21 Şubat Dünya Anadil Günü: Anadilleri farklı, talepleri ortak

Necmi ŞAHİN


TÜKENMEZ HABER - 17 Kasım 1999, Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Anadil Günü olarak ilan edildi. İlk kez 21 Şubat 2000'de kutlanmaya başlanan Dünya Anadil Günü'yle 20 yıldır anadil ile ilgili farkındalığı arttırmak, çok dilliliği savunmak, dillerin unutulmamasını sağlamak amaçlanıyor.

21 Şubat Dünya Anadil Günü 20 yıldır kutlansa da günün önemi 68 yıl öncesine dayanıyor... 1952'de Pakistan'ın resmi dili olan Urducanın Bangladeş halkının da resmi dili olduğu şeklindeki dayatmasına tepki olarak ortaya çıkan ‘Bengal Dil Hareketi’ eylemliliklerine ve bu eylemlerin şiddetle bastırılmasına dayanıyor. 21 Şubat 1952’de birçok öğrenci, anadillerinin resmi dil olarak kabul edilmesi amacıyla yaptıkları eylemde öldürüldü…

HER 2 HAFTADA BİR DİL YOK OLUYOR

Anadille ilgili BM’nin paylaştığı verilerine göre dünyada 7 binden fazla dil konuşulsa da her 2 haftada bir dil yok oluyor. Yok olan dille beraber dilin ait olduğu kültür ve toplumsal hafıza da yitip gidiyor.

Türkiye'de anadili Türkçe olmayanlar, dillerini yaşatma mücadelesi veriyor. Devlet nezdinde ‘bilinmeyen diller’ olarak tanımlanan dilleri konuşan insanlar, Sivil Toplum Dernekleri, (STK) çeşitli platformlar, girişimlerle dillerini yaşatmaya çalışıyor.

Laz Kültür Derneği Başkan Yardımcısı İrfan Çağatay “Türkiye’de farklı bir dil konuşmak bir Cumhuriyet geleneği olarak, ‘makbul bir davranış’ olarak kabul görmüyor” diyor ve bu imajı yıkmak için çalıştıklarını söylüyor.

Kürt Dil Platformu Sözcüsü Şerefxan Cizîrî, Kürtçe’nin günlük yaşam içerisinde konuşulmasının hayati önemde olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bu diğer dillere veya Türkçeye düşmanlık anlamına gelmiyor. Bu bir zenginlik ve dilimizin kaybolmaması için buna sahip çıkmamız gerekiyor.”

Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Yılmaz Dönmez, Türkiye’de 40 yaşın altında anadilini çok iyi bilen neredeyse bir Çerkes’in bile kalmadığını belirterek anadilde eğitimin önemine vurgu yapıyor:

“Anadilde eğitim talebimiz var. İsrail’de iki Çerkes köyü var, bunlardan biri Kfar Kama köyü 3 bin 500 kişi yaşıyor. Diğer köy Reyhaniye, burada da bin 200 kişi yaşıyor. Burada Çerkesçe eğitim anasınıfından başlıyor ve Lise son sınıfa kadar sürüyor. Yaklaşık 5 bin kişilik bu iki köyde Çerkesçenin en yoğun ve en güzel konuşulduğu yerler. Bütün sokak isimleri, işyerlerinin isimleri Çerkesçe. O iki köy dili yaşatma ve konuşma noktasında anavatanımız Kuzey Kafkasya’dan çok daha iyi bir durumda. 4 yaşındaki çocuktan en yaşlısına köydeki herkes Çerkesçe konuşuyor. Çünkü eğitimini görüyor. Bu bizim için de bir model, aynı şeyin Türkiye’de olması bizi tabii ki mutlu eder.”

İstanbul’da İSMEK kurslarında Kürtçe eğitim verilmesi konusunda öncülük eden Hakkı Savunanlar Platformu Başkanı İlyas Buzgan ise Kurmanci ve Zazaca kurs açılması talebinde bulunmalarına karşın Zazaca kursların açılmadığını söylüyor. Buzgan, Türkiye’de 2 milyon üzerinde insanın Zazaca konuştuğunu belirterek, “Her şeyden önce Zazaca konuşanların dili kullanarak yaşatması gerekiyor. UNESCO kaybolan diller arasına Zazacayı da aldı. Dolayısıyla kaybolmaya yüz tutmuş bir dil Zazaca, günlük yaşamda Zazaca konuşulması lazım, bu dili yok olmaktan kurtarır” diyor ve ekliyor: “Bu tek başına yeterli değil tabii ki.”

Türkiye’de dilini kültürünü yaşatmaya çalışan insanların anadilleri farklı olsa da talepleri büyük ölçüde ortak: Dillerinin devlet tarafından tanınması ve eğitim dili olması…

‘SADECE LAZCANIN DEĞİL, DİĞER DİLLERİN DE YAŞAMASINI İSTİYORUZ’

Tükenmez Haber’e konuşan Laz Kültür Derneği Başkan Yardımcısı İrfan Çağatay, Dünya Anadil Günü nedeniyle anadilin öneminin artık en azından sosyal medya anımsandığını ve farkındalığın arttığını belirterek, “Keşke yılın diğer günlerinde de hatırlansa. Dünya Anadil Günü’nün bir birlikteliğe kültürel zenginliğe vesile olmasını istiyoruz. Dolayısıyla sadece Lazcanın değil, diğer dillerin de yaşamasını istiyoruz. Lazca’nın unutulmaya başlanması tarihsel bir süreç. Tabii ki Türkiye’deki siyasal, ekonomik, sosyal dönüşümle daha da hızlanmış bir süreç var. Dilin yaşaması için devlet kurumlarının müdahalesi gerekiyor, dilin yaşatılması sadece kişilerin veya birkaç STK’nın tek başına yapabileceği bir şey değil. Globalleşen dünyada birkaç yüz bin kişinin konuştuğu dillerin eğitim sistemine dahil olmadan hayatta kalmaları çok zor. Dolayısıyla anadilin mutlaka okullarda öğretilmesi lazım. Bunun yanında anadilde yayın yapılması gerekiyor. Bunlar olmadığında dil sadece Dünya Anadil Günün’de hatırlanacak” şeklinde konuşuyor.

‘TÜRKİYE’DE FARKLI BİR DİL KONUŞMAK ‘MAKBUL BİR DAVRANIŞ’ OLARAK KABUL GÖRMÜYOR’

Çağatay, Türkiye’de anadili Türkçe olmayan gençlerin dilini bilmediğini belirtiyor:

“Anadil yeni nesillere aktarılmıyor. Çünkü modern hayatta, televizyonda, hastanede bütün ortamlarda konuşulan dil Türkçe. Türkiye’de farklı bir dil konuşmak bir Cumhuriyet geleneği olarak, ‘makbul bir davranış’ olarak kabul görmüyor. Bu gelenek insanların kafasına yerleşmiş durumda, özellikle de eski kuşağın kafasına yerleşmiş durumda. ‘Eğer çocuğuma lazca öğretirsem çocuğumun şivesi bozulacak ve insanlar onunla alay edecek’ gibi düşünce var. ‘Okulda, iş hayatında problem yaşayacak’ diye düşünülüyor.”

Çağatay, bu algıyı kırmaya çalıştıklarını belirterek, “Laz Kültür Derneği olarak Lazcanın halkça sevilmesini sağlamaya, az önce bahsettiğim imajı kıracak çalışmalar yürütüyoruz. Yakın dönemde ilk Lazca Edebiyat Dergisi Uncire’yi çıkardık. Amacımız, insanların severek okuyabileceği Lazca metinlerle anadilimizi sevdirmek ve öğretmek. Bunun dışında kitap yayınlarımız var. İnterneti, Sosyal medyayı kullanıyoruz, başka bir alan yok. Şimdilik bizim elimizden gelenler bunlar” diyor.

‘KÜRTÇENİN KAMUSAL ALANDA RESMİ OLARAK KONUŞULMASINI İSTİYORUZ’

Kürt Dil Platformu Sözcüsü Şerefxan Cizîrî, Kürtçenin yaşaması için hem devletten hem de Kürt halkından talepleri olduğunu söylüyor. Devlete yönelik taleplerini şöyle sıralıyor:

“Bizim vergi ödediğimiz, askerlik yaptığımız, vatandaşı olduğumuz devletten anadilimizin yaşaması için bazı isteklerimiz var. Bunun en başında Kürtçenin eğitim dili olması ve anayasal olarak varlığının kabul edilmesi talebi var. Bununla birlikte Kürtçenin kamusal alanda daha fazla kullanılmasını istiyoruz. Kürtçenin sağlık, eğitim gibi kamusal alanlarda resmi olarak konuşulmasını istiyoruz. Bunların olması için de Devletten ‘Kürt Dil Kurumu’nun kurulmasını istiyoruz. Türkçe için nasıl ki Türk Dil Kurumu varsa Kürtçe’nin yaşaması ve bir dil olarak iç problemlerini çözmesi için uzmanlardan oluşan bir kuruma ihtiyaç var. Bunun adı Kürt Dil Kurumu veya Kürt Dil Merkezi olur fark etmez. Bunun kamu tarafından finanse edilmesini istiyoruz. Devletin dili serbest bırakıp kendiniz bir şeyler yapın demesi haksızlık olur ve dilin yaşaması için de iyi bir önlem olmaz.”

‘ANADİL HASSASİYETİ TÜRKÇE’YE VEYA DİĞER DİLLERE KARŞI DÜŞMANLIK DEĞİL DEMEK DEĞİL’

“Bunlar devletten istediklerimiz bir de kendi halkımızdan istediklerimiz var” diyen Cizîrî, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Halkımızdan istediklerimizin en başında Kürtçe'nin günlük yaşam içerisinde kullanılması. Bunun yanında Çocuklara Kürtçe isim verilmesi, kendi aralarındaki sohbetlerde Kürtçe konuşması. Bu konuda sadece devleti şikayet etmek doğru bir tavır değil. Anadile karşı bir hassasiyet gerekiyor, bu diğer dillere veya Türkçeye düşmanlık anlamına gelmiyor. Bu bir zenginlik ve dilimizin kaybolmaması için buna sahip çıkmamız gerekiyor.”

Geçmişten günümüze Kürtçe’nin önüne bürokratik engeller konulduğunu ifade eden Cizîrî, “Hâlbuki bir halkın anadilini konuşması kadar doğal bir şey olabilir mi? Siz bir Filistinli'ye ‘neden Arapça konuşuyorsun’ diyebilir misiniz? Ya da demek doğru mudur? Kürtçe zengin bir dil, geçmişten bugüne bu dille edebiyat yapılmış, roman yazılmış, gazete çıkartılmış, makaleler yazılmış. Dolayısıyla dilin önündeki engelleri aşmak gerekiyor” diyor.

‘ASİMİLASYONUN ÖNÜNE HEP BİRLİKTE GEÇMEK LAZIM’

Kürt Dil Platformu Sözcüsü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Madem bu ülkenin eşit yurttaşıyız, kardeşiz o halde Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılması ve tanınması lazım.  Asimilasyon dünyanın her yerinde insanlık suçu olarak kabul edilir. Dolayısıyla asimilasyonun önüne hep birlikte geçmek lazım.

Türkiye’de devasa sorunlar var özellikle Kürtlerle ilgili. Devletin Kürtçeye yaklaşımında da çelişkili durumlar var. Mesela üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümü var, TRT Kurdi var, seçmeli ders hakkı var ancak bunun hala yasası yok. Kürtçenin Türkiye’de kabul gördüğüne dair yasal dayanak yok. Konjonktürel bazı kararlar alınmış bunlar iyi adımlardır ama yasalaşmadıkça bir anlamı kalmıyor. Kürtçenin eğitim dili olması gerekiyor. Kürtler Kürtçe konuşmak istiyor bu Türkçeye karşı bir düşmanlık değil.

‘ANADİLDE EĞİTİMLE BİRÇOK TRAVMAYI MEZARA GÖMERİZ’

Devletin yardımcı olması gerekiyor. Batıdaki herhangi bir ildeki Kürt kitaplarının bulunduğu bir kütüphane bile yok. İstanbul’da milyonlarca Kürt var son dönemde sadece İBB’nin İSMEK kursu açıldı. Dolayısıyla Kürtçe anadilde eğitim olduğunda bu sorunların tamamı çözülür, bununla birlikte birçok travmayı da mezara gömeriz. Zira asimilasyon korkusu halkta büyük bir öfke de yaratıyor, onu da belirteyim. Almanya’da ya da dünyanın farklı yerlerinde ‘anadil haktır’ deyip Türkiye’de tersini yapamazsınız.”

‘40 YAŞIN ALTINDA ANADİLİNİ ÇOK İYİ BİLEN ÇERKES NEREDEYSE KALMADI’

Çerkes Dernekleri Federasyonu Genel Sekreteri Yılmaz Dönmez, “Türkiye’de 28 etnik kimliğin farklı anadili var. Bunlardan biri de Çekesçe, UNESCO’ya göre Türkiye’de kaybolma tehlikesi ile karşı karşıya olan dillerin en başında geliyor. Türkiye’de 5-6 Milyon civarında Çerkes var. 40 yaşın altında anadilini çok iyi bilen Çerkes neredeyse kalmadı. Çerkes Dernekleri Federasyonu olarak kimliğimizi, kültürümüzü anadilimizi yaşatmaya çalışıyoruz” diyor.

Dönmez Çerkesçeyi yaşatmak için yaptıkları çalışmaları şöyle anlatıyor:

“Anadilimizi yaşatmak için Türkiye’de Çerkesçe seçmeli dil dersi, üniversitelerde Çerkes Dilli ve Edebiyatı bölümlerinin açılması, halk eğitim merkezlerinde öğretilmesi için girişimlerimiz görüşmelerimiz oldu. Konya’da Çerkez Dil Derneği kurduk. Orada her yaz, sadece Türkiye’de değil Çerkeslerin yoğun yaşadığı İsrail, Ürdün Kafkasya, Avrupa’daki çocukları dil eğitimi için yaz kamplarına alıyoruz. MEB’e Çerkesçe latin alfabesiyle yazılmış dil materyalleri eğitim programları hazırladık. Bunlar seçmeli dil dersi olarak okutuluyor”

‘DEVLETİN DESTEĞİNE İHTİYACIMIZ VAR’

Yılmaz da diğerleri gibi anadilin yaşatılması için yalnızca STK’ların çabasının yeterli olamayacağı görüşünde:

“Sadece kendi çalışmalarımız yeterli değil, STK’ların gayretiyle bir noktaya kadar gidebiliyorsunuz. Burada devletin desteğine ihtiyacımız var. Çerkesçe yayın yapan televizyon kanalı çok önemli. Çerkesçe çizgi filmler, belgeseller hazırlanıp çocuklar için yayınlanabilir. Böyle bir talebimiz var 24 saat yayın yapan bir kanal istiyoruz.

‘Çerkez Dili ve Edebiyatı’ bölümünden her yıl 20 kadar öğrenci mezun oluyor, ama mezunların çalışabileceği hiçbir iş alanı yok, sorun burada. Mezunlar devlet tarafından istihdam edilmeli. Türkiye’de Çerkesçenin zaten bir yaşam alanı yok. Biz bunları ancak halk eğitim merkezlerinde, seçmeli dil derslerinde değerlendirebiliriz diye düşünüyoruz. Bir televizyon kanalı açılırsa en azından insanlar orada istihdam edilir.”

‘İSRAİL’DE YAŞAYAN 5 BİN ÇERKES ANADİLDE EĞİTİM GÖRÜYOR’

Talepleri içerisinde anadilde eğitimin de yer aldığını belirten Yılmaz Dönmez, anadilde eğitim talebimiz var. İsrail’de iki Çerkes köyü var, bunlardan biri Kfar Kama köyü 3 bin 500 kişi yaşıyor. Diğer köy Reyhaniye, burada da bin 200 kişi yaşıyor. Burada Çerkesçe eğitim anasınıfından başlıyor ve Lise son sınıfa kadar sürüyor. Yaklaşık 5 bin kişilik bu iki köyde Çerkesçenin en yoğun ve en güzel konuşulduğu yerler. Bütün sokak isimleri, işyerlerinin isimleri Çerkesçe. O iki köy dili yaşatma ve konuşma noktasında anavatanımız Kuzey Kafkasya’dan çok daha iyi bir durumda. 4 yaşındaki çocuktan en yaşlısına köydeki herkes Çerkesçe konuşuyor. Çünkü eğitimini görüyor. Bu bizim için de bir model, aynı şeyin Türkiye’de olması bizi tabii ki mutlu eder” şeklinde konuştu.

Dönmez sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Şu bir gerçek STK imkanları ve çabalarıyla sadece Çerkesçe değil hangi dil olursa olsun yaşaması çok zor. Bu dillerin hepsi Anadolu’nun zenginliğidir, bir kültürel mirastır. Bu dillerin tek başına taşıyıcısı olan halkın imkanlarıyla yaşatmak çok zor. Devletin dili tanıyıp yaşaması için katkıda bulunması şart.”

‘İSMEK'TE ZAZAZA KURS AÇILMADI’

İstanbul’da İBB’ye bağlı İSMEK kurslarında Kürtçe eğitim verilmesi konusunda öncülük eden Hakkı Savunanlar Platformu Başkanı İlyas Buzgan, dil kursları için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile görüştüklerini ve taleplerini ilettiklerini belirtiyor. Buzgan, Kurmanci ve Zazaca lehçeleride kurs açılması için talepte bulunduklarını ancak sadece Kurmanci için kurs açıldığını söylüyor.

İlyas Buzgan, Kürtçe kurslarla ilgili olarak, “145 kişilik kontenjan ayrılmıştı ancak 750’nin üzerinde başvuru gerçekleşti. Ben de başvuranlardan biriyim Kurmanci için ama Zazaca kurs açılmadı. 70 üzerinde Kürt Dili ve Edebiyatı mezunumuz vardı. Bunun 45 kadarı Kurmanci, 25 kadarı da Zazaca mezunuydu. Dolayısıyla eğitmen eksikliği de yoktu. Tahmin ediyorum önce bir deneyip Kurmanci görmek istediler.  CHP Genel Başkanı ile bu konuyu da görüştüm, Zazaca kursların da açılması gerektiğini söyledim. Tahmin ediyorum eylül ayında hem Kurmanci kurs sayısı arttırılacak hem de Zazaca kurslar açılacak” yorumunda bulunuyor.

‘ZAZACA KAYBOLMAYA YÜZ TUTMUŞ BİR DİL’

Buzgan Zazaca’nın yaşatılması için ise şunları söylüyor:

“Her şeyden önce insanların anadilini kullanması lazım. Türkiye’de 2 milyon üzerinde Zazaca konuşan Kürt yaşıyor. Her şeyden önce dili kullananların dili yaşatması gerekiyor. UNESCO kaybolan diller arasına Zazacayı da aldı. Dolayısıyla kaybolmaya yüz tutmuş bir dil Zazaca, günlük yaşamda Zazaca’nın konuşulması lazım. Bu dilin yok olmaktan kurtarır. Bu yeterli değil tabii ki.

Devlet 2009’da yaşayan diller arasında Kürt Dili ve Edebiyatı ile Zaza Dili ve Edebiyatı bölümlerini açtı. 2009’dan beri bu fakültelerden bin üzerinde öğrenci mezun oldu. Bunun ancak 150 kadarı istihdam edildi geride kalanlar açıkta duruyor. Her şeyden önce devlet sadece üniversitelerde değil, ilkokulda da dilin öğretilmesini sağlamalı, yaygınlaştırmalı.”

‘DEVLET MİLYONLARCA VATANDAŞIN ANADİLİ OLAN ZAZACAYI MÜFREDATA ALMALI’

Buzgan, son olarak anadillerin yaşatılması için merkezi yönetim ve yerel yönetimin üstüne düşeni yapması gerektiğini belirterek, “Devlet; sosyal, siyasal, hukuksal bir organizasyondur. Dolayısıyla milyonlarca vatandaşın anadili olan Zazacayı sistematik olarak müfredata almalı. Son dönemde malumunuz dile siyasi olarak yaklaşan bir iktidar var. Barış sürecindeki olumlu politikalarından vazgeçmiş bir iktidar var. Biz Kürtçe kursların açılması için bir aktör olduk, bir takım girişimlerde başarılı olduk, ama önemli olan diğer belediyelerin de bu hizmeti vermesi. Hem merkezi yönetim hem de yerel yönetimlerin üstüne düşeni yapması gerekiyor. Ben STK’ların yeteri kadar çok organize bir şekilde hareket ettiklerini düşünmüyorum. Elbette faydalı işler yapan STK’lar enstitüler var ancak yeterli değil, yaygınlaşması lazım” şeklinde konuştu.

ETİKETLER

Editörün Seçimi