Cumartesi Anneleri’nden ‘Dargeçit JİTEM Davası’ için adalet çağrısı

Cumartesi Anneleri, 769’uncu hafta’da 1995 tarihinde Mardin Dargeçit’te gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan 7 kişinin faillerinin yargılandığı ‘Dargeçit JİTEM Davası’ için adalet talebinde bulundu.

 29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında asker ve korucuların Mardin’in Dargeçit İlçesinde düzenlediği ev baskınlarında gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun, 57 yaşındaki Süleyman Seyhan faillerinin yargılanması talep edildi.

‘İNSANLIK SUÇLARINA TANIKLIK EDİYORUZ’

Bu haftaki açıklamayı 1 Mart 1995’te gözaltında kaybedildikten sonra cenazesi kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu. Gözaltında kaybetmenin insanlığın tüm değerlerine saldıran uluslararası bir suç olduğunu ifade eden Ocak, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda hukuk yolunun açılmamasının, insan haklarının sistematik ve yaygın olarak ihlal edilmesine neden olduğuna yaşayarak tanıklık ediyoruz” dedi.

“769 haftadır gözaltında kaybetme suçunun cezasız bırakılmasına itiraz ediyoruz” diyen Ocak, 23 Aralık'ta Adıyaman 1’ci Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülecek olan Dargeçit JİTEM davasında mahkemenin insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçun sanıklarını hakkaniyete uygun biçimde yargılama iradesi göstermesi talebinde bulunduklarını söyledi.

‘GÖZALTINA ALINANLAR DARGEÇİT JANDARMA TABURUNA GÖTÜRÜLDÜ’

29 Ekim-8 Kasım 1995 tarihleri arasında Dargeçit’te asker ve korucular tarafından düzenlenen ev baskınlarında 4’ü çocuk, 2 lise öğrencisi ve 2 kadınında aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Ocak, şöyle devam etti: “Gözaltına alınanlar Dargeçit Jandarma Taburuna götürüldü. Aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan Davut'un annesi Hayat Altunkaynak, Süleyman Seyhan'ın kızı Fehime ve Seyhan Doğan'ın 11 yaşındaki kardeşi Hazni 3 gün boyunca ağır işkence gördükten sonra serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar gözaltında tutulan yakınlarının ağır işkence gördüklerini açıkladı.”

UZMAN ÇAVUŞ DA KAYBEDİLDİ

Gözaltında tutulanları arayan ailelerinin başvurularına, "Sorgu sonrası serbest bırakıldılar, dağa gitmişler” cevabı verildiğine dikkati çeken Ocak, ailelerin kayıplarını aramaktan vazgeçsin diye tehdit edildiğini, gözaltına alındığını ve işkence gördüğünün dile getirdi. Yapılan suç duyurularının soruşturulmadan takipsizlikle sonuçlandığını belirten Ocak, 4 ay sonra 6 Mart 1996 tarihinde, Süleyman Seyhan'ın kafası olmayan yakılmış bedeni bir kuyuda bulunduğunu, Süleyman Seyhan'ın ailesine bilgi veren uzman çavuş Bilal Batırır da Dargeçit Jandarma Taburunda kaybedildiğini hatırlattı.  

İHD'nin 29 Mayıs 2009 tarihli başvurusu ile Dargeçit Cumhuriyet Başsavcılığı’nın dosyayı yeniden açarak soruşturma başlattığını anımsatan Ocak, “Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında Dargeçit kayıplarının gözaltında öldürülerek kuyulara gömüldüğü gerçeği ortaya çıktı. 2012-2013 ve 2015 tarihleri arasında yapılan kazılar sonucunda, gözaltına alınan kişilerin ağır işkence izleri taşıyan kemiklerine ulaşıldı. Mardin Jandarma Komutanı Hurşit İmren ve Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire'nin de içinde olduğu 18 kişi hakkında, ‘birden fazla kişiyi taammüden öldürme’ suçlamasıyla dava açıldı” diye belirtti.

‘ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ’

Suçun işlendiği yerdeki mahkemenin davaya bakması gerektiğini sözlerine ekleyen Ocak, dava dosyanın açıldığı Midyat'tan “güvenlik” gerekçesiyle Adıyaman'a sevk edildiğini anımsattı. Davanın en son 30 Eylül 2019 tarihinde Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görüldüğünü belirten Ocak, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugüne kadar yapılan duruşmaların seyri mahkemenin, insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçu açığa çıkartacak, ceza adaletini sağlayacak istek ve iradede olmadığı yönündeki kaygılarımızı güçlendirdi. Dargeçit JİTEM davası önceki kayıp davalarında olduğu gibi, adalet ve hakikat arayışımızın yargı eliyle engellenmesi pratiğinin bir parçasına dönüştürülmesin; yargıçlar görevini yerine getirsin ve ceza adaletini sağlansın. Davut Altunkaynak, Seyhan Doğan, Nedim Akyön, Mehmet Emin Aslan, Abdurrahman Olcay, Abdurrahman Coşkun, Süleyman Seyhan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vaz geçmeyeceğiz.”  

‘FAİLLERİN CEZALANDIRILMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ’

Davut Altunkaynak’ın kaybedilmesinden 4 yıl sonra dünyaya gelen kardeşi Davut Altunkaynak eylemde söz alarak, “Ben doğduğumda bana onun adını vermişler. Onun adını taşımaktan onur duyuyorum. Keşke kendi adını kendisi taşısaydı. Bu davanın da takipsizlikle sonuçlanmasına izin vermeyeceğiz. Faillerin cezalandırılması için elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.  

Ardından Seyhan Doğan’ın ağabeyi Kadri Doğan söz alarak şunları söyledi: “20 sene aradık Seyhan’ı. Annem 2000 yılında Seyhan’ın kayıp edildiği gün vefat etti. Annem Seyhan’ın kemiklerini bulduktan sonra benim mezarıma koyun demişti. Biz Seyhan’ın kemiklerini bulduktan annemin yanına gömdük. Biz adalet arıyoruz. Maalesef adaletin olmadığı yerde görüyoruz.”

MARAŞ İÇİN ADALET  

Yakınların konuşmasının ardından yeniden söz alan Maside Ocak, 19-26 Aralık 1978 tarihleri arasında Maraş Katliamı’nın 41’inci yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, şunları dile getirdi: “Katledilen insanlar güvenlik güçlerince Şeyh Adil Mezarlığı'nda topluca defnedildi. Defnedilenlerin Mezar yerleri hala net olarak bilinmiyor. Toplu defnedilenler dışında tespit edebildiğimiz kadarıyla Yusuflar mahallesinde öldürülen Hatice Yılmaz ve Serintepe mahallesinde de misafir bulunduğu evde ev sahipleriyle birlikte öldürülen Adıyamanlı bir öğretmen olan Mahmut Ünal'ın nerede olduğu hala bilinmiyor. Katliamın 41’inci yılında Maraş için hakikat ve adalet talebimizi tekrarlıyoruz.”

(Mezopotamya Ajansı)

ETİKETLER

Editörün Seçimi