TKDF: Şiddet nedeniyle koruma altına alınmak isteyen kadınlar için yeterli sayıda sığınağımız yok

Fotoğraf: MA

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için Tükenmez Haber'e konuştu. Ekonomik krizin kadınlar üzerindeki baskısına dikkat çeken Güllü, " Artan ev kiraları ile ödeme durumu olmadığı için sokakta, ailesinin yanında ya da sağlıksız ortamlarda yaşayan kadınlar... Suyu, elektriği, doğalgazı kullanmada tasarruf yükümlülüğü de kadında. Açıkçası yaşam garantisi olmayan ama çocukları için yaşamak adına çözüm üretmek sorumluluğu altında kadın" yorumunda bulundu. 

'ZATEN VAR OLAN VE İŞLEMEYEN MEKANİZMALAR DAHA DA HANTALLAŞTI'

20 Mart 2021 tarihinde Türkiye, İstanbul Sözleşmesi'nden çekildi. Aradan geçen sürede Türkiyeli kadınlar ne gibi zorluklar yaşadı?

Zaten var  olan ve işlemeyen mekanizmalar daha da hantallaştı. Çünkü; yönetim iradesini sözleşmeden geri çekilme yönünde kullandığı için kamuda görev yapanlar şiddete karışma mesajı aldılar. Bu kadınların yardım, şikayet, destek adına gittikleri kurumlara gitmemeye ve özellikle kollukta koruyuculuk adına istenilen sestekleri alamadıkları için kolluğa, yargıya gitmemeye başladılar. Şiddet önleme ve izleme merkezlerine yöneldiklerinde de işleyişin yavaşlığından, yeterli personel olmayışından şikayetle geri döndüler. Ve bu süreçte kadın cinayetleri sayısı 26 rakamının altına hiç düşmedi. Ekim ayı için bu rakam 39 olarak gerçekleşti." 

'11 KASIM 2022 TARİHİNE KADAR 227 KADIN CİNAYETİ İŞLENMİŞTİR'

Türkiyeli kadınlar bu ‘25 Kasımı’ nasıl bir tabloyla karşılıyor?

"11 Kasım 2022 tarihine kadar 227 kadın cinayeti işlenmiştir. Yılın bitmesine 50 gün daha var ve tablo gerçekten çok ağır. Bu topraklarda sırf kadın olduğu için her gün bir kadın öldürülmekte. 'Peki ne yapıyoruz?' sorusunu her dakika sorduğumuz bir süreci yaşıyoruz. Artan ve vahşileşen kadın cinayetleri, çocuk istismarları, veriye erişememe ve veri analizinin eksikliği nedeniyle önleyici politikalardan uzaklaşma, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumun kadına şiddet olarak döndüğü bir süreç. İstihdamdan çıkarıldığı ucuz emek sürecinde sömürülen, içselleşen şiddetin toplumsal arenadaki ağırlığının da kadın üzerinden yol bulması. Tüm bunlarla resim kapkara bir görüntü yansıtıyor bizlere."

'PEDE, TUVALET KAĞIDINA VE TEMİZLİK MADDELERİNE ULAŞMA NOKTASINDA BÜYÜK SIKINTILAR VAR'

Artan dolar kurları, önlemeyen enflasyon rakamları, temel gıda ürünlerine ulaşmada yaşanan zorluklar… Ekonomik krizin boyutu toplumun tüm kesimleri açısından yakıcı hale gelirken, bu durum kadınları nasıl etkiliyor? 

İktidar ve cemaatler aileyi kutsal bir konuma taşıdılar ve kutsal aile yapısı diye literatüre yeni bir tanımlama eklendi son 10 yılda. Kadın bu kutsal aile yapısının bir ferdi ama söz hakkı olarak ikincil olan, şiddetin her türüne ses çıkarmadan itaat et rahat et felsefesi ile yaşamını geçirsin... 'Dinimiz böyle istiyor' söylemleriyle kadını tevekkül etme sürecine taşıyan bir ortamdayız. Ekonomik zorlukları işten atılan eşi ya da kendisi için gelir kaybına uğrayan, piyasada yaşamsal girdilere erişimin çok ama çok zorlayıcı alım gücündeki azalma ile mücadele etmek zorunda kalan ve tüm bunlarla evde şiddete de maruz kalan kadınlar; psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddeti birlikte yaşamaktalar. Hijyen erişimi dediğimiz pede, tuvalet kağıdına ve temizlik maddelerine ulaşma noktasında büyük sıkıntılar var. 'Çocuğun beslenme çantasına ne koyacağım?' durumundan, koyamama durumuna gelen yine kadınlar. Çünkü; ailenin çocuklardan sorumlu kişisi kadın. Tüm bu sürecin içinde çaresizlikle yoksulluk mücadele içinde kadınlar. Artan ev kiraları ile ödeme durumu olmadığı için sokakta, ailesinin yanında ya da sağlıksız ortamlarda yaşayan kadınlar... Suyu, elektriği, doğalgazı kullanmada tasarruf yükümlülüğü de kadında. Açıkçası yaşam garantisi olmayan ama çocukları için yaşamak adına çözüm üretmek sorumluluğu altında kadın."

'İKİNCİL MAĞDURİYETLER ALTINDA KADIN'

Kriz kadınlar açısından can yakıcı bir hale gelmişken, yeni bir hayat kuryama çalışan kadınlar neler yaşıyor? Peki bu tablo karşısından ‘Bakanlık ya da devletin’ yardımlarında bir değişim oldu mu?

"Tam da can alıcı soru bu işte. Bu süreçte şiddet nedeniyle koruma altına alınmak isteyen kadınlar için yeterli sayıda sığınağımız yok. Kıstlı sayıda bir kapasiteye sahibiz. Yerel yönetimlerin nüfusu 100 bini aşan il ve ilçelerde açma zorunluluğu takip edilmediği için bu konuda yerel yönetim bu maddenin işleyişini ötelemekte. Bakanlığın yazdığı yazıdan bu yana takibi konusunda yaptığı bir şey yok. Aile bakanlığı yardım yaptığı hane sayısını açıkladı ama bu 'Neye, kime ve hangi aileye?' sorusuna cevap vermeyen biraz siyasi bir konu. Şiddet mağduru kadın için yeniden ev kurma, hayata başlama Covid-19 ile birlikte en çok bu gurubu etkilemişti. Bunlara kira, kreş, gıda yardımları konusunda geri dönüş zor alınıyor. Süreçler çok uzun, kadının dayanma gücü yok. Yani ikincil mağduriyetler altında kadın."

'DON KİŞOT'UN YELDEĞİRMENLERİ İLE SAVAŞINI ANLATAN MASAL KİTABINDAN ÇIKMA GÖRÜNTÜ YANSITIYORLAR'

Öte yandan hükümet kanadından yapılan açıklamalarda LGBTİ bireyler kürsülerden ‘aileyi korumak’ iddiasıyla hedef gösteriliyor. Hatta anayasa değişikliğinde ‘aile’yi korumak adına LGBTİ bireylere yönelik yaptırımlar da söz konusu… Üstelik 81 ile LGBTİ karşıtı nefret mitingleri yapılıyor. Bu yaşananlar neye işaret? Bu ve bunun gibi çağrıların sonucunda neler yaşanabilir?

"Kendilerine bir korku yarattılar. Bu korkunun adı LGBTi+. Cemaat yurtlarında, kuran kurslarında hoca tecavüzüne maruz kalan oğlan çocuklarını görmezden gelip, ensest vakalarına başlarını çevirerek yollarına devam edenler, genç kızlara erken yaş evlilikleri ile tecavüz edenler sokaklara çıkıp ahlak namus kavramını heybelerine yükleyerek cinsel yönelim hakkında laf söyleyecekleri meydanlara kurumsal destekle gidenlerin sözleri ve eylemleri vız gelir tırıs gider. Bu eylemler bize insanlıktan uzak ruhların nafile çabası olarak yansır ve taşıdıkları vebalin ağırlığı altında ezilmeye mahkumdurlar. Kadınların güçlenmesinden korkuyorlar, din ile terbiye sopasını kaybettiklerini görüyorlar ve teknoloji çağında sığındıkları bu uyduruk kalkan ile Don Kişot'un yeldeğirmenleri ile savaşını anlatan masal kitabından çıkma görüntü yansıtıyorlar. Sözün kısası toplumsal cinsiyet eşitliğini bilmeyen, cinsel yönelimin varlığının keyfe keder bir talep olmadığını anlayamayan kişilerin bakış açısını düşünüp zaman kaybetmek yerine yolumuza bakıyoruz. Eşitlik yerelde başlar diyerek önleyici politikaları hayata geçiriyoruz."


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR