NİLAY GÖL


TÜKENMEZ HABER- Kimi, “Umarım yakın gelecekte, sadece sahip olmamız gereken hakları bize sağlamalarının bir lütuf olmadığını anlayabildikleri bir topluma kavuşuruz” diyor, kimi “Söz konusu bizim cinsel kimliğimiz olunca, onurumuz, gururumuz, duygularımız yokmuş gibi davranmaları en büyük haksızlık…”

“Söz konusu LGBTI+'lar olunca herkes ortaklaşabiliyor. Siyasi ayrım gözetmeksizin herkes homofobide birleşebiliyor” diyen de var, “Bize nefes aldırmamaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki evde kalalım. Bir gecede zembille inmedik biz, bu toplumun gerçeğiyiz. Doğduğunuz bedeni seçme lüksünüz yok. Biz ‘ruh hastası’ değiliz. Sizin ‘normal’ dediğiniz hetero olarak doğup ‘Bu bize battı, rahatlık battı. Bugün gay olalım, hadi dönme olalım’ demedik. Biz de buradayız, biz de sizin gibiyiz, üretiyoruz, doğuyoruz, ölüyoruz. Biz de insanız. Biz de bu hayatın, toplumun gerçeğiyiz” diyen de…

Yaşadığımız coğrafyada toplumun yadırgayan, hor gören, dışlayan tutumu eşcinsellere uygulanan psikolojik şiddetin en yaygın hali. Ama bununla kalmıyor; bu bazen fiziksel şiddete dönüşüyor, bazen intihara sürüklüyor, bazen de tıpkı Hande Kader gibi yakılarak vahşice katlediliyorlar.

Eşitsiz muamelenin çok farklı türlerine maruz kalan, sokaklarda taciz edilip, darp edilen, nefret cinayetlerine kurban giden LGBTI+ bireylerin sokakta, işte, aile içinde neler yaşadıklarını, ne tür baskılar altında olduklarını kendilerine sorduk.

Agender (cinsiyetsiz), lezbiyen, gay, biseksüel, trans kadın, trans erkek ve Suriyeli mülteci bir lezbiyen... Türkiye’de LGBTI+ bireyi olmanın zorluklarını Tükenmez Haber’e anlattı.

 

TÜRKİYE’DE GÖÇMEN VE LEZBİYEN OLMAK: BİZİ REZİL ETTİN

Enlil, Suriyeli göçmen bir lezbiyen. Suriye ve Türkiye’de toplumun genel olarak LGBTI+ bireyleri kabul etmediğini söyleyen Enlil, bundan dolayı Suriye’de de, Türkiye’de de cinsel yönelimini gizlemeye çalıştığını söylüyor.

Suriyeli trans arkadaşlarının Türkiye’de çok fazla tehdide maruz kaldığını söyleyen Enlil, heteroseksüel Suriyeliler tarafından da Suriyeli LGBTI+ bireylere karşı “Bizi rezil ettiniz” gibi bir düşünce olduğunu belirtiyor.

'Yönelimimi saklamak zorunda kalıyorum'

Suriye’de LGBTI+ bireylerle ilgili kanunda iki madde olduğunu ve her zaman tutuklanma tehdidi altında olduklarını söyleyen Enlil, “Yönelimimi saklamak zorunda kalıyorum, istemediğim halde çok fazla yalan söylüyorum. Kız arkadaşımla heteroseksüellerin yaşadığı gibi ‘normal’ bir ilişki yaşayamıyoruz. Ve aslında saklama sebebim ileride işsiz kalmaktan korkmam” diyor.

TÜRKİYE’DE LEZBİYEN OLMAK: TEMEL İNSAN HAKLARINDAN MAHRUM KALIYOR OLUŞUMUZ ÇOK ÜZÜCÜ

Büşra, bir lezbiyen olarak birçok zorlukla karşılaştığını anlatıyor. Karşılaştığı zorlukların gündelik hayatından, okul ve iş ilişkilerine, aile ve arkadaş çevresine kadar neredeyse hayatının her alanında olduğu için küçümsenecek bir boyutta olmadığını söylüyor.

Büşra, heteronormativiteye en çok maruz kaldığı yerleri; gittiği jinekoloji doktoru, bazı iş arkadaşları ve çok yakın olmadığı tanıdıkları şeklinde sıralıyor:

"Eğer bir partnerim varsa bunun erkek olduğunu düşünüp, kendi doğrularına göre yorum ve çıkarım yapmakta bir sorun görmüyorlar. Bununla 'normal görülmeme' el ele ilerliyor. Açıklama yapmak zorunda olan ben oluyorum. ‘Açılmak’ zorunda olan ben oluyorum. Heteroseksüel birinin cinsel yönelimini açıklaması ne kadar gereksiz görülüyorsa, lezbiyen bir birey olarak benim yönelimimi açıklamış olmam da bir o kadar gerekli görülüyor. Sadece bu açılma süreci bile LGBTI+ bireyleri için toplum tarafından uygulanan psikolojik, duygusal ve fiziksel şiddetin nedeni olabiliyorken, bununla da bitmiyor maalesef. Bu sefer de devlet düzeyinde, benim için çok değerli olan ilişkim ve yıllarımı geçirdiğim ya da geçireceğim insan bir hiç oluyor.”

Konunun sadece evlilik eşitliliği olmadığını söyleyen Büşra, hastanelik bir durumu olduğu takdirde partnerinin sağlık durumu hakkında geniş bir bilgi alamadığını, heteroseksüel çiftlerin yapabildiği gibi partnerinin kendisi için karar alamadığını belirtiyor.

'Umarım toplum sahip olmamız gereken hakları sağlamanın bir lütuf olmadığını anlar'

Vasiyet haklarından da mahrum kaldıklarını vurgulayan Büşra, yasal olarak çocuk evlat edinme hakları olmadığını da belirtiyot: “Çocuk yetiştirmeyi hiç düşünmeyen biri olarak bu bile beni rahatsız ediyor. Çünkü; bunu tercih etmek istesem başka seçeneğim yok. Sadece bu bahsettiklerim bile benim için şu anki hayatım ve geleceğimle ilgili sahip olduğum milyonlarca kaygının temeli. Yine de maalesef biliyorum ki, benden daha kötü şartlar altında var olmaya çalışan LGBTI+ bireyleri var. Bu yüzyılda hala temel insan haklarından mahrum kalıyor oluşumuz çok üzücü. Umarım yakın gelecekte, sadece sahip olmamız gereken hakları bize sağlamalarının bir lütuf olmadığını anlayabildikleri bir topluma kavuşuruz.”

TÜRKİYE’DE GAY OLMAK: ZAMAN ZAMAN KÖŞEYE SIKIŞTIRIP DÖVMELER, TACİZ ETMELER...

Umut, herkesin istediği mesleği yapmak için fazlasıyla çaba sarfettiğini ancak LGBTI+ bireylerin cinsel kimliğini gizlediği sürece bunu başarabildiğini söylüyor. İnsanoğlunun yaradılıştan bu yana inanılmaz bir önyargı içinde olduğunu belirten Umut, bu durumun eşcinsel bireyleri bir hayli yıprattığını ifade ediyor:

‘İş hayatında kimliğini belli edersen ötekileştiriliyorsun'

“İş hayatında eşcinsel bireyler bir defa kimliğini belli etti mi artık yaftalanmakta, ötekileştirilmekte, dalga geçilmekte… Bazen mobbing gibi durumların tam hedefinde yer alıyoruz. O yüzden iş hayatında cinsel kimliğimizi belli etmediğimiz sürece rahat çalışma ortamlarında yer alabiliyoruz. Ancak belli edildiğinde maalesef bu saydığım maddelerden daha fazlasıyla karşı karşıya gelebiliyoruz.

Gece kulüplerine girerken etraftaki homofobik bireylerin kötü bakışlarına maruz kaldığımız gerçeği var. Çıkarken de keşke sadece kötü bir bakışa maruz kalabilsek. Laf atmalar, tehditler, küfürler, zaman zaman köşeye sıkıştırıp dövmeler, taciz etmeler de olmuyor değil…”

‘Onurumuz, duygularımız yokmuş gibi davranılması en büyük haksızlık'

“Ailesine kimliğini açıklayıp dayak yiyen, evden atılan, eve kapatılan, evlatlıktan reddedilen birçok tanıdığım var” diyen Umut, sözlerini şöyle sonlandırıyor:

“Söz konusu bizim cinsel kimliğimiz olunca, bizi fütursuzca sanki onların canından kanından değilmişiz gibi, onurumuz, gururumuz, duygularımız yokmuş gibi davranmaları biz eşcinsel bireylere yapılmış en büyük haksızlıktır."

TÜRKİYE’DE BİSEKSÜEL OLMAK: ÖĞRENDİKLERİNDE OKUL HAYATIM BİTİYORDU

Biseksüel olan Ceyda, kadın bir sevgilisi olduğu takdirde bunu ailesinden saklamak zorunda kaldığını anlatıyor. 

Ceyda, kadınlarla ilişki yaşadığını ailesinin öğrenmesinden sonraki süreci şu sözlerle anlatıyor: 

“Öğrendiklerinde okul hayatım bitiyordu, okuldan almaya kalktılar. Çünkü; bu onlara göre ters bir ilişki. Ailem öğrendiğinde bana kurdukları ‘Keşke hamile olduğunu söyleseydin bu kadar üzülmezdik’ cümlesi çok zoruma gitmişti. Aslında hamile kalmak ve kadın sevgilin olması arasındaki uçurumu bilmiyorlar. Sokakta bir kadınla el ele gezemiyorsun fakat bir erkekle rahatlıkla gezebiliyorsun.”

TÜRKİYE’DE TRANS ERKEK OLMAK: TACİZ, ZORBALIK, İMALI BAKIŞLAR...

Yakın zamanda bir kız bir erkek babası olacak olan trans erkek Ege, sürece 7 yıl önce başladığını, 4 yıl önce kimlik değişimi olduğunu ve bütün ameliyatlarını tamamladığını belirtiyor.

Ailesinin sürecine karşı çıktığını ve bir buçuk yıl içinde kabullendirdiğini söyleyen Ege, “Bendeki olumlu sonuçları ve hayatımı bedenen bir erkek olarak sağlıklı bir şekilde devam edebileceğimi gördüler” diyor.

‘Hastanelerde rencide edilen binlerce kişi var’

Kendisi gibi şanslı olmayan, ailesi tarafından baskı altında olan, hastanelerde rencide edilen ve bilinçsiz, tecrübesiz doktorlar yüzünden sağlık sorunları yaşayan binlerce kişi olduğunu söyleyen Ege sözlerine şöyle devam ediyor:

“Bu tip sorunlar ile karşılaşan çoğu arkadaşımız ya katledildi ya da intihar etti. Trans erkek olan bir kişinin en büyük sorunu iş bulamaması. İşveren tarafından cinsiyet yönelimi farklı olan kişiye karşı gerek taciz gerek iş yerinde zorbalıklar olabiliyor. Sürece yeni başlayan ve hormon kullanmayan bir trans erkek için iş bulmak çok çok daha zor. Sakalı olmadığı için, herhangi bir değişim içinde bulunmadığı için kendini ifade etmesi, bulunduğu durumu anlatması zorlaşıyor. Genel olarak işverenler transfobik oluyor. İş başvurusu sonrası ya yanıt geliyor ya da rencide edilerek imalı sözler ve bakışlarla reddediliyorlar.”

‘Zorla evlendiriliyorlar, darp ediliyorlar’

Aileler tarafından sözlü ve fiziksel tacizlerin daha çok olduğunu söyleyen Ege, ‘Seni ben kız olarak doğurdum’,  ‘Hormonların erkek değil’, ‘Adet görüyorsun’ tarzı söylemlerin trans erkeğe psikolojik hasarlar verdiğini söylüyor:

“Daha da ileriye giderek zorla evlendiriliyorlar, darp ediliyorlar. Bir trans erkeğin hayatı tam teşekkürlü bir eğitim araştırma hastanesinde başlıyor, devlet kontrolünün olduğu yerlerde dahil zorluklar yaşatılıyor, savunmasız görülen kişinin genelde işleri daha çok zorlaştırılıyor. En basit örneği bilgi eksikliği, başından savma ve bir yıl zorunlu olan sürecin yerli yersiz uzatılması. Bunun sebebi ise kişileri kobay olarak kullanmak, bir nevi tez çalışması için bilinçli bir şekilde bekletiyorlar.”

En büyük sorunlarının ameliyat olduğunu vurgulayan Ege, trans erkeklerin ameliyatlarının oldukça zor olduğunu, tecrübe, bilgi ve donanım gerektirdiğini söylüyor.

‘Translar kimlik için ameliyata zorlanıyor'

Çoğu doktorun “kurtuldum” diyen kişileri kobay olarak kullandığını söyleyen Ege, sözlerine şu şekilde son verdi:

“En basit mastektomi (bebe boşaltma) ameliyatı sonucu düzeltilmesi imkansız ameliyatlar çıkarıyorlar. Tam anlamıyla cinsiyet değiştirme ameliyatında kişinin sağlığı anlamında çok büyük kayıplar ile karşı karşıyayız. Devlet 18 yaşını doldurmuş, evli olmayan ‘transeksüeldir’ raporuna sahip trans erkeklere kimlik hakkı tanıyor. Fakat birçok hakim en son aşamada olması gereken ve tamamıyla kişinin kendi özgür iradesi ile karar vermesi gereken ameliyata zorluyor. ‘Organ yoksa kimlik yok’, ‘Erkeksen ameliyatını ol gel’ diyerek kişinin sağlığını göz ardı ediyorlar.

'Trans erkeklerin üreme hakkı elinden alınıyor'

En önemlisi üremeden yoksun bırakmaya zorlanıyoruz. Devlet resmen trans erkeklerin üreme hakkını elinden alarak kısır bırakıyor. Son yasaya göre, üremeden yoksun olma şartı kalktı. Devlet bu sefer ‘Tamam ben seni zorlamıyorum, git kendi rızan ile ol’ diyor fakat sonunda organ şartı kılıyor. Ve eril organa sahip olabilmek için rahim ve yumurtalık ameliyatı, kısırlaştırma şart. Sürekli olarak bu şekilde tüm yaşantımız boyunca ters köşe yapılıyoruz. Eğer trans erkeksen ve Türkiye’de yaşıyorsan ne kadar zorluk ne kadar sorun varsa karşı karşıya bırakılıyorsun. Ailelerden tutun da doktoruna, hakimine kadar.  Ve ben bütün bu zorlukların farkında olan biri olarak, yıllardır yaşadığım tecrübelere dayanarak her birine teker teker binlerce trans erkeğe yol göstermeye çalışıyorum. Fakat binlerce trans erkek için ben çok az kalıyorum bu konuya en başta aileler ve devlet yetkilileri olmak üzere el atmak zorundalar.”

TÜRKİYE’DE TRANS KADIN OLMAK: EN BÜYÜK SORUN İFŞA EDİLMEK

Başak, Türkiye’de trans kadın olarak yaşamanın zorluklarından bahsederken, en büyük sorunun trans kimliğinin isteği dışında vurgulanarak bir nevi ifşa edilmesi olduğunu söylüyor.

Başak, karşılaştığı zorlukları şöyle anlatıyor:

“Üniversite dahil olmak üzere gerek eğitim kurumları olsun, gerek genel olarak resmi kurumlar olsun; herkesin içinde kimlik adınızla hitap etmekten çoğu zaman küçük bir rahatsızlık bile duymamaları, rencide olduğumuzun ve trans kimliğimizin isteğimiz dışında vurgulanması bir nevi ifşa edilmesi en büyük sorunlardan biri. Ek olarak herhangi bir etkinliğe katılınca kimlikteki cinsiyetin girilmesinin şart koşulması da başlı başına bir taciz, kişinin beyanını hiçe saymak apaçık. Bu sorunlar görmezden gelinecek küçük sorunlar değil. Söz konusu kişinin psikolojisine zarar veren ve sosyal hayatını aksatan, ilişkilerini zedeleyen bir durum. Yetkili kurumların; bu haksızlığın, bu tacizin farkına varması gerekiyor.”

‘Kimlikteki ismimiz ameliyat şartından önce değiştirilebilmeli’

Başak yetkililere seslenerek, kimlikteki cinsiyet hanelerinin düzeltilmelerini istiyor:

“Bunun tek çözümü bu konuda gelişmiş çoğu ülkede olduğu gibi, beyanımızı esas alarak kimlikteki cinsiyet hanemizin düzeltilmesi. Ve adımızın en azından üniversite gibi eğitim kurumlarında sınıf listesinde düzeltilmesi, imkansız bir durum değil. Ancak gel gelelim bu konuda rektörlükler çok katı olabiliyor. Bizzat uğraştığım için biliyorum. Asla sınıf listelerinde değiştirmediler. Her defasında listedeki adımın okunması benim için hiç hoş değil. Kimlikteki adımızın ameliyat olma şartından önce değiştirilmesi yasalarca mümkün kılınmış olsa da, değiştirilme ihtimali tamamen hakimin inisiyatifine bağlı anlamsız bir şekilde. Umarım ilerleyen zamanlarda bu sorunlar çözülür, adım adım olsa da.”

TÜRKİYE’DE AGENDER OLMAK: NEFRETİ DEĞİL, SEVGİYİ BESLEYİN

Kendisini agender (cinsiyetsiz) olarak beyan eden Earthling, bir eşcinsel bireyin zorluklara kendisine açılma döneminde başladığını, bu süreçte içinde türlü sıkıntılar ve çelişkilerle boğuştuğunu, kendini kabullendikten sonra bir nebze de olsa kendisiyle barışma yoluna girdiğini söylüyor.

‘Ailesine açılanlar çoğu zaman şiddete maruz kalıyor'

Bazı kişilerin ailesine açıldığını, bazılarının ise açılmadığını belirten Earthling, ailesine açılanların çoğu zaman şiddet, baskı ve zorbalığa maruz kaldığını vurguluyor.

‘Homofobiyle hayatın her alanında mücadele etmek zorlu bir iş'

“Açıldıktan sonra eğer ters tepki almışsa hayat daha da zorlaşır” diyen Earthling, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Çünkü kişi artık hayatla tek başına mücadele etmek zorundadır. Homofobi bir eşcinsel için hayatın her türlü aşamasında ve yerinde karşısına çıkar. Bu homofobi ile hayatın her alanında mücadele etmek zorlu bir iştir. Eşcinsellere toplumda, politikada, yaşamda, okulda, iş hayatında, sosyal ilişkilerde bir dışlanma yaşatılır. Kişi bu dışlanmalar dolayısıyla yalnızlığa itilebilir ve psikolojik olarak yıpranabilir."

‘Söz konusu LGBTI+'larse istisnasız herkes homofobide birleşebiliyor'

Bir agender olarak hayatın her alanından dışlandığını belirten Earthling, sözlerine şu şekilde son verdi:

“İş hayatından bu sebeple atıldım, hala da iş verilmiyor. Okul hayatımda türlü hakaretlerle karşı karşıya kaldım. Sosyal hayatım tamamıyla altüst oldu. Açıldığım arkadaşlarım tamamen uzaklaştı. Ve en önemlisi ailem fiziksel şiddete varan türlü kötülüklerde bulundu, evden kovdu, yıllarca görüşmedik. Söz konusu LGBTI+'lar olunca herkes, istisnasız herkes ortaklaşabiliyor. Hiç bir siyasi ayrım gözetmeksizin herkes homofobide birleşebiliyor. LGBTI+ fobi tıpkı diğer ayrımcılık çeşitleri gibi ötekileştirilme çeşididir. Nefreti değil, sevgiyi besleyin.”

TÜRKİYE’DE TRANS KADIN OLMAK: SON 15 YILDIR DAHA YOĞUN BİR NEFRET VAR

Trans kadın olan Esra, insanların tanımadıkları her şeye karşı ne kadar ön yargılı olduklarının altını çizerek, maruz kalınan fobilerin boyutlarından bahsetti. Esra, ilk kez 2015’de katıldığı Onur Yürüyüşü’nde saldırıya uğrayarak, hastane hastane dolaştığını ve cinsiyet kimliğiyle, hürriyet kimliğinin örtüşmemesinden kaynaklı yaşanan sorunları anlattı:

‘Hastane hastane dolaştık’

“Ben ilk defa bir Pride’a bir nevi karnaval havasında katılacağımızı düşünürken biz İstanbul’da hastane hastane dolaştık. Cinsiyet kimliğiyle, hüviyet kimliğinin örtüşmemesinden kaynaklı sorunlar yaşanabiliyor. Görüntüyle sizin uzattığınız kimlik örtüşmüyorsa orada bir fobiklik başlıyor. Ya da bir gayri ciddilik başlıyor.

Ben de ilk süreçte ailemle ciddi sorunlar yaşadım. Tabii ki bunlar zamanla aşıldı. Ben şimdi görece daha iyiyim bu konuda, daha şanslılardanım ama ailesi ile bağları kesilen ya da çalışıyorken, trans geçiş sürecine başlayıp da işinden, sosyal çevresinden olan bir sürü insan var.”

‘Toplumdan silinmeye çalışılıyorsunuz’

Esra, özellikle son 15 yıldır daha yoğun bir baskı ve nefret olduğunu belirtiyor:

“Trans kadınlar üzerinden konuşursak barınma imkanları ellerinden alınmaya çalışılıyor. Şurada rayiç fiyat 1 lira ise trans bir kadın ev tutmaya kalktığı zaman 2 liraya 2 buçuk liraya çıkabiliyor. Her yerde oturmasına müsade edilmemeye çalışılıyor. Bunların hepsi günlük hayatta çok sık yaşanan şeyler.

Kadın ya da erkek trans olduğunuz zaman her türlü yaşam hakkınız elinizden alınmaya çalışılıyor. Toplumdan silinmeye çalışılıyorsunuz.

Yaklaşık 20-25 yıldır sokakları da bilen trans bir kadınım. Geçmişimde bir dönem zorunlu seks işçiliği de mevcut. İlk dönemlerle şimdiyi kıyaslarsak sokaklarda yoğun bir şekilde bir baskı, bir nefret, bir fobi söz konusu. Özellikle son 10-15 yıldır.

‘Nefes aldırmamaya çalışıyorlar’

Size mümkün olduğunca nefes aldırmamaya çalışıyorlar. İstiyorlar ki evinizde kalın. Ama evinizde kaldığınız zaman da nasıl yaşayacaksınız? Siz sosyal bir devlet değilsiniz, benim barınma ihtiyacımı karşılamıyorsunuz, yaşam standardım konusunda herhangi bir şey sunmuyorsunuz.

‘Bir gecede zembille inmedik’

“’Sokağa çıkma’ iyi tamam çıkmayayım ama ben ne yiyeceğim, ne içeceğim, nasıl yaşayacağım? Bana alternatif de sunmuyorsunuz. Zorunlu olarak insanlar sokağa çıkmak zorunda kalıyorlar. Bu gezmek için olabilir, çok normal, sosyalleşecekler. Zorunlu seks işçiliği için olabilir. Çünkü; yaşamak zorundalar.

Bir gecede zembille inmedik biz, bu toplumun gerçeğiyiz. Bu 15-20 senedir ya da 30 senedir de olan bir şey değil. Vardık, varız, var olacağız.

‘Doğduğunuz bedeni seçme lüksünüz yok, hetero olarak doğup, hadi bugün gay olalım demedik’

Trans bir kadın yakılıyor, bir hafta sonra cesedine ulaşılıyor. Bunlar da bu toplumun gerçekleri ne yazık ki. Doğduğunuz coğrafyayı seçme gibi bir lüksünüz yoksa doğduğunuz bedeni seçme gibi bir lüksünüz de yok.

Bizler ruh hastası değiliz. Sizin ‘normal’ dediğiniz hetero olarak doğup ‘Bu bize battı, rahatlık battı. Bugün gay olalım, hadi dönme olalım’ demiyoruz. Bu bize tabii olan bir şey değil."

‘Aslında hiç de birbirimizden farklı olmadığımızı gördüler’

Gezi Ayaklanması’nda insanların önyargıları olmadan birbirleriyle temas ettiklerini ifade eden Esra, “Aslında hiç de birbirimizden farklı olmadığımızı ‘aynı’ olduğumuzu gördüler” dedi.

‘Biz de bu hayatın, toplumun gerçeğiyiz’

“Biz de ‘normal’ insanlar gibi yaşayan insanlarız. Kimse bana gömlek biçmemeli. Kalıplarımı, sınırlarımı ben çizmeliyim. Ben lise birde yoğun fobi yüzünden okulu bırakmak zorunda kalmıştım. Kendimi tanıdıkça, limitlerimi öğrendikçe dedim ki ‘hayır’, ben buna devam edeceğim. Ve ikinci üniversiteyi de bitirdim. Biz de buradayız, biz de sizin gibiyiz, üretiyoruz, doğuyoruz, ölüyoruz. Biz de insanız. Biz de bu hayatın, toplumun gerçeğiyiz."

TÜRKİYE’DE LGBTI+ KAFE İŞLETMEK: POLİSLERLE ÇOK FAZLA SORUN YAŞADIM

Geçmişte Taksim’de LGBTI+ bireylerin rahatlıkla gelebildiği bir kafe işleten Gamze, gözlemlediği kadarıyla insanların çoğunun eşcinsellere karşı farklı yaklaştığını, kendisinin de polislerle ve kafeye gelen heteroseksüel müşterilerle sorun yaşadığını anlatıyor.

“Benim için değerli olan şey insandır” diyen Gamze, dışarıdan gözlemlediği kadarıyla eşcinsellerin rahat bir hayat yaşamadıklarını belirtti.

‘Bu ülkede her şey zor ama eşcinsel olmak daha zor’

Bu ülkede genel olarak her şeyin zor olduğunu ama eşcinsel olmanın çok daha zor olduğunun altını çizen Gamze, sözlerine şöyle devam ediyor:

“İnsanı insan olarak seversek, yani ayrım yapmadan bunu kolaylıkla çözebileceğimizi düşünüyorum. Çok fazla bilmedikleri için, araştırmadıkları için eşcinselliğe karşılar. Günah değil, ayıp değil, tamamen doğal duygular. Senin, benim hissettiğim gibi duygular. Yaşadıkları zorlukların çoğuna gerçekten tanık oldum. Aileleriyle yaşadıkları sorunlar, intihar eşiğine gitmeleri, odaya kitlemeler, evden kaçmaları gibi bir sürü sorunlarına tanık oldum.”

ETİKETLER


Editörün Seçimi