilk anda eylemi yaptıran PKK-PYD-YPG gibi örgütleri ilan ettiği gibi, eylemi bizzat yapan örgüt üyesi Alham Alsharif'in yakalandığını ilan ediyor.

Hâlbuki adı geçen örgütler yaptıkları eylemleri doğru ya da yanlış olsun üstlenirdi. Üstlenmediler, üstelik kınayıcı açıklamalar yaptılar.

IŞİD, El Kaide... Onlarda üstlenirdi.

Şu ana kadar bu eylemi üstlenen yok. İlginç…

Varsın üstlenmesinler...  İçişleri Bakanı suçluları keşfetmişti. Israrla tekrar etti.

Israrla tekrar etmeye devam ediyor. Yandaş medya, hatta kimi emekli generaller, emekli özel harp mensupları da...   
 

Alham, sözde eğitilmiş ama verdiği görüntünün bu işlerle hiç ilgisi yok. Kaygı, korku, çaresizlik, başına ne geldiğini bilmeyen bir hal o kadar belirgin ki.

Bu ruh hali içinde olan bir insan ne söylenirse onu yapar...  Sanki eline paketi vermişler, oraya bırakmasını sağlamışlar ve öyle ortada bırakıp gitmişler gibi...


Bakan Soylu her nedense öyle acele etti ki olay yeni gerçekleşmişken ve ortalık toz dumanken katliamın devre başını ilan etmekten imtina etmedi; ABD...

Yetinmedi ABD'nin taziyesini dahi kabul etmedi.  

Bakanın bütün bu icraatlarına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de eşlik etti...

Cumhurbaşkanı o sıralarda G20 toplantılarında ABD Devlet Başkanı Biden ile görüşüyor, taziye dileklerini kabul ediyordu.  


Çok sürmedi...  

MHP'nin bir ilçe başkanının katliamı gerçekleştirdiğini iddia ettikleri Alham ile katliamdan hemen önce yaptığı telefon görüşmelerinin sosyal medyaya düşmesi manidardı...

Bu ABD'nin Bakan Soylu'ya ve MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye anlamakta zorluk çekmeyecekleri türden bir yanıtı olmalıydı.

 
Siyasal nedenleriyle İstanbul-Beyoğlu katliamı

Suriye-Türkiye ilişkileri yanı sıra Türkiye, ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) grupları ve İblid'e hâkim olan HTŞ (Heyet-i Tahrir-i Şam) ile Türkiye ilişkilerine bir bakalım…

Bunlar dışında, Rusya ve Kuzeydoğu Suriye'de konumlanan PYD-YPG'nin içinde yer aldığı SDG'nin (Suriye Demokratik Güçleri) tutumuna da bir bakalım…

Şunu açık ifade edelim ki, Türkiye'nin kâh Fırat Kalkanı, kâh Zeytin Dalı harekâtlarıyla ve yıllardır süren gizli ya da açık operasyonlarla kontrol altına aldığı El Bab ve Afrin gibi bölgeler kontrolden çıkmış durumda.

İpin ucu bir süre önce Rusya'nın yönlendirmesiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye ile yeni bir sürecin başlayabileceği sinyalini verdiğinde kopmuştu.

Kuzeybatı Suriye'deki ÖSO grupları, ayrıca İblid'teki cihatçılar da dahil, Türk bayrağını dahi yakmaya kadar varan yoğun kitle gösterileriyle Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı protesto etmişlerdi.

O tarihten bu yana tepkiler inişli çıkışlı da olsa süregeldi.

Kendilerine bir ülke vadedilmişti ama sonuç hayal kırıklığı idi. 

Üstelik dünya ölçeğinde siyasal İslam yükselişini tamamlamış, düşüşe geçmişti. 

Gidecekleri korunaklı bir ülke de yoktu. 

Kimse kendilerini kabul etmiyordu. 

Afganistan'a gitmenin dahi derin problemleri vardı.

 
Bir varoluş meselesi

Öte yandan son derece stratejik bir mekân tutmuşlardı. Doğa verimli, coğrafi koşullar Ortadoğu'nun ve dünyanın birçok bölgesine ulaşım için elverişli idi.

Bulundukları Suriye'nin kuzeyindeki kaçakçılık hattı, ayrıca PYD-YPG engelini aşabilmeleri halinde dışarıya petrol satışı imkânı maddi sorunlarının çözülmesini daha bir kolaylaştıracaktı. 

Kısacası onlar için yerleşmiş oldukları bölgede kalmak bir varoluş meselesiydi.

İdeolojik farklılıkların yanı sıra, çatışmalara, birbirlerinden esir almalara, hatta ölümlere varan sorunların kaynakları buralardaydı.

 
Tek bir Milli Ordu

Bu arada İblid'in hâkim cihadist gücü HTŞ'nin, Türkiye yanlısı ÖSO güçlerinin iç çelişkilerini kullanarak genişlediğini, Suriye'nin benzeri sorunları yaşayan bölgelerinde etkinlik kazandığını buna ekleyelim.

Öte yandan Türkiye, ÖSO güçlerinin iç çatışma ve çelişkilerini durduramayınca onları, hatta İblid'teki HTŞ'den irili ufaklı cihadist gruplara kadar bütün grupları, tek bir Milli Ordu adıyla merkezi komutanlık altında birleştirme yoluna gitmişti.

Tek bir Milli Ordu'ya tek komutanlık emirlerine dayalı askeri hiyerarşi, Askeri Mahkeme üzerinden uyumsuz unsurları dışlama ya da çeşitli şekillerde cezalandırma, maaş ve diğer devlet olma olanaklarını kullanarak hayatiyet kazandırmak istiyordu.

Çok şey değişti, pek başarılı olacağını sanmıyoruz, belki de kendileri de sanmıyordur ama deneyecekler...  

Ancak uluslararası ilişkilerin ve güç dengelerinin geldiği aşamada Suriye ile ilgili öyle büyük hayalleri olduğu görüntüsü vermemeye ihtimam gösterildiğini de belirtelim.

Bu noktada Türkiye'nin esas amacı Suriye rejimi ile uygun koşullarda pazarlık gücü elde etmek, kurgulamayı denediği cihadistlerin birleşik gücüne dayanarak Suriye rejimini kabul edilebilir tavizlere zorlamaktır.

Suriye'nin kuzeyindeki Türkiye yanlısı ÖSO'cu gruplar ve İblid'deki HTŞ ve diğer cihadist gruplar Türkiye'nin Suriye Rejimi ile barış politikasını, salt kendi çıkarlarını elde ederek Suriye'den çekileceği, dolayısıyla Rusya-İran ve Suriye ile baş başa kalarak tasfiye edilecekleri biçiminde okuyor ve Türkiye'nin Suriye'den çekilmesine şiddetle karşı çıkıyorlar. 

 
Türkiye'yi savaşta tutma 

Okuma bu olunca, Türkiye'nin Suriye'den çekilmemesi için ne gerekiyorsa onu yapma yollu politikalara yöneliyorlar.  

Savaş politikaları oluyor bu!

Türkiye'nin Kuzeydoğu Suriye'ye girmesinde ifadesini bulan bir savaş politikası...

Onlara göre Türkiye Kuzeydoğu Suriye'ye girdiğinde, ister istemez Esat rejimiyle, hatta Amerika ile karşı karşıya gelecek, Suriye'den çekilme eğilimi zayıflayacak, en azından ertelenecektir…

İstanbul'da Beyoğlu'nda 6 insanımızın ölümüne, 81 insanımızın yaralanmasına yol açan bombanın Suriye'deki Türkiye yanlısı güçlerin ortak eylemi ya da onlardan birinin eylemi olabileceği bu bütünlük içinde bir yerlere oturmuyor mu dersiniz…

Bu katliam yapıldıktan hemen sonra, bu konuda ortada delil olarak yokken, aksine bütün belirtiler Batı Suriye'deki sözü geçen cihadist gruplara işaret ediyor; mesela Suriye'den konuya hakim kimi politikacılar Türkiye yanlısı Sultan Murat Tugayı'na işaret ediyorken, Bakan Soylu ve MHP Genel Başkanı Bahçeli, PYD-YPG'nin bu katliamı yaptığı iddialarını ısrarla sürdürdüler.  

Bu mesnetsiz iddialarından hareketle Kuzeydoğu Suriye'ye yönelik operasyon, Türkiye'de HDP'nin kapatılması tutumlarını da ısrarla sürdürdüler.

Siyasal sonuçları itibarıyla MHP Genel Başkanı Bahçeli ve Bakan Soylu'nun bu iddiaları, Kuzey Batı Suriye'ye yerleşmiş Türkiye yanlısı ÖSO ve cihadist grupların, Türkiye'yi Suriye'de savaş içinde tutma politikalarıyla üst üste düşüyor.  

Bu kadar mesnetsiz ama bir o kadar da savaş yanlısı, hukuk ve adalet tutumundan yoksun iddiaların anlamı nedir, bunun bir açıklamasının yapılması gerekmez mi?

 
Soruyoruz

Bakan Soylu hangi siyasi cesaretle Biden ile görüşen Erdoğan'a rağmen ABD'yi suçlayabiliyor ve taziyesini dahi kabul etmeyebiliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir şekilde Bakan Soylu'ya bunun bedelini ödetmekten imtina ederse bunu nasıl açıklamalı?

Bakan Soylu'nun siyasal cesaretini "havuç-sopa" oyunu ile açıklamak çok mu yanılsamalı bir yaklaşım olur?

Not: 19 Kasım gecesi yazımı bitirip ertesi gün gazeteye gönderinceye kadar dinlenmeye bırakmıştım. Türk savaş uçaklarının Taksim-Beyoğlu katliamı gerekçesiyle Kuzeydoğu Suriye ve Kuzey Irak'a yaptığı hava harekâtı sürpriz olmamakla birlikte, günlerdir sürdürülen "bilgi kirlenmesinin" içyüzü de bütün çirkinliği ile faş oluyordu.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR