Pruvanız neta olsun![1]

 

Son yıllarda Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen bir dizi doğalgaz sahası keşfinin ardından, büyük güçlerin ve bölgesel oyuncuların, Doğu Akdeniz bölgesine ve Kıbrıs’a yönelik stratejileri ve taktik atakları ivme kazandı. Doğu Akdeniz havzası, sadece yeni keşfedilen ve keşfedilmesi umut edilen enerji kaynakları nedeniyle değil, aynı zamanda coğrafi konumu nedeniyle de stratejik öneme sahip…

Doğu Akdeniz, dünya ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 48,3’ünü, doğalgaz rezervlerinin yüzde 38,4’ünü barındıran Ortadoğu coğrafyasının; Akdeniz’e, Ege’ye, Karadeniz’e, Kızıldeniz’e ve Atlantik’e açılan kapısıdır. Benzer biçimde, Afrika’nın da adı sıralanan denizlere ve Türkiye’ye Akdeniz üzerinden erişim coğrafyasıdır.

Bölgemizdeki ve dünyadaki her olayı, sadece enerji kaynaklarının ele geçirilmesi, taşıma yollarının ve ticaretinin kontrolü açısından değerlendirme iddiasında değiliz. Nitekim Kıbrıs adası, petrol ve doğalgaz kaynaklarına ve Akdeniz’e giriş-çıkışı sağlayan üç kapıdan biri olan Süveyş Kanalı’na yakınlığı nedeniyle, bölgede enerji ve uluslararası ticaret güvenliğini “denetlemek için” yerleştirilmiş olan İngiliz üslerinin ve Amerikalıların da birlikte kullandığı erken müdahale ile dinleme istasyonlarının konuşlandığı bir noktadadır[2]”.

İngiltere’nin mevcut varlığına ilave olarak; son yıllarda Rusya, Fransa ve ABD; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden (GKRY), hava ve deniz üslerine erişim için girişim ve baskı yapmaktadırlar.

İsrail, benzer talebi 2012 yılında yapmış ve mevcut İngiliz üslerininkine benzer ayrıcalıklar talep etmiştir.

Rusya ve Fransa, üslerin kullanımı konusunda olumlu yanıt almışlar; ABD ise zaten İngiliz üslerini kullanıyor olmakla birlikte, ayrı olarak da talepte bulunmuştur.

Çin ve İran da bölgede söz sahibi olma çabasındaki oyuncular… Tüm bu verileri dikkate almadan yapılacak analizler ve geliştirilecek politikalar da eksik bir zemine oturmuş olacaktır.

Rumların “adanın tek sahibi” gibi fiili durum yaratarak; adanın çevresindeki denizel alanı 13 parsele bölüp çıktıkları 3 uluslararası ihale sonucunda çok sayıda şirket, arama ve sondaj faaliyetine girişmiş durumdadır.

Bu süreçte; Afrodit, Kalipso ve Glafkos kuyularında keşifler gerçekleştirildi. Rumlar böylece, bu şirketleri ve arkalarındaki devletleri de yanlarına çekerek, hukuksuz Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) iddialarını fiiliyata çevirme peşindeler...

İşte bu nedenle, Türkiye’nin son yıllarda TPAO üzerinden attığı adımlar, büyük önem kazanmış durumdadır. TPAO, ada çevresinde, bir yandan Türkiye’nin MEB kabul ettiği alanda; diğer yandan KKTC’nin, Kıbrıs adasının Rumlarla eşit haklara sahip tarafı olarak verdiği ruhsat alanlarında, satın aldığı Barbaros sismik arama gemisi ile yoğun bir faaliyete girişmiştir.

Barbaros’un belirlediği, hidrokarbon potansiyeli olası görülen alanlarda sondaj yapmak üzere, 2 adet te derin su sondaj gemisi (Fatih ve Yavuz) satın alınmıştır. Halen Fatih, Baf’ın yaklaşık 70 kilometre batısında Finike 1 kuyusunu, Yavuz ise Mağusa Körfezi’nde Karpaz 1 kuyusunu açmaktadır.

Son olarak da MTA’nın ülkemizin tersanelerinde inşa ettirdiği Oruç Reis sismik arama gemimiz, rotasını Doğu Akdeniz aramalarına çevirmiştir. Arama ve sondaj gemilerimize, Türk Donanması eşlik ederek, koruma ve caydırıcılık görevlerini başarıyla sürdürmektedir.

Tüm bu hamleler, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta, bugüne kadar Rumlar tarafından yaratılan tek taraflı fiili durumu, Türk tarafı lehine değiştirmiştir. Bu nedenle de Rumlar AB ve ABD başta olmak üzere, küresel aktörleri, Türkiye aleyhine kışkırtmaya çalışmaktadırlar. Bu süreçte, Fransa gibi kimi aktörler de biraz daha abartılı rol oynama sevdasına düşmüşlerdir. Ancak uluslararası hukuk, bizden yanadır.

Gerçi “Ne uluslararası hukuku? Dünyada sadece güçlülerin hukuku var” diye özetlenebilecek haklı bir itiraz gelebilir. Onun da yanıtını, Balyoz kumpası ile yıpratılan, ancak hızla toparlanan Türk Donanması veriyor.

Umarız Finike 1 ve Karpaz 1 kuyuları, olumlu sonuçlarla tamamlanır.

İşte asıl o zaman bölgedeki denge(sizlik), tamamen Türkiye ve KKTC’den yana dönüşecektir.

Arama ve sondaj gemilerimize ve onlara eşlik eden Türk Donanması gemilerine “Denizleriniz dilediğiniz gibi, pruvanız neta olsun!” diyoruz.


***

[1] Pruva: Geminin ön tarafı… Neta: Temiz, pürüzsüz, sorunsuz.

[2] KIBRIS’TA SON SÖZ SÖYLENMEDİ Paneli, Türkiye Barolar Birliği, Mustafa Ergün OLGUN, Türkiye Barolar Birliği Yayınları: 327, Kıbrıs’ta Son Söz Söylenmedi, ISBN: 978-605-9050-28-9; Eylül 2016, Ankara


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR