Krizin yeni adresi; Libya

Türkiye’nin bir süre önce Libya’daki iki hükümetten biri olan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile yapılan anlaşma üzerinden dahil olduğu süreç yeni başlamadı. Akdeniz’e kıyısı olan Yunanistan, Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye gibi ülkelerin münhasır ekonomik bölgelerini genişletme hamleleri Arap Ayaklanması öncesinde başlamıştı. Mesela, 2011’e kadar olan dönemde Yunanistan, Türkiye’yi yakından ilgilendiren adımlar atarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden bütün Kıbrıs Adası’nın karasularını kapsayacak şekilde hamleler yapmıştı. Ancak ayaklanma öncesinde Libya dahil olmak üzere bölgede devletler arası adımlarla şekillenen Akdeniz’de yer kapma süreci ayaklanma dönemi ile birlikte seyir değiştirdi.

Ayaklanma dönemi Suriye, Libya gibi ülkelerin ayaklanma döneminde büyük hasar görmesi Akdeniz’deki yarıştan çekilmelerine sebep olurken Mısır ve İsrail gibi ülkeler yeni ittifaklar sayesinde daha güçlü bir şekilde çekişmeye devam etmeye başladı.

Bu arada bölge bir taraftan Arap Ayaklanması ile sarsılırken diğer taraftan Akdeniz’deki enerji yataklarının keşfi ve sondaj çalışmaları da devam etti. Bir de bölgedeki yeni aktör Rusya, enerji devleri arasında yer alan şirketleri ile sürece dahil oldu.

2011 öncesi dönemde Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin neredeyse hepsi kendi münhasır ekonomik bölgesini ilan etmişti. Bu durum Suriye-Lübnan, Lübnan-İsrail gibi ülkelerin karasuları sınırlarına dair anlaşmazlıklarını da su üstüne çıkarmıştı. Rusya’nın bugünlerde güçlü bir şekilde dahil olduğu Akdeniz’deki enerji paylaşımı mücadelesinin siyasi boyutuna ağırlık verdiğini not düşmek gerek. Önümüzdeki süreçte muhtemelen gidişatın seyrini etkileyecek noktalardan biri karasuları sınırı çekişmesi olacak gibi görünüyor.

Biz dönelim Libya meselesine…

Kaddafi’nin düşürülmesinin ardından kanlı bir kaosa yuvarlanan Libya uzun süre bir taraftan ülke içindeki aşiret yapısına dayalı sistemden kaynaklı çatışmalarla diğer taraftan da IŞİD ve el Kaide ile mücadele etmek zorunda kaldı.

Günümüzde Libya’da iki hükümet ve iki ordu var. Birisi BM, bazı Avrupa ülkeleri ve Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti. Diğeri ise Temsilciler Meclisi ve General Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu. Hafter güçlerini destekleyenler arasında bölgenin güçlü ülkeleri Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve açıktan destek vermese de Rusya var.

Ulusal Mutabakat Hükümeti BM tarafından tanınıyor ve nüfusun yoğunlaştığı Trablus ve çevresini kontrol ediyor olsa da Hafter’e bağlı Libya Ulusal Ordusu’nun askeri açıdan çok daha üstün olduğu biliniyor.

Ayrıca, Türkiye’nin kasım ayında anlaşma yaptığını duyurduğu Ulusal Mutabakat Hükümetinin güven oyu almadığı ve bu nedenle faaliyetlerinin meşru olmadığına dair tartışmalar sürüyor. Nitekim, Hafter güçleri safında yer alan Temsilciler Meclisi, UMH’nin Türkiye ile imzaladığı anlaşmaya sert tepki göstermişti.

Temsilciler Meclisi ve Hafter güçlerinin Türkiye’ye yönelik tepkileri de yeni değil. Yaz aylarında Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’nun sözcüsü “Türkiye’yi UMH’ye doğrudan askeri destek vermekle” suçladı. Sözcü, UMH’nin Türkiye’nin desteği ile stratejik açıdan oldukça önemli olan Giryan şehrini ele geçirebildiğini savundu. Aynı açıklamada, Türkiye’nin Libya kara sularındaki gemilerinin vurulacağı, havalimanlarının Türkiye’den yapılan uçuşlara kapatılacağı, Türk vatandaşlarının tutuklanacağı duyuruldu.

Bu açıklamalar Türkiye’de pek ciddiye alınmadı. Aynı şekilde “Türkiye Libya’ya asker göndermeli mi?” tartışmalarında da Libya’daki iç şartlar pek dikkate alınmıyor gibi görünüyor.

Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda Akdeniz’deki enerji ve saha genişletme yarışına katılması oldukça normal bir durum. Tıpkı Yunanistan’ın, Mısır’ın, İsrail’in yaptığı gibi. Ancak henüz sahada şartların belirginleşmediği, iki hükümetli ve iki ordulu Libya’da taraf seçmek, hâlâ savaşan taraflardan birini ‘dost’ saymak Türkiye’nin çıkarına mı?

Hafter güçlerinin Türkiye’nin desteklediği UMH’nin elindeki Trablus’a 100 kilometre kadar yaklaştığı, son birkaç ayda bu bölge etrafındaki yığınağını yoğunlaştırdığı ve Trablus’u ele geçirmek için saldırılarını sürdüreceği açık. Yani Libya’da şartların değişmesi ihtimali oldukça mümkün. Muhtemelen Rusya dahil birçok ülke bu ihtimali gözeterek çok da ön plana çıkmadan politika yürütmeyi tercih ediyor.

Diğer taraftan Türkiye’nin desteklediği UMH’ye karşı Hafter tarafının arkasında Suudi Arabistan gibi bölgenin maddi açıdan en güçlü ülkesi, Mısır gibi siyasi ve stratejik konum avantajını elinde tutan gücü bulunuyor.

Türkiye’nin Suudi Arabistan, Mısır, İsrail, Suriye, Lübnan ve Yunanistan dahil Akdeniz’e kıyısı olan neredeyse bütün ülkelerle ilişkileri malum. Türkiye, son yıllarda yürütülen dış politika sayesinde bölgenin birbirleri ile düşman ülkeleri ile bile kriz yaşıyor. Bölge ülkelerinin kendi aralarındaki düşmanlıkları en son Mısır’da yapılan zirvede olduğu gibi Akdeniz’deki enerji konusunda bir araya gelmelerine engel değil.

Yunanistan’dan İsrail’e kadar birçok ülkenin katıldığı bu zirvelerde Akdeniz’deki enerji varlığı, sondaj faaliyetleri, alternatif pazarlar ve mevcut hatlara alternatif enerji hatları kurulması gibi konular tartışılıyor. Henüz Akdeniz’deki doğal gaz ve petrolün hacmi bilinmiyor, keşif çalışmaları sürüyor ancak bu konu çekişme ile birlikte bölge ülkeleri arasında yeni ‘zorunlu’ ateşkeslerin/müttefikliklerin önünü açmış durumda.

Türkiye, bölge ülkelerinin tamamı ile kriz halinde olduğu için ne bu toplantılara katılıyor ne de sürecin aktif bir aktörü durumunda. Bu durum Yunanistan’ın GKRY üzerinden bütün Kıbrıs Adası’nın karasularını kapsayacak anlaşmalar yapması gibi hamlelerde Türkiye’nin elini zayıflatan unsurlar arasında. Sonuçta KKTC’yi resmi olarak tanıyan tek ülke Türkiye ve Türkiye tarafından sürdürülen keşif/sondaj çalışmaları da KKTC üzerinden gerçekleştiriliyor. Ancak önümüzdeki aylarda Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler tartışmalı da olsa kendi münhasır ekonomik bölgeleri üzerinden keşif/sondaj yapılacak bölgeler için uluslararası şirketlerle konsorsiyumlar oluşturup süreci hızlandıracak gibi görünüyor.

Muhtemelen Türkiye’nin Libya’daki UMH ile yakınlaşması iyice tırmanacak gerginliklere hazırlık hamlesi. Ancak bölgenin güçlü ülkeleri ile minimum düzeyde de olsa diplomasi kanallarını açmak ve doğrudan masada yer almak yerine Libya’daki iki hükümetten biri ile ön cephe oluşturmaya çalışmak istenen sonucu verir mi? Üstelik Akdeniz’de yeni ittifaklar pek de Türkiye’nin lehine olmayacak şekilde şekillenirken ve Libya’da şartlar her an değişecek kadar kırılganken…

Mevcut şartlara bakıldığında son hamleler sürekli kriz üreten Türkiye dış politikasının kriz sınırlarını Kuzey Afrika’ya kadar genişletmesinden başka somut bir sonuç sağlamayacak gibi görünüyor.

ETİKETLER

Tümü Hediye Levent - Diğer Yazıları

Semboller savaşı 09.01.2020
Krizin yeni adresi; Libya 12.12.2019

Editörün Seçimi