Fransa'daki grevlerin komik olduğunu düşünen bir Amerikalıysanız, size acıyorum

Fransa'daki grevler dünya basınında genelde yol açtığı güçlüklerle başlıklara taşındı: Metrodaki gecikmeler, okulların kapatılması ve grevlerin salı günkü başlangıcından bu yana ikinci kez turist girişine kapatılan Eyfel Kulesi.

Fransa'da sendikalar, ulaşım grevinin Noel döneminde de devam edeceğini söyledi

Yaşadığım ülke ABD'de bir anlatı ortaya çıktı: Refah söz konusu olduğunda Fransızlar zaten çok fazla şeye sahip, neden hala eylem yapıyorlar? Hala daha fazla ne istiyor olabilirler? Ne zaman yeterli olacak? Bu retorik kolayca kibre de dönüşebilir: Ah Fransızlar, sizi gidi geçimsiz insanlar. O grev hattına katılmadan önce berenizi takmayı hatırladınız mı?

Bu anlatı, Amerika'nın Fransız "grev kültürünü" kavramakta ne kadar başarısız olduğunu ortaya koyuyor. İlerici şehir New York'ta bile genelde arkadaşça şaka kisvesi altında bu tip eleştiriler beklemeye başladım. Ne zaman birine, mesela yakın çevremden herhangi bir kişiye seyahat planlarımın Fransa'da devam eden grev nedeniyle belirsiz bir hal aldığını söylesem kalkık bir kaş, haylaz bir sırıtış ve alaylı bir yorum beklemeyi öğrendim. Grev mi? Fransa'da? Ne sürpriz ama!

Elbette bu yorumlar kötü niyet taşımıyor. Ancak bu yorumlar, pek çoğunun greve gitme kavramını tamamen yabancı bulduğu Amerikalılar tarafından yapılıyor. (Evet, Amerikan halkı da greve gidiyor ve geçmişte büyük grevler yaptılar. Fransızların, ABD’li meslektaşlarından daha sık ve nasıl desek daha ilgi çekici şekilde grev yapma eğiliminde oldukları da doğrudur.)

Peki soruyorsunuz, sözüm ona minnettar olmak için bu kadar çok şeyleri varken neden Fransızlar bir kez daha grev yapıyor? (Düşünün: gerçek sağlık yardımları, haftalık çalışma saatlerine teorik bir üst sınır, sonsuz hastalık izni ve ücretli izinlerde nispeten cömert bir ödenek.) Eğer merak ettiğiniz buysa, yanlış soruyu soruyorsunuz. Fransız halkı şu anda sahip olduğu kazançlara rağmen greve gitmiyor. Aksine, bu kazançlara sahipler çünkü daha önce greve gittiler, eylem yaptılar ve istedikleri şeyler için savaştılar. İşte bu yüzden siz bugün aynı haklara sahip değilsiniz.

Alay ederek aktivizmin itibarını sarsmak dünyanın en eski numarasıdır. Feminizm için bunun her zaman yaşandığını görürsünüz (2000'lerin ortasında, sadece kelimeyle bağdaştırılmış olumsuz imge yüzünden ne kadar çok kadının kendine feminist demeye çekindiğini düşünün). Birleşik Krallık'ta kadınların oy hakkına karşı çıkan en ünlü posterlerden biri insanları güldürmeyi amaçlar ve "Kadınlara oy hakkını savunan toplantılarda çok fazla süssüz konuşma duyarsınız ve çok fazla süssüz surat görürsünüz!" der.

Aynı şey Fransız grev kültürüne ve genel anlamda sendika kültürüne karşı da geçerli. Doğrudan ya da eğlenmek için sarımsaklardan oluşan kolyelerini giymekten sıkılan Fransızların zaman geçirmek için yaptığı bir başka tuhaf şey diyerek alaya alırsanız üzgünüm ama tüm bunların ne kadar hayati olduğunu kasten yanlış anlıyorsunuz demektir.

 ABD'de, hatta liberal ABD kıyılarında bile bir sendikaya üye olmak az da olsa hala tabu kabul ediliyor. Ancak Amerikalılar, sendika üyeliğini Atlantik'in bu tarafında işlemeyen bir tür Avrupa geleneği gibi görmektense Fransız halkının neden bu kadar sık greve gittiğini anlamaya çalışsaydı, daha iyi durumda olurlardı.

Bunu yapmış olsalardı, burada yaşadığımız (sağlık hizmetlerinin özelleştirildiği, neredeyse hiç iş kanununun olmadığı, ücretli izin süresinin kısıtlandığı, hastalık izninin karneyle dağıtıldığı ve emekliliğin hayali bir arayış haline geldiği) hayatın tek seçenek olmadığını anlarlardı. Başka bir dünya mümkün ancak sadece insanlar talep ederse. Konforsuz, sert, zor ve evet, son derece zahmetli ama değişimi getiriyor, sendikalar pahasına yapılacak herhangi bir şakanın getirebileceğinden çok daha fazla değişim.

Bu elbette Fransa'daki herkesin grevleri desteklediği anlamına gelmiyor. Heksagon'da (Fransızların kendi ülkesine taktığı isim, doğru bildiniz, altıgen şeklinde olduğu için) emeklilik reformuna karşı devam eden grevden yakınan birçok kişi bulabilirsiniz. Açıkçası, insanlar taraf seçmek zorunda da değil. İşe gitmeniz normalden daha uzun sürdüğü için rahatsız olabilir ve yine de halkın grev hakkının önemini kavrayabilirsiniz. Tatil planınızın belirsizliği yüzünden endişelenebilir ve yine de sizden önce gelen ve faydalandığınız kazançlar uğruna savaşmış insanlara minnet duyabilirsiniz. Aslında rahatsız olmak ve bu rahatsızlığı dile getirmek grev yapmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Eğer birileri kanıksadığı hizmetlerin ellerinden alınmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmezse, üst düzeydeki yetkililer işleri rayına oturtmak, işçilerle görüşmek ve kaosu sonlandırmak adına hiçbir şey yapmaz.

Amerikan halkı grev kültürünün Fransa için ne demek olduğunu anlayamayınca Fransızların hayal kırıklığıyla tepki vermesi alışılmamış bir şey değil. (Ve bu yazıda bir ölçüde söz konusu hayal kırıklığından bahsettiğimi fark ettim.) Fakat anlayamadıkları, Amerika ve işçileri için üzülmeleri gerektiği. İnsanlara kendi menfaatlerini savunmayı öğretmeyen ortamlar üzücü, zehirleyici ekosistemlerdir.

Elbette Fransa'nın mükemmel olduğunu söylemiyorum, bundan çok uzakta. Örneğin, sözüm ona tüm Fransızların sefasını sürdüğü, gizemli 35 saatlik haftalık çalışmayı ele alalım. Bunun birçok kişi için masal olduğunu söylemekten üzüntü duyuyorum. Pek çok kişi berbat çalışma ortamlarından ve suistimal eden istihdam koşullarından kendi üstüne düşeni alıyor. Ancak güçlü bir grev kültürüne sahip olmak, hiçbir şeyi kaçınılmaz gerçek olarak kabul etmemek demektir.

Eğer bir araya gelmeye karar verirse halkın istediği şey uğruna mücadele etme seçeneği olur. Her zaman duyulacakları anlamını taşımasa da seslerini yükseltecek bir araçları olduğu anlamına geliyor. Bu kendi içinde çok değerli. ABD'nin öğrenecek çok şeyi var.

 

 Independent Türkçe için çeviren: Ata Türkoğlu

ETİKETLER

Editörün Seçimi