Adaleti tırnaklarımızla sökerek almaktan iflahımız kesiliyor

Fotoğraf: Gazete Karınca

“İntihar değil, cinayet” diyerek cinayeti işleyenlerin gücüne, parasına, etkisine, Şule’yi ve aileyi itibarsızlaştırma çabalarına karşı susmayan kadınların büyük mücadelesiyle katiller ceza aldılar. Yine de mahkeme araya iyi hal indirimini sıkıştırmayı ihmal etmedi.

Yine aynı gün Ordu’da Ceren Özdemir evinin önünde öldürüldü. Ceren’in katili arkasında, cadde boyu yürürken o bir anlık geriye doğru bakışında, o göz göze gelmemeye çalışarak etrafını kontrol edişinde bütün kadınlar kendilerini buldular. Başka suçlardan cezaevinde olması gereken katilin nasıl olup da ensemizde bitiverdiğini açıklayamadı devletliler. “Cani” dediler, “sapık” dediler. Münferitleştirme operasyonu tam gaz sürüyor.

Oysa biliyoruz; Mersin’de Üniversite Öğrencisi Feray Şahin’i kaldığı evde öldüren Polis Fatih Burak Aykul sadece 5 yıl 3 ay ceza alıp, yalnızca 1.5 yıl hapis yattıktan sonra 4 Ocak’ta serbest bırakıldı. Dava dosyası Yargıtayda sürünüyor, katil ise aramızda dolaşıyor!

Öz kızını istismar eden babanın, annenin adalet mekanizmasına karşı büyük bir adalet mücadelesi vererek 30 yıl ceza aldığını, ama dava devam ederken bir KHK’yle yapılan değişikliğin istismarcının lehine yorumlanmasıyla yalnızca 4 ay sonra salıverildiğini de biliyoruz… O da aramızda.

Hemen öncesinde Adana’da 11 yaşından 15 yaşına kadar 60 yaşındaki apartman görevlisinin çocuğunu istismar eden apartman yöneticisinin “Çocuğun cinsel istismarından” yargılandığı davada “sarkıntılıktan” yalnızca 4 yıl hapis cezası verildiğini okuduk. Sadece 1 yıl 8 ay yatacak. Eğer o da indirilmezse!

Yine aynı günlerde tartışmaya devam ediyorduk; çocukların istismarcılarla evlilik yoluyla affedilmesi önergesi yargı paketi içinde yasalaştırılmak isteniyor, kamuoyunun tepkisi bilindiği halde AKP MYK’sinde “15 yaşındaki kızla evlenen 60-70 yaşındaki erkekler affedilecek algısı oluşmaması için çocukla erkeğin arasındaki yaş farkının 15’ten fazla olmaması” gibi akla zarar bir kriter getirildiği konuşuluyordu.

Bu olaylarla birlikte şu isimlerin hepsi aynı anda düşüyordu ekranlarımıza: #NazanDedeoğluİçinAdalet, #EmreyeNasılKıydınız, #AlaraKarademirİçinAdalet, #MazlumAltunTutuklansın… Hepsinin katili, tehdit edeni, istismar edeni aramızda!

Daha saysak sayarız... Her ay kaç kadının öldürüldüğünü, tacize, tecavüze uğradığını takip eden, kaç çocuğun istismar edildiğinin çetelesini tutan, raporlayan, açıklayan devlet değil, kadın örgütleri çünkü. Hiçbir sayının gerçeği tam olarak ortaya seremediği gerçeğini bilerek; “İntihar etti” denilenlerin gerçek akıbetini, sosyal medyada her gün TT olan bir başka şiddet vakasını, bir davayı takip etmekten, her gün adaletsizliğe karşı ses çıkarmak, üstü örtülme ihtimali yüksek olan bir şiddet olayını gündemde tutmak zorunda kalmaktan, adaleti adeta iğneyle kuyu kazarak, tırnaklarımızla sökerek çekip almak zorunda kalmaktan iflahımız kesiliyor. Ama devam ediyoruz; çünkü böyle yapmazsak gündeme gelemeyen diğer pek çok olayda, davada olduğu gibi üstü örtülüyor olan bitenin. Amacımız açık: Şiddetle uzlaşmamak, olan biteni münferitleştirmemek, tüm bu yaşananların birbiriyle bağını kurmak ve esas olarak da o bağı söküp atmak!

Kadın hareketi ve kamuoyu bu ağır yükle çabalarken, Bakan Selçuk’un 75 maddelik planın satır arasında söylediği şu sözler dikkat çekici: “Kadına yönelik şiddetle mücadelede, nihai çözüm için toplumun bütün fertlerinde sevgi, şefkat ve merhamet duygularının güçlenmesi ve hakim hale gelmesine ihtiyaç vardır. Diğer taraftan, uzlaşı kültürünün geliştirilmesi de çözüme yönelik olarak anahtar bir rol oynayacaktır. Bu doğrultuda gerçekleştireceğimiz toplumsal bir seferberlik süreci, kadınlarımızın ve bütün toplumun geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.”

Yukarıda saydığımız tüm olaylarda devletin ihmalinin, hatta kastının olduğu açıkken, şiddetle mücadelenin temel noktasını eşitlikle değil de “sevgi, şefkat ve merhamet”le tanımlayarak, şiddetin temelinde eşitsizliğin yattığının üstünü örtüp, eşitsiz koşullara mahkum edilenleri “uzlaştırmayı” hedef olarak koyarak, değil 75, 7 bin 500 madde de açıklansa saydığımız olaylar olmaya devam edecek.

 Mesele 25 Kasım’dan 25 Kasım’a süslü cümlelerle “öz eleştiri” vermek filan değil, var olan İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı Şiddetin Önlenmesi Yasası’nın gereklerinin “ama”sız, “fakat”sız uygulanması...

ETİKETLER

Editörün Seçimi