'Ekonomiye güven zayıf, yatırım düşük'

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından açıklanan Yeni Ekonomi Programı'nda sunulan hedefleri eleştirdi.

'EMARELER İÇ AÇICI DEĞİL'

Kaslowski, "İç ve dış talep; yatırım iştahını tetikleyecek durumda değil. Dış talep açısından, en büyük pazarımız olan Avrupa’dan gelen emareler iç açıcı değil. Dünyanın kalan bölgeleri açısından da dış ticarette büyüme beklenmiyor. Elbette iç talep toparlandıkça yatırım iştahı da artacaktır. Ancak bu toparlanma belli şartlar altında ve daha uzun bir zaman dilimine yayılacaktır. Programda belirtildiği gibi güçlü bir iç talep ve büyüme geri geldiği durumda cari açığımızın da aynı anda düşmesi oldukça zordur. Burada yapısal bir dönüşümü gerçekleştirmek daha uzun bir zaman ve reformların kararlılıkla gerçekleştirilmesini gerektirir. Sonuç olarak YEP’in hedeflerine nasıl ulaşılacağı konusunu çalışmamız gerekiyor" dedi.

DEMOKRASİ VE HUKUK VURGUSU 

Gelişmiş ülke kategorisine geçebilmek için demokrasi ve hukuk devletinin tartışma konusu edilemeyecek bir düzeye getirilmesi gerektiğini belirten Kaslowski, "Yalnızca ekonomide değil, temel hak ve özgürlükler, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, insan hakları gibi konularda da ilerleme kaydetmek zorundayız. Bizim için özgürlüklerle güvenlik arasında bir çelişki yok. Tersine özgürlük alanlarının genişlemesi şiddet eğilimini azaltır, diyalog yoluyla sorunların çözümünü kolaylaştırır. Aynı çerçevede, Belediye başkanlığı veya benzeri seçimle gelinen bir kamusal görevin hem hukuk devleti kuralları çerçevesinde denetimi, hem de demokratik meşruiyetine saygı önemlidir" diye konuştu..

İşte Kaslowski'nin açıklamarı;

'EKONOMİYE GÜVEN ZAYIF'

"Küresel dinamikler değişiyor. Bilgiye hızla ulaşılıyor; veri hızla derinleşiyor; tüketici tercihleri çeşitleniyor ve bunlara bağlı olarak beklentiler hızla artıyor. Daha çevre dostu olanı, daha az doğal kaynak kullananı talep eden bir dünya var ve ekonomiler buna kayıtsız kalamıyor. İş dünyası için de, bu dinamikleri dikkate alan iş modellerini hızla geliştirmeleri artık kaçınılmaz. Üretim ve hizmet süreçlerinin dijitalleşmesinde kaydedilecek ivme rekabet avantajının en belirleyici bileşeni oluyor. Tüm bu süreci bütüncül değerlendirdiğimizde hem teknolojiyi üretim sistemine entegre etmemiz hem de teknolojiyi ülkemizde üretmemiz gerekliliğini net bir şekilde görüyoruz. Diğer yandan, ekonomimizde zorluklar devam ediyor. Geçen yıl başlayan ekonomik daralma nedeniyle işsizlik oranı yüksek, talep koşulları zayıf. İhracatımızda da maalesef küresel duraklama nedeniyle bir yavaşlama hissediliyor. Ekonomiye güven henüz zayıf ve yatırım iştahı son derece düşük. Bu yılı sıfıra yakın bir büyümeyle kapatacağız. Önümüzdeki yıl finansman maliyetlerindeki gerilemenin talebi bir miktar olumlu etkileyebileceğini düşünüyoruz. Ancak krizin altında yatan asıl nedenleri ortadan kaldırmadan yüksek büyüme oranlarına tekrar dönmemiz mümkün görünmüyor."

'EN SON 2001 KRİZİNDE GÖRMÜŞTÜK'

Mevcut koşullarda birikmiş finansal sorunlarımız büyüme üzerinde baskı yaratmaya devam edecek. Küresel koşullar ucuz finansmanı desteklediği ölçüde sorun yokmuş gibi görülse de geçmiş yıllarda kurda görülen yüksek artış şirket bilançolarında önemli oranda hasar yarattı. Bu hasarı taşıyarak devam etmek çok maliyetli ve sürdürülemez. Ülkemizin döviz cinsinden yüksek miktarda borcu var. Yeni Ekonomi Programımızın açıklandığı gün bir veri daha açıklandı: Özel sektör ve kamunun toplam dış borcu milli gelirin %61,9’una ulaştı. En son 2001 krizinde %56’yı görmüştük.

'ŞİRKETLER ÇEKİNİYOR'

Geçtiğimiz 4 yılda doların değeri TL’ye kıyasla 2,5 kat arttı. Geri ödenebilir durumdaki pek çok kredi bu nedenle ödenemez hale geldi. Bankalar mümkün olduğunca bu borçları yeniden yapılandırıyorlar. Ancak bu sefer de taze kredilere, ekonominin sağlıklı alanlarına kredi akışı yavaşlıyor. Kaynaklar sorunlu kredilerde kilitli kalıyor. Bu sorunu çözmeden ne şirketlerin yeni yatırım yapabilmesi ne de bankaların büyük oranda yeni kredi verebilmesi mümkün değil. Geçtiğimiz yıl yaşadığımız tam olarak buydu. Bugün reel sektörde güven hala zayıf. Şirketler birbirlerine vade açmaktan dahi çekiniyorlar.

Belediye başkanlığı veya benzeri seçimle gelinen bir kamusal görevin hem hukuk devleti kuralları çerçevesinde denetimi, hem de demokratik meşruiyetine saygı önemlidir. Demokrasi de, ülkedeki güven unsurunun tam olarak sağlanması da bunu gerektirir.

Tüm çalışmalar demokrasi alanında ilerleme kaydeden ülkelerin gelişmiş ülke ligine daha kolay atladıklarını gösteriyor. Yalnızca ekonomide değil, temel hak ve özgürlükler, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, insan hakları gibi konularda da ilerleme kaydetmek zorundayız.

Özgürlük alanlarının genişlemesi, insanların düşündüklerini özgürce ve korkmadan söyleyebilmesi yaratıcı ve eleştirel düşüncenin gelişebilmesi için şarttır. Gelişmiş ülke kategorisine geçebilmek için önemli hedeflerimizden biri artık ülkemizde demokrasi ve hukuk devletinin tartışma konusu edilemeyecek bir düzeye getirilmesi olmalıdır. Bu çerçevede, içerde ve dışarda ülkemize, kurumlarımıza ve demokrasimize güveni artırmak ekonomimizi de güçlendirecektir.

O zaman yatırım ortamı da iyileşecek, iş insanları olarak işlerimize, rekabet gücümüze odaklanabileceğiz, istihdam yaratabileceğiz. Aynı doğrultuda, ülkemizin 21. yüzyılda küresel rekabeti gücü için elzem olan Avrupa Birliği süreci ve çağa uygun bir gümrük birliği anlaşması güncellenmesi de mümkün olacaktır. Türkiye hem Avrupa siyasal ve ekonomik sistemi içinde yer alan, hem de bir Avrasya merkez olarak yükselen bir ülke olmayı başardıkça dünyada güçlü bir demokrasi ve ekonomi ve teknoloji ve sosyal kalkınma ülkesi olacaktır. Van da coğrafi konumunu ve ekonomik potansiyeli ile bu yönde bir Türkiye vizyonunun, 21. yüzyılda güçlü bir Türkiye hikayesinin dinamizm kaynaklarından biri olmayı hak etmektedir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi