Yaşasın 'Kelebekler' yaşasın haklılığımız (3): Yerel 'Rosa’lar 25 Kasım’a hazırlanıyor

Özlem TEMENA


TÜKENMEZ HABER - Maria Mirabal … Minerva Mirabal… Patria Mirabal … Kod isimleriyle, “Kelebekler” ya da Mirabal Kardeşler…”

Onların adının bugüne taşıyan diktatörlüğe karşı verdikleri mücadele oldu. Üç kız kardeş 1930’dan 1960’a kadar Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten Rafael Trujillo diktatörlüğüne karşı savaştı.

Mirabal Kardeşler, diktatör Trujillo’nun “Ülkede iki tehlike var: Kilise ve Mirabal Kardeşler” sözlerinin ardından 25 Kasım 1961’de diktatörlüğün askerleri tarafından tecavüz edilerek öldürüldü.

Onların diktatörlük tarafından katledildiği 25 Kasım bugün tüm kadınların şiddete ‘baş eğmiyoruz’ dediği, alanlarda mücadeleyi örgütlediği bir gün haline geldi.

Kadına yönelik şiddetin hız kesmediği, kadın haklarına yönelik saldırıların örgütlü bir biçimde devam ettiği Türkiye’de de kadınlar ‘kelebek’ olup erkek şiddetinin karşısına çıkıyor.

Yazı dizisinde, ‘ayrımcılığa karşı ‘la havle’ demeye geldik diyen Havle Derneği, kadın davalarının yakın takipçisi Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun avukatlarından İpek Bozkurt, kadın davalarından tanıdığımız Diren Cevahir Şen, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanvekili CHP Milletvekili Candan Yüceer ve dünya kadın mücadelesinden örnekler’ okuyacaksınız.

Dosyamızın bugünkü konuğu Rosa Kadın Derneği. Kadına yönelik şiddetin türlü halleriyle mücadele eden Rosa Kadın Derneği’nin hikâyesini Adalet Kaya anlattı.

YERELDEKİ ROSA’LARDAN ROSA LÜXEMBURG’A

Rosa Kadın Derneği'nin kadınlara yönelik şiddete karşı düzenlenlediği 21 Haziran eylemi

OHAL KHK’larının ardından birçok Kürt kadın derneği kapatıldı. Ancak kadın örgütleri küllerinden yeniden doğarak filizlendi. Kapatılan derneklerin ardından yeniden doğan derneklerden birisi de Rosa Kadın Derneği. Kadına yönelik şiddetin türlü halleriyle mücadele eden Rosa Kadın Derneği’nin kurucularından Adalet Kaya’yla, 25 Kasım’ı ve Kürt kadınlarının taleplerini konuştuk. Rosa Kadın Merkezi’nin amacı şiddete uğrayan kadınların ve çocukların başvuru noktası olmak.

Rosa Kadın Derneği’nin, derin bir toplumsal ihtiyaçtan doğduğunu belirten Kaya isim hikayesini ise şöyle “Rosa öne çıkan önerilerden biriydi. Rosa Luxemburgʼdan esinlendik, “bizim de Rosa’larımız var” demek istiyorduk. “Yerelden çıkan Rosaʼlardan evrensel Rosa’lara” demek için bu ismi seçtik.”

YERELDEKİ ROSA’LARDAN ROSA LÜXEMBURG’A

Derneğinizin kuruluş hikayesinden kısaca bahseder misiniz?

Biliyorsunuz ki 2016 yılında başlayan OHAL uygulamaları ve KHK’larla kapatılan kadın kurumlarının yaratmış olduğu ve toplumda etkileri hissedilen o büyük boşluğu doldurmak elzem olmuştu. OHAL döneminde 11 Kadın Derneği, 1 çocuk hakları derneği kapatıldı Kürdistan’da.

Kadın özgürlüğünü ve eşitliğini savunan kadın dernekleri KHK ile mühürlenirken; kayyum atanan 94 DBP’li belediyenin 43 kadın merkezi ve belediyeye bağlı çalışma yürüten 3 kadın sığınağı kapatıldı. Sivil toplumun böyle yara aldığı bir dönemde bir yandan siyasal mücadele devam ederken, sosyal alanda bir boşluk oluştuğunu ve çalışmalar yürütmek amacıyla bir dernek kurmamızın gerekli olduğunu görüp hızla çalışmalara başladık. Ağustos 2018’de başlayan çalışmamızın sonucunda ROSA Kadın Derneğini kurduk ve 29 Aralık 2018 günü açılışımızı yaptık. Farklı alanlardan gelen ancak ortak noktaları kadın çalışması olan, kadın alanında saha ve yönetimsel düzeyse veya siyasal alanda mücadele etmiş 7 kadın arkadaşla birlikte kurucu çalışmayı yürüttük. Velhasıl, Rosa’nın fikriyatı ve hikayesi derin bir toplumsal ihtiyaç sonucunda ortaya çıktı.

Kendimizi Türkiye kadın hareketinin ve dünya kadın hareketinin bir parçası, önemli bir dinamiği olarak görüyoruz. O nedenle isim belirlerken evrenseli ve yereli aynı anda temsil edecek bir isim düşündük. Yereldeki Rosa’lardan, Rosa Lüxemburg’a atıfta bulunarak; Rosa ismini yürütülen tartışmalar sonucunda kararlaştırdık.

‘SAVAŞ POLİTİKALARI NEDENİYLE ŞİDDET ARTIŞ GÖSTERDİ’

25 Kasım’a giderken kadınlar nasıl bir tabloyla karşı karşıya?

Özellikle bölgedeki kayyım uygulamaları ve sürdürülen savaş politikaları sonucunda şiddet çok ciddi oranlarda artış gösterdi. Yapısal olarak şiddetin yaygın söylemlerle yeniden üretildiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Son yedi ayda Diyarbakır’da beş kadın katledildi, hem de en yakınları tarafından. Şiddetin boyutları dehşet verici düzeyde arttı. Böylesi bir ortamda bu 25 Kasım’a büyük önem atfediyoruz.

‘GÜÇLÜ BİR DAYANIŞMAYLA MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYİ HEDEFLİYORUZ’

Kürt illerinde kadınların 25 Kasım alanlarına yansıyan talepleri neler olacak?

Bu yılki şiarımız “erkek devlet şiddetine karşı sen de ayağa kalk, örgütlen” Devlet kaynaklı şiddetin erkek şiddetini yeniden ürettiğini ve körüklediğini düşünüyoruz. Bu nedenle kayyım uygulamaları ve savaş politikalarına karşı olduğumuzu ve şiddetin kaynağının kurutulması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Tam da bunların karşısında güçlü bir örgütlenme ve dayanışma ile mücadeleyi büyütmeyi hedefliyoruz.

‘KÜRT KADIN HAREKETİ EŞBAŞKALNLIK SİSTEMİNİ SUNMUŞTUR’

Kürt kadınları hareketi, Türkiye’de kadın mücadelesine nasıl yön veriyor?

Kürt kadın hareketi, siyasal alanda ortaya koyduğu eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sistemi ile dünyaya bir model sunmuştur ve bu dünya kadınlarının kazanımıdır. Ayrıca yerel yönetim sistemi içerisinde ortaya koyduğu model, kadını tüm karar alma süreçlerine katma, söz söyleme ve yetki sahibi olması açısından çok değerlidir. Çok değerli kadın kazanımlarıdır. Ayrıca her türlü şiddete karşı mücadele konusunda, kayyımlardan önceki süreçlerde şiddetin azalması, kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda büyük başarılar göstermiştir.

 ‘UYGULANMIYOR ÇÜNKÜ KADINI KORUYAN YASALARI AİLE DÜŞMANI OLARAK GÖRÜYORLAR’

Kadını şiddete karşı koruyacak en büyük dayanaklardan birisi de İstanbul Sözleşmesi ve 6284. Ancak rakamlar bu kanunların uygulanmadığının habercisi. Yasalar neden uygulanmıyor?

Kadını aile içi şiddete karşı koruyan iki önemli belge ve çerçevesi oldukça da geniş. Önleyici tedbirler konusunda da yeterli hükümler içermesine rağmen ne yazık ki uygulanmıyor. Uygulama alanında yaşanan aksaklıklar hem bilinçsizlikten kaynaklı hem de gerçek anlamda bir kadın düşmanlığından. Kadını bile isteye ev, aile kavramlarına kutsiyet atfederek özel alana hapsetmeye ve yaşadıkları şiddet sarmalından çıkamamaya dönük olarak idari makamlarca uygulanmıyor. Adli organlarca da uygulanmayarak bu durum onaylanıyor. Adli ve idari makamların bu yaklaşımlarının kaynağı da iktidarı temsil eden kişilerce; İstanbul sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın aile düşmanı olarak lanse edilen söylemleridir.

‘NAFAKAYI SINIRLANDIRMA TARTIŞMASI BiLE ŞİDDETTİR’

İkinci yargı paketinde yer alan çocuk ve kadın haklarına yönelik düzenlemelere nasıl yaklaşıyorsunuz?

Nafaka hakkının sınırlandırılması meselesi zaten tamamen çarpıtılmış söylemler ve argümanlarla tartışılmaya açıldı yeniden. İştirak nafakası ve yoksulluk nafakası olarak iki ayrı nafaka yasal olarak düzenlenmiş ki zaten hiçbir kadına sınırsız nafaka bağlanmıyor. Hali hazırdaki yasal düzenleme bile iyileştirilmeye muhtaçken ortalaması 300 TL olan ve iştirak nafakası olarak çocuklara ödenen nafakayı sınırlandırmaya yönelik tartışmanın kendisi bile şiddettir.

Çocuk istismarcılarına af düzenlemesi tartışmaları çok vahim ve utanç verici. Hem çocuk istismarının önünü açıp yaygınlaşmasına neden olacak hem de erken yaşta evliliklere, evlilik yaşının düşürülmesine yönelik düzenlemelerdir. Tartışılmasının bile uygunsuz olduğunu ve şiddeti yeniden ürettiğini düşünüyor ve bu konuda mücadeleden asla geri durmayacağımızı ifade etmek istiyorum.

 

ETİKETLER

Editörün Seçimi