KCDP: İstanbul Sözleşmesi'nin geri kazanılması mücadelemizden vazgeçmedik

Fotoğraf: MA

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Kadın Meclisleri Temsilcisi Melek Önder, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü için Tükenmez Haber'e konuştu. Önder, " 'Özgür yaşayacağız' 'Kadın cinayetlerini durduracağız' diyerek 27 Kasım'da saat 15.00'te buluşuyoruz. Tüm kadınları ve LGBTIQ+'ları bekliyoruz" çağrısında bulundu.

'İSTANBUL SÖZLEŞMESİ'NİN GERİ KAZANILMASI MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEDİK'

20 Mart 2021 tarihinde Türkiye, İstanbul Sözleşmesinden çekildi. Aradan geçen sürede Türkiyeli kadınlar ne gibi zorluklar yaşadı?

"İstanbul Sözleşmesi'nin ardından maalesef kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri konusunda niceliksel olarak da bir değişim gözlemliyoruz. Kadın cinayetleri her ne kadar İçişleri Bakanlığı tarafından azalıyormuş gibi gösterilse de bizim bir önceki verilere göre bir azalış değil artışla karşı karşıya kalıyoruz. Niceliksel olarak da maalesef erkekliğin cesaret kazanması sonucunda daha işkence yöntemlerinin uygulandığı, sokaktan geçen kadınların tanımadıkları kişiler tarafından da şiddet görebildiği daha kötü bir tabloyla karşı karşıya kalabiliyoruz. Ama elbette şunu da unutmamak lazım. Bir gecede bir İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması, toplum nezdinde elbette ki 'Bütün kazanımlarımızdan vazgeçeceğiz' gibi bir noktaya gelmiyor. Kadınlar açısından da öyle. Bizler açısından da öyle. Her ne kadar Danıştay da bu hukuksuz kararın yerinde olduğuna dair bir karar verse de kadınlar elbette ki kazanımlarından vazgeçmiyorlar. Ve defalarca aslında şikayetçi olduklarını görüyoruz kadınların. Ve bu şikayetler sonucunda aslında kadınların ellerinden geleni yapmasına rağmen kolluk kuvvetlerinin kamu görevlilerinin görevlerinin yerine getirmediği takdirde de maalesef kadın cinayetiyle karşılaşıyoruz. O yüzden de her ne kadar İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasından sonra 6284 sayılı bir koruma kanununuz var diye iktidar aslında kendisi defalarca söylemişti. Onun etkin ve tam uygulanması için de bir yanıyla elbette mücadele ediyoruz ve tabii ki İstanbul Sözleşmesi'nin tekrar geri kazanılması mücadelemizden de vazgeçmedik. Eğer 6284 sayılı kanun tam ve etkin uygulanırsa zaten birçok kadının yaşayabileceğini de biliyoruz. Geçtiğimiz günlerde öldürülen bir kadın arkadaşımızın uzaklaştırma kararı olmasına rağmen, defalarca bu uzaklaştırma kararının ihlal edilmesine rağmen başvuruda bulunduğunu ve bu başvuru sonucunda aslında uzaklaştırma kararı ihlal edildiği için hapis cezası verilmesi gerektiğini ancak kadın arkadaşımız öldürüldükten sonra bunun verildiğini görürüz. Yani burada çok büyük ihmallerle karşı karşıya kalıyoruz ve bu ihmallerin önlenmesi gerekiyor. Kurumlar ve kişiler nezdinde gerekli yaptırımlarımın yapılması gerekiyor. Ancak bunların engellendiğini görüyoruz ilgili bakanlıklar tarafından. O nedenle de bizler ve tüm kadınlar, LGBTİQ+'lar; eşit ve özgür yaşam mücadelemizden, şiddetsiz yaşam mücadelemizde elbette vazgeçmiyoruz. Biz her yerde anlatmaya, uygulatmaya, 6284'ün de uygulanması için mücadelemize devam ediyoruz."

'ŞİDDETTEN KURTULMANIN YOLLARINDAN BİRİSİ DE ELBETTE Kİ EKONOMİK ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP OLMAK'

Artan dolar kurları, önlemeyen enflasyon rakamları, temel gıda ürünlerine ulaşmada yaşanan zorluklar… Ekonomik krizin boyutu toplumun tüm kesimleri açısından yakıcı hale gelirken, bu durum kadınları nasıl etkiliyor? Kriz kadınları açısından can yakıcı bir hale gelmişken, yeni bir hayat kuryama çalışan kadınlar neler yaşıyor? Peki bu tablo karşısından ‘Bakanlık ya da devletin’ yardımlarında bir değişim oldu mu?

"Ekonomik kriz Türkiye'de her geçen gün derinleşiyor. İktidar kendince bu krize karşı önlemler almaya çalışıyor. Ve tabii ki de kadınlar da bundan çok büyük bir ölçüde etkileniyor. Çünkü; kadınların iş hayatına, çalışma hayatına katılabilmeleri zaten normal koşullarda da çok zorlu. Ancak ekonomik kriz ortamında daha zorlu olabiliyor. Ya da kadınların çalışma hayatına girdiğinde daha ucuz emek gücü olabildiklerini görüyoruz. Yani daha sömürüye açık hale geliyor kadınlar. Daha uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorlar. Erkeklerden daha fazla iş yapmak zorunda kalıyorlar. Ancak bunun karşılığında da daha az ücret almak durumunda kalıyorlar. Güvenceleri olmuyor. İş yerlerinde mobbinglerle, cinsel saldırı tehditleriyle karşı karşıya kalıyorlar. Kadınların büyük bir kısmı zaten devlet nezdinde bile TÜİK'in verilerine göre baktığımızda iş gücüne katılmayan bir kesim olarak görülüyor. Yani kadınlar aslında toplumsal cinsiyet rollerine göre bölünmüş bir şekilde. 'Kadınlar evde oturup çocuk bakmalı, ev işleri yapmalı ve iş hayatında yer almamalı' gibi aslında ekonomik şiddetin de devlet tarafından da uygulandığını görüyoruz. Özellikle de çalışmayan kadınlar; o evin idare edilmesi, ekonomik olarak idare edilmesi gibi güçlüklerle karşı karşıya kalıyor. Bir marketten alışveriş yapmak çok zorlu bir hale gelmiş durumda. Tüm kadınlar da bunların zorluklarını yaşıyor. Dediğim gibi kadınların zaten iş hayatına katılmaları çok zor. Ya da devlet tarafından zaten bir iş gücü dahi sayılmıyorlar. Ve bu gibi durumlar da kadınların şiddet karşısında daha kırılgan hale gelmelerine neden oluyor. Yani şiddetten kurtulmanın yollarından birisi de elbette ki ekonomik özgürlüğüne sahip olmak. Elbette ki bu tek başına yeterli değil. Ancak ekonomik özgürlüğü olduğu takdirde kadınlar kendilerini çok daha güçlü hissedebiliyor. Ancak burada da dediğimiz gibi bakanlık ya da devletin maalesef herhangi bir uygulamaların olduğunu görmüyoruz. Örneğin; nafaka hakkı gibi aslında kadınların boşanma sırasında hak ettikleri ki çoğu zaman erkekler tarafından verilmeyen ya da çok düşük ücretlere dair göz dikildiği dönemler yaşadık. Neyse ki seçim süreci sebebiyle bunu bir süre daha raftan kaldırdılar ya da 6284 sayılı koruma kanunu kapsamında aslında kadınların ekonomik olarak desteklenmesi, kadınlara iş bulunması gibi bazı şeyler olmasına rağmen bunların tam olarak uygulanmadığını, çok az uygulandığını görüyoruz. Ama onun yerine belli sayıda çocukları olan kadınlara ev verilmesi gibi aslında daha çok seçimlere yönelik düzenlemeler var. Kadınların evli olması ya da çocuk sahibi olması gibi aile mevhumunun öne çıkartılarak ancak bu şekilde bazı yardımlar alabileceğini gösteren bazı düzenlemeler var. Bunlar da tabii ki de kadınların ekonomik anlamdaki eşitsizliklerini ortadan kaldırmak yerine daha çok yardım ve kadınların aslında kendi başlarına ayakta kalabilmeleri için değil de seçime yönelik geçici bazı tedbirler olduğunu görüyoruz."

'BUNUN SİYASİ BİR DAVA OLDUĞUNU BİLİYORUZ'

KCDP'ye “ahlaka aykırı faaliyet yürütmek” gerekçesiyle açılan kapatma davasının 3. duruşması 11 Ocak'ta görülecek. Davaya ilişkin ne söylemek istersiniz?

"Bunun siyasi bir dava olduğunu biliyoruz. Hukuki olarak, ahlaka aykırı, kanuna aykırı faaliyet yürütmekten aslında gerekçeli kapatma davası açıldı. Ancak bunun hiçbir şekilde gerçekliğinin olmadığını zaten hem duruşmalarda gördük hem de delillerle ya da sürekli olarak yapılan suçlamalarda gördük. Yıllar önce açılmaya çalışılan bir davanın ancak İstanbul Sözleşmesi'nden imzanın geri çekilmesinden sonra bize açılabildiğini gördük. Yani bunun aslında kadınlara yönelik, kadın cinayetlerini durdurma mücadelesi veren kadınlara yönelik bir siyasi kapatma davası olduğunu biliyoruz. Bize açılan bu davanın bütün demokratik kamuoyuna, kadın örgütlerine karşı açılmış bir dava olduğunu da biliyoruz. Kadınların, LGBTİQ+'ların özgürlüklerine karşı saldırılar var. Tüm muhalefete, tüm demokratik kamuoyuna saldırılar var. Bizler de platformumuza yönelik bu saldırının bunun bir parçası olduğunu, kadınların eşit ve özgür yaşama mücadelesine karşı yapılan bir saldırının parçası olduğunu söylüyoruz, farkındayız. Yıllar boyunca önümüzde çeşitli engeller çıkartılmaya çalışıldı, mücadelemiz sürekli engellenmeye çalışıldı ama hiçbir şekilde kadınların ve LGBTİQ+'ların mücadelesi durmadı ve durmayacak. Çünkü; her gün ölüm tehlikesiyle karşı karşıya, şiddetle yaşamak zorunda bırakılan kadınlar var ülkemizde. Ayrımcılık tehdidiyle yaşamak zorunda kalan LGBTİQ+'lar var. Elbette ki bunlar ortadan kalkmadığı sürece bizler de, kadınlar da, LGBTİQ+'lar da bu mücadeleden vazgeçmeyecek. Kadınlar kendi hayatlarına dair karar aldıkları için en çok ülkemizde öldürülüyorlar. Ve bunun sonucunun bu olduğunu bile bile bazen bu mücadeleyi verebiliyorlar."

'BİR SÜREDİR LGBTİQ+'LARIN HEDEF ALINDIĞI BİR SİYASETLE KARŞI KARŞIYA KALIYORUZ'

Öte yandan hükümet kanadından yapılan açıklamalarda LGBTİ bireyler kürsülerden ‘aileyi korumak’ iddiasıyla hedef gösteriliyor. Hatta anayasa değişikliğinde ‘aile’yi korumak adına LGBTİ bireylere yönelik yaptırımlar da söz konusu… Üstelik 81 ile LGBTİ karşıtı nefret mitingleri yapılıyor. Bu yaşananlar neye işaret? Bu ve bunun gibi çağrıların sonucunda neler yaşanabilir?

"Bir süredir LGBTİQ+'ların hedefe alındığı, nefes söylemlerine maruz bırakıldığı, ayrımcılığa uğradığı bir siyasetle karşı karşıya kalıyoruz. Ki başta İçişleri Bakanı olmak üzere sürekli olarak nefret söylemlerinin aslında söylendiğini görüyoruz, bu ülkeyi yöneten kişiler tarafından sürekli hedef alındıklarını görüyoruz. Kendileri aileyi ön plana çıkartıp, ailenin kutsallığını anlatıp, aslında LGBTİQ+'lara ayrımcılığı körüklemeye çalışıyorlar. Ve bunu aslında kendi siyasi iktidarlarının bekalarını sağlamak için yaptıkları çok açık. Seçim dönemindeyiz. Türkiye'de özgür ve eşit yaşayan her kesime karşı bu saldırıları gerçekleştiriyorlar. Ve önümüzdeki günlerde de maalesef bunların devam edeceğini bizler de öngörebiliyoruz. Elbette ki bizler bu eşit ve özgür yaşam mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz ve vazgeçirebilmeleri mümkün değil. Hatırlayacaksınız Kemal Kılıçdaroğlu'nun türbanla ilgili açıklamasından sonra hemen AKP ve MHP, bununla ilgili düzenleme yapabileceklerini söylediler, aileyi de işin içine katarak aslında. Ancak bunun artık toplum nezdinde ve siyasi partiler nezdinde bir karşılığı olmadığını görüyoruz. Bütün bu nefret söylemlerine karşın elbette ki belli bir azınlığın, belli cemaatlerin, tarikatların nezdinde bunların bir karşılığı var ama bütün toplum nezdinde baktığımızda aslında bunlar artık çok aşılmış, çok ilerlemiş bir durumda. Çok ünlü sanatçıların olduğunu biliyoruz. Bunların toplum nezdinde nasıl bağrına basıldığını biliyoruz. Ya da sıradan LGBTİQ+'lar için de yine benzer bir şey söz konusu. Yani bu nefretin körüklenmediği sürece insanların cinsel yönelimlerinden dolayı bir ayrımcılığa uğramasının toplum nezdinde artık çok azaldığını görüyoruz. O yüzden onlar kendi siyasi bekaları için, kendi siyasi iktidarları için bunları her ne kadar gündeme getirmeye çalışsalar da bunun toplum nezdinde artık hiç karşılığı olmadığını biliyoruz. Tabii ki de bunları önümüzdeki süreçlerde de önümüze getirmeye çalışacaklar. Bütün saldırılarını yapmaya çalışacaklar. Kadınlara, LGBTİQ+'lara, eşit ve özgür yaşamak isteyenlere, iktidarlarına karşı muhalefet eden tüm kesimlere bu saldırıları gerçekleştirecekler. Ancak bunların artık çok boşa düştüğünü, toplum nezdinde hiçbir karşılığı olmadığını ve eşitliği ve özgür yaşam mücadelesinden kimsenin geri durmadığını bizler görüyoruz."


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR