Küresel eylemlerle ısınan 40 ülke 40 isyan (4): Gazze, Gürcistan, Bolivya, Gine-Bissau, İran ve Venezuela

Dünyadaki küresel yangın yalnızca neoliberalizmin hakim olduğu ülkeleri değil emperyalizme ve küreselleşmeye direnişle anılan iktidarları da sarstı.

21. yüzyıl sosyalizmi, Bolivarcı devrim gibi büyük büyük iddialarla kurulan iki Latin Amerika iktidarı, (Evo Morales önderliğindeki Bolivya hükümeti ve merhum devrimci Hugo Chavez’in bayrağını devralan Nicola Maduro yönetimini kast ediyoruz elbette) küresel eylem dalgasını en sert yaşayan ülkeler arasında yer aldı.

Siyonizme karşı savaşan Hamas, tıpkı aynı ideolojik eğilimi paylaştığı diğer Müslüman Kardeşler hükümetleri gibi ilk defa kitlesel bir muhalefetle muhatap oldu. Amerikan emperyalizmine karşı direnen İran’daki molla yönetimi de halkın geniş bir yelpazeye yayılan taleplerini karşılamakta zorlandığı için zordaydı. Gürcistan gerekçeleri diğer coğrafyalardaki isyanlara hiç benzemeyen bir ayaklanmaya tanık oldu. Keza Afrika ülkesi Gine Bissau’daki protestocuların talebi de şaşkınlık yarattı.

Independent Türkçe’den Meriç Şenyüz, yazı dizisinin bu bölümünde ayrıksı isyanları yazdı: Gazze, Gürcistan, Bolivya, Gine-Bissau, İran, Venezuela...

GAZZE HALKI HAMAS’A KARŞI AYAKTA

Onlarca yıldır süren İsrail işgaline karşı gösterdikleri soluksuz direnişle dünyanın en isyankar halklarından biri olma özelliğini kazanan Filistinliler bu kez İsraillilere karşı değil kendi yöneticilerine karşı sokağa döküldü. Kendisine “Yaşamak istiyoruz” adını veren ve hiçbir politik yapıyla ilişkisi bulunmayan grup 14 Mart hareketi de denen isyan hareketiyle yozlaştığını iddia ettikleri Hamas rejimine karşı sesini yükseltti. Hayat pahalılığının önlenmesi ve vergilerin düşürülmesi talebiyle sokağa çıkan halka rejimin tepkisi sert oldu. Protestoların ardında El Fetih’in bulunduğunu öne süren Hamas hükümeti ilk eylemleri bastırsa da hareket 14 Mart’tan bu yana düşük yoğunlukla da olsa sürüyor. Ekonomik taleplerin baskın olduğu bu protesto hareketi, Hamas’ın 2007’de iktidara gelişinden bu yana karşılaştığı ilk rejim karşıtı direniş.

GÜRCİSTAN’DA İSYAN MECLİS BAŞKANINI DEVİRDİ

Gürcistan’daki protesto dalgasına Sergey Gavrilov adlı Rus milletvekilinin ziyareti neden oldu. Duma’nın Komünist Partili üyelerinden olan Gavrilov’a Gürcistan parlamentosunda özel bir yer ayrılması, protokol konuşması yaptırılması ve Gavrilov’un da Rusça yaptığı konuşmasında Gürcistan ve Rusya’nın Ortodoks kardeşliğinden dem vurması üzerine muhalefet konuşmayı engellemek üzere kürsüye yürüdü. Gavrilov daha o hafta Duma’daki oylamada Abhazya’nın bağımsızlığını desteklemişti. Gürcistan, Rusya’nın bağımsızlığını tanıdığı Abhazya’yı kendi toprağı olarak kabul ediyor. Gavrilov’un konuşmasını ülkelerine yönelik bir hakaret olarak gören Gürcistanlılar parlamento önünde toplanarak eylemlere başladı. İlk gece polisin sert müdahalesi üzerine 240 gösterici yaralandı, 305’i de gözaltına alındı. Ne var ki bununla bastırılamayan gösteriler ertesi gün kitleselleşerek sürdü ve bu ilk protesto dalgası Parlamento Sözcüsü Irakli Kobakizade’nin istifasıyla sonuçlandı. Ancak eylemciler, Gavrilov’u ülkeye davet eden milletvekili Zekariya Kutsnaşvili’nin de istifasını istemeyi sürdürdü.

Eylemlere yapılan müdahalelerin ardından talepler arasına İçişleri Bakanı’nın istifası ve orantısız güç kullanımından sorumlu polis memurlarının cezalandırılması da eklendi. Temmuza kadar tempolu devam eden eylem dalgası eski kitleselliğini kaybetse de halen ara ara kendisini gösteriyor. Protestolarda tutuklanan eylemcilerin serbest bırakılması ve seçim sisteminin değiştirilmesi süren eylemlerin temel taleplerini oluşturuyor. Eylemciler aslında seçim sistemi konusunda da somut kazanımlar elde etti. İktidardaki Gürcü Rüyası Partisi’nin başkanı Bidzina İvanişvili yaklaşan 2020 seçimlerinde, yarı nispi seçim sisteminin protestocuların istediği gibi tam nispi hale getirileceğini ve barajın da düşürüleceğini duyurdu. Protestolar sırasında ortaya çıkan şiddetten sorumlu tutularak tutuklanan, Birleşik Ulusal Hareket Partisi başkanı Nika Melia da protestocuların talepleri doğrultusunda kefalet ücretiyle serbest bırakıldı. Gürcistan eylemleri, muhalefet partilerinin doğrudan katılımını içermesi ve ortaya çıkış nedenleriyle, siyasi partilerden bağımsız gelişen ve talepleri tamamen farklı olan 2019 isyanlarının çoğundan farklılaşıyor.

BOLİVYA’DA BOLİVARCI İKTİDAR ZORDA

20.yüzyıl boyunca “Amerika’nın arka bahçesi” olarak görülen Latin Amerika, 21. yüzyıla hızlı girmiş, “21. yüzyıl sosyalizmi”, ya da “Bolivarcılık” olarak tanımlanan bir dalgayla bağımsızlıkçı, halkçı iktidar ve hareketlere sahne olmuştu. Bolivarcı dalganın başını iki önemli lider çekiyordu: Venezuela’da Hugo Chavez, Bolivya’da Evo Morales... Chavez’in ölümünden sonra Venezuela’da işler kötüye giderken Bolivya’daki “Bolivarcı Devrim” ise henüz Morales hayattayken zora girdi. Ekim ayında dünyayı sarsan eylem fırtınası Bolivya’yı da vurdu. Morales, 20 Ekim’de yapılan genel seçimden galip ayrıldığını açıklasa da muhalefet bunu inandırıcı bulmadı ve seçim yolsuzluğu iddiasıyla sokaklara indi.

Göstericiler 21 Ekim’den itibaren oyların uluslararası bağımsız kurumlar tarafından yeniden sayılması ve Morales’in istifa etmesi talebiyle alanları doldurdu. Bolivya’daki seçim sisteminde tıpkı Güney Amerika’da diğer başkanlık rejimlerinde olduğu gibi, Başkan’ın ilk turda seçilebilmesi için ya yüzde 50’yi aşması ya da en yakın rakibiyle arasında yüzde 10 fark olması gerekiyor. Bolivya seçim kurulu Morales’in oyunu yüzde 47,08 muhalefet lideri Carlos Mesa’nın oy oranını ise yüzde 36,51 olarak açıkladı. Böylelikle Morales kıl payıyla ilk turda başkan seçiliyordu. Ancak göstericiler, oyların yüzde 84’ü sayılana kadar aradaki fark çok daha az seyrederken canlı yayındaki oy sayımının durduğunu ve yeniden başladığında ise farkın açıldığına dikkat çekerek hile yapıldığına inanıyor. Muhalefet seçimlerin yenilenmesi ya da bağımsız bir uluslararası kurum tarafından oyların yeniden sayılması talebini yükseltmeyi dirençle sürdürünce, Morales uluslararası gözlemciyi kabul etmek durumunda kaldı. Hükümet, denetçi kurum olaraksa Kuzey ve Güney Amerika’daki tüm ülkelerin üye olduğu Amerikan Devletleri Örgütü’nü (ADÖ) seçti. ADÖ’nün görevlendirdiği İspanya, Paraguay ve Meksika kökenli denetçiler, 31 Ekim’de görevlerine başlarken, denetleme işleminin 12 güne kadar uzayabileceğini duyurdu. Ne var ki, bu inceleme protestoların hararetini düşürmeye yetmedi. Bazı muhalefet figürleri, halkın “Moralessiz bir seçim talep ettiğini” ve bu gerçekleşmeden protestoların sona ermeyeceğini söylüyor.

Bolivya’daki isyan bu dizide incelediğimiz pek çok isyandan farklı olarak net bir lider figürüne sahip. Muhalefetin başkan adayı Carlos Mesa… Kendisi de sol kökenli olan ancak şu an ABD tarafından da desteklenen Mesa, Morales yönetimi hakkındaki yolsuzluk iddialarını temel alan başarılı bir kampanya düzenlemişti. Seçim yolsuzluğu iddialarından sonra ülkenin merkez sağ partisi konumundaki Hıristiyan Demokratları da arkasına alan Mesa, yüksek işsizlik oranı ve hayat pahalılığından yakınan gençlerin umudu haline geldi. Çoğunluğu gençlerden oluşan kitleler 25 Ekim’de “Burası Venezuela değil, burası Küba değil” sloganlarıyla yürüdü. Yeniden seçime gidilmeyeceğini ve ADÖ’nün yapacağı denetimin tüm partiler için bağlayıcı olması gerektiğini söyleyen Morales kentlerde yoğun protestolarla karşılaşsa da halen köylerin ve ülkedeki yerli halkların güçlü desteğine sahip. Bolivya’daki eylem dalgası genel olarak barışçıl gösterilerle ilerlese de zaman zaman polisle göstericiler arasında şiddetli çatışmalar çıktı. Hükümet açıklamasına göre 21 Ekim’den beri süren eylemlerde şu ana kadar 21 kişi yaşamını yitirdi.

GİNE BİSSAU’DA ‘SEÇİM YAPILMASIN’ EYLEMLERİ

Dünyanın üç Ginesinden biri (Papua Yeni Gine ve sade Gine’den hariç) olan Afrika ülkesi Gine-Bissau’da protestolar ilginç bir taleple başladı. Dünyanın geri kalanında isyancılar seçim isterken Gine-Bissau’daki muhalifler seçimin ertelenmesini talep ederek meydanlara çıktı. 15 yıldır iktidarda olan ve muhalefet tarafından diktatörlükle suçlanan Jose Mario Vaz’ın Aralıkta’ki seçimleri Kasım’a çekmesi üzerine, baskın seçimle muhalefeti hazırlıksız yakalamak istediğini düşünen muhalifler kitlesel protesto eylemleri düzenledi. Polisin sert müdahalesi sonucu bir eylemci hayatını kaybetti.

İRAN, PATLAMAYA HAZIR BARUT FIÇISI

2019’da hiç durulmayan bir ülke de İran’dı. Aslında İran’da bir değil birden fazla gündemle toplumsal hareket yaşandı. Daha fazla özgürlük isteyen kadınlar, laiklik ve demokrasi isteyenler zaten hep ayaktaydı. Bu yıl bunlara, yolsuzluğa ve hayat pahalılığına direnenlerle yaşanan sağlık skandalları sonrası sokağa dökülenler eklendi. İran yeni yıla hareketli girdi. 2 Ocak’ta kitleler Zayanderud kentinde uzun süren musluk suyu kesintisi üzerine sokakları doldurdu. Güvenlik güçleri protestoculara gaz bombaları ve havaya ateş açarak müdahale etti. 22 Ocak’ta bu kez parlamento önünde emeklilerin protestoları vardı. Bu protestolar her kesimden demokrasi yanlılarının katılımıyla genişledi. Sloganlar arasında; “İşkenceler ve zorla alınan itiraflar artık bize fayda etmez” de yer alıyordu. İki gün sonra bu kez beş farklı bölgede öğretmenler yaşam koşullarını protesto etmek için grevde ve alanlardaydı. 14 Şubat’ta öğretmenler, Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli şehirlerindeki ofislerinin önünde toplanarak protesto gösterilerine devam etti. 26 Şubat’ta iki büyük şehir Tebriz ve Şahrud’da demiryolu işçileri greve gitti. Aynı gün parlamento önünde düşük ücretler protesto ediliyordu. 3 Mart’ta İranlı öğretmenler üç günlük genel grev ve oturma eylemine gitti. Ertesi gün cep telefonu satıcıları da İletişim Bakanlığı’nın yeni düzenlemelerini protesto için sokaklardaydı. 5 Mart’ta bu kez 14 aydır maaş alamadığını söyleyen Çamşir Barajı işçileri greve gitti. Aynı gün tarım bakanlığı işçileri düşük maaşları protesto ediyordu. Tebriz ve Loristan’da demiryolu grevleri sürüyordu. Ertesi gün İsfahan’da emekliler alanları doldurdu. “İslam Devrimi bir hataydı” yazıyordu pankartlarda, eylemciler “Yalancı Ruhani istifa et!” sloganları atıyordu. 7 Mart’ta yine öğretmenler onlarca şehirde ayaklanmıştı. 1 Mayıs, işçilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin birleşik gösterilerine sahne oldu. 2 Mayıs’ta öğretmen direnişi sürdü. Yaz aylarında ise Fransa’daki “sarı yelekliler” isyanından ilham alan İranlı muhaliflerin sarı yelekli eylemleri vardı. 9 Eylül’de İran, tek bir kadının bireysel eylemiyle sarsıldı. 29 yaşındaki Seher Hudayari tuttuğu takımı, İstiklal'i, Azadi Stadyumu'nda izleyebilmek için erkek kılığına girmişti. Yakalanmış, hapse atılmış ve 6 ay hapis cezasına çarptırıldığı söylenmişti. Mahkemenin dışında üzerine benzin döküp kendini ateşe verdi ve bir hafta sonra yaralarından ötürü hayatını kaybetti. Bu eylemin sonucunda İran devleti, kadınların futbol maçlarını izlemesine izin vermek zorunda kaldı.

Ekim ayında İran bu kez bir sağlık skandalıyla çalkalandı. İran’ın Çaharmahal ve Bahtiyari eyaletine bağlı Lurdigan ilçesinde yer alan Çenar Mahmudi köyünde bir sağlık ocağında yaşananlar, büyük protestolara yol açtı. Sağlık ocağı personelinin tek kullanımlık enjektörü birden fazla kişi için kullanması sonrasında onlarca kişiye HIV bulaştığı tespit edildi. Olayın duyulmasının ardından yetkilileri “ihmalkarlıkla” suçlayan Lurdigan halkı, valilik ve sağlık müdürlüğü önünde protestolara başladı.
 Zorunlu başörtüsünü protesto eden İnkılap Caddesi Kızları hareketiyse yıl boyu durulmadı. 27 Aralık 2017’de İnkılap Caddesi’nde başörtüsünü çıkaran genç kızlarla başlayan kadın direnişi 2019’da da varlığını sürdürdü. 2019 küresel isyan dalgasının en sıcak ayı olan Ekim’de İran görece sakin olsa da yıl boyu görülen protestolar İran’da çok farklı taleplerle çok çeşitli kesimlerin isyana hazır olduğunu söylüyor. İran halkı dini baskı, anti-demokratik yönetim, kadın erkek eşitsizliği, gelir adaletsizliği, işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk gibi sorunlar nedeniyle her an patlamaya hazır bir bomba gibi adeta.

VENEZUELA BU YIL DA DURULMADI

Venezuela, Latin Amerika’daki Bolivarcı devrimin ilk yola çıktığı ülke olmuştu. Ne var ki devrimin karizmatik lideri Hugo Chavez’in ölümünün ardından, onun döneminde halı altına süpürülen sorunların artık ertelenemez hale gelmesiyle dünya petrol fiyatlarındaki ani düşüşün ülke ekonomisini zora düşürmesi üst üste çakıştı. Halef Nicolas Maduro’nun başkanlığı bu yüzden hiç dinmeyen kargaşalıklara sahne oldu. Maduro ilk başkanlık seçiminde ABD destekli muhalefet karşısında zafer kazansa da ardından gelen parlamento seçimlerini kaybetti ve ülkede bir ikili iktidar durumu ortaya çıktı. Venezuela’da 2014’te başlayan ve ardında 200’ün üzerinde can kaybı bırakan güçlü protesto dalgası 2017’de hız kesmiş ve Maduro’nun iktidarı koruduğu izlenimi yaygın görüş olmuştu. Ne var ki Latin Amerika ülkesi, 2019’a da krizle girdi. Sokak muhalefetinin ana çatısı olan Demokratik Birlik Masası’nın (Mesa de la Unidad Democrática - MUD) adil bir seçim yapılamayacağı düşüncesiyle boykot ettiği 20 Mayıs 2018 seçimlerinde Maduro oyların yüzde 67,8’ini alarak ikinci kez başkan seçilmişti. Seçimlere katılım, resmi seçim kurulu rakamlarına göre yüzde 46, MUD’a göreyse yüzde 26 düzeyinde gerçekleşmişti. Batı dünyası seçimleri tanımamış (seçimleri tanıyan tek NATO ülkesi Türkiye’ydi) muhalefet de seçim sonuçlarını geçersiz ilan etmişti. 10 Ocak 2018’de Maduro, Anayasa Mahkemesi’nin seçim sonuçlarına göre verdiği yetkiyle 6 yıl için daha yemin etti. MUD bunun üzerine yeniden eylem çağrıları yapmaya başladı ve beklenen isyan 23 Ocak’ta patlak verdi. Gösterilerin temel talepleri; Maduro’nun derhal istifa etmesi, bir geçiş hükümeti kurulması ve bu hükümetin gözetiminde adil ve özgür seçimlerin yapılmasıydı. 23 Ocak eylemlerinde 16 yaşında bir gencin ölümüyle olaylar iyice alevlendi. 24 Ocak’ta Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez, olayları darbe girişimi olarak nitelendirerek halka Başkan Maduro’ya destek verme çağrısında bulundu.

29 Ocak’ta ABD, Venezuela’nın ABD’deki tüm mal varlığını MUD’ın desteklediği ve Batı tarafından ülkenin meşru lideri olarak tanınan Juan Guaido’ya transfer edeceğini açıkladı. Bunun üzerine Venezuela Anayasa Mahkemesi Guaido’nun ülke dışına çıkmasına yasak getirdi ve yurtdışına çıkışını yasakladı. 30 Ocak’ta bu kez binlerce Maduro yanlısı sokağa çıktı. Devam eden ekonomik, toplumsal ve siyasal krizin yarattığı halk sağlığı tehlikesi üzerine Guaido Şubat ayında, gelişmiş ülkelere insani yardım çağrısında bulundu. Maduro hükümeti, Kolombiya üzerinden gelecek “insani yardım”ın içişlerine müdahale olduğunu öne sürerek, Kolombiya sınırını kapattı ve bölgeye askeri yığınak yaptı. Mart ayında krizin boyutu ülke çapında elektriğin ve şebeke suyunun kesilmesine kadar vardı.

Guaido, Nisan ayında, Maduro’yu devirmek için “Özgürlük Operasyonu” adı verdiği harekatı başlattı, orduyu desteğe çağırdı, onbinlerce kişi sokaklara döküldü. Polis göstericilere plastik mermiler ve gaz bombalarıyla müdahale etti. 16 Nisan’da hükümet, Kızıl Haç’ın ilk insani yardım paketinin ülkeye girişine izin verdi. 30 Nisan’da Guaido ve ona bağlı silahlı güçler yeniden ayaklanarak ev hapsinde tutulan muhalif Leopoldo Lopez’i serbest bıraktı.

1 Mayıs binlerce Guaido destekçisinin gösterilerine sahne oldu. Öte yandan Maduro da kendisini destekleyen işçilerle buluşarak son 30 Nisan’da başlayan ayaklanmanın bir darbe girişimi olduğunu ve arkasında ABD’nin bulunduğu bu girişimin püskürtüldüğünü açıkladı.

30 Nisan ayaklanmasının başarısız olmasının ardından Venezuela’da muhalefetin eylemleri düşük yoğunlukla devam ediyor. Ülke, dünya çapında küresel isyanın yaşandığı Ekim ayını ilginç bir şekilde sakin geçirdi. 2019’daki protesto eylemlerinde 100’ün üzerinde ölümün yaşandığı Venezuela’da ikili iktidar durumu ve ekonomik kriz tüm şiddetiyle sürüyor. 

 

 

 

ETİKETLER

Editörün Seçimi