Semboller savaşı

ABD Lideri Trump’ın ABD içinde durumu bir süredir pek parlak değil. Kamuoyu araştırmaları Trump’a desteğin düştüğünü gösteriyor. Diğer taraftan azil sürecine ilişkin tartışmalar sürüp gidiyor.

Göreve geldiği günden itibaren gafları ve çam devirmeleri ile sembolleşen Trump, İran’ın kültürel varlıklarını vurmakla tehdit edebilecek kadar pervasız.

ABD’nin bölgedeki varlığı, nüfuzu, ittifakları, Arap Ayaklanması ve ardından getirdiği yeni çekişme alanları ile birlikte Trump günlük hayatımızın bir parçası oldu. Trump’a kalsa sadece 2019’da en az iki bölgesel, birkaç da sınırlı savaşın ortasında kalmış olurduk. Neyse ki, ABD içinde normal görevlerinin dışında bu çılgınlığa karşı fren mekanizması olma sorumluluğu da üstlenen kurumsal yapı var. Ya da vardı.

IŞİD lideri Bağdadi’nin hâlâ cevaplanmamış ve bir kısmı da şaibeli bir operasyonla öldürülmesi Trump’a beklediği seviyede bir kahramanlık payesi kazandıramadı. Bol medya desteğine, hareketli görüntülere, ardı arkası kesilmeyen analizlere, ekranlardan taşan debdebeye rağmen Bağdadi meselesi kısa sürede kapandı. Hayaller Hollywood olabilir ama en azından içinde bulunduğumuz bölge gayet gerçek.

Bütün bölge ve az çok bölgede varlığı olan dünyanın geri kalanı 2020’ye kaynamakta olan bir gündemle girdi. ABD-İran, İran-Suudi Arabistan, İran-İsrail, ABD-Rusya şeklinde devam eden gerilimler listesinde önce hangisinin patlak vereceği muammaydı. Bu çekişmelerin en kırılgan sahalarından biri olan Irak, Trump’ın akıl almaz bir hamlesiyle bir kez daha alt üst oldu.

Trump, ABD askeri kanadı nasıl ikna etti, bu kararı nasıl aldı, ortak bir karar mıydı, bir Amerikan yetkilisi çıkıp da ‘bu hamle en azından bir bölgesel savaş demek’ dedi mi bilinmez ancak İran Devrim Muhafızları’nın sembolleşmiş komutanlarından Kasım Süleymani’ye suikast gerçekleşti.

Trump’ın derdi ‘bir şey’ ile sembolleşen lider olmaktı, hedefi de ABD’nin düşman listesinin her daim başında olmakla sembolleşmiş İran ve İran’ın bölgedeki gücünün sembolü olan komutanı oldu.

Süleymani İranlı ve Irak silahlı gücü olan Haşd Şaabi’nin komutan yardımcısı olan Mehdi El Mühendisi Iraklı üst düzey yetkililerdi aynı zamanda. Yani ABD, kendi toprakları dışında, Irak’ta, iki yabancı ülkenin yetkililerini öldürmüş oldu.

İran’ın tepkisi çok sert oldu. İran içinde sürekli büyüyen kitlesel öfke ile ABD cenahında Trump’ın sürekli yüksek perdeden tehditler savurması birbirine karıştı.

İran ağır yaptırım altında, bir bölgesel savaşı kaldıramaz, ABD ile bir savaşı hiç kaldıramaz, üstelik ABD ile savaşa girmesi halinde karşısındaki cephede çok sayıda ülke de sıralanır gibi gerçekler de var. Ancak İran’ın ABD saldırısını karşılıksız bırakması da imkansız hale geldi. Bu arada, tansiyonun düşürülmesi için onlarca ülke devreye girdi, mesajlar gitti geldi. En son İran Dışişleri Bakanı Zarif, “ABD’ye orantılı bir karşılık verileceğini” söyledi. Zarif’in sözleri tansiyonun birkaç gün içinde ulaştığı nokta düşünüldüğünde rahatlatıcı sayılabilecek bir açıklama oldu. Sonuçta ABD’nin Irak’ta ve Körfez ülkelerinde yani İran’ın yanı başında çok sayıda askeri üssü, konsolosluğu, elçiliği var. İran’ın uzun süredir maruz kaldığı ve giderek daha da sıkışan çok yönlü ablukadan kurtulmak için gözünü karartıp “Benimle birlikte bütün bölge yanar. Bunu göze alıyorsanız ben de varım” deme ihtimali her daim var.

Ayrıca İran küçümsenecek bir ülke olmadığı gibi bölgedeki nüfuzunu da gözden kaçırmamak lazım. ABD-İran gerilimlerinde sürekli akılda tutulması gereken bir başka nokta da şu; ABD her şeyi gürültü patırtı ile sıcağı sıcağına yapar. İran ABD’nin tam tersi, ne olursa olsun sükunetini koruyarak ve vereceği karşılığı iyi hesaplayarak hareket eder. Bu nedenledir ki İran’ın bölgedeki birçok hamlesinin veya saldırısının ardından bölgeyi yakından izleyenler, kesin kanıtlar olmamakla birlikte “bunu İran yapmıştır, şuna karşılık, şu şu cenaha cevap olarak yapmıştır” der.

Bu nedenle, Zarif’in açıklamaları ABD’ye sembolik değeri ağır bir karşılık verileceğinin beyanı oldu.

Süleymani’nin öldürülmesinin hemen ardından intikamın sembolü olan kırmızı bayrak çeken İran, cevabını da yine Irak içinde verdi. Üstelik Süleymani’nin toprağa verilmesinin hemen öncesinde, suikastın gerçekleştiği gece saat 01.20’de…

ABD’nin Anbar’daki Ayn Esad ve Erbil’deki Harir üslerine yapılan saldırıların ardından Süleymani’nin tabutu kabre indirildi.

İran’ın füze saldırılarına ABD’nin vereceği karşılık en azından birkaç ülkenin dahil olacağı yeni bir küçük kıyameti getirebilirdi ki, Trump’ın pervasızlığı ve son dönemde ABD içindeki kurumsal yapının onu frenlemekte zorlandığı düşünüldüğünde bu olasılık gayet de korkutucu bir ihtimal haline gelebiliyor. Trump, ABD üssüne yapılan saldırının ardından kamuya açık konuşma yapmaktan vazgeçti. ABD cenahı saldırılarda üste bulunan Iraklıların öldüğünü, ABD askerinin ölmediğini duyurdu. Irak’ta bulunan misyonlar ve AB ülkeleri devreye girdi sükunet telkinleri ile. İran bir kez daha “savaş istemediğini, cevap hakkını kullandığını, saldırı olursa karşılık vereceğini” duyurdu.

İran’ın ABD’yi Irak içinde vuracağına dair senaryolar vurulabilecek üsler, noktalar haritaları ile birlikte birkaç gündür dolaşımdaydı. Bağdat’ta bulunan ABD güçlerinin çekileceğine dair bir mektup da ortaya çıktı. Gerçi mektupta Bağdat’taki ABD mevcudiyetinin ne süreyle ve nereye tahliye edileceği belirtilmiyordu ancak ABD cenahı mektubun taslak olduğunu, çekilmeyi düşünmediklerini duyurdu. Diğer taraftan saha kaynakları İran’ın vurduğu Ayn Esad’da hareketliliğin arttığını duyuruyordu birkaç gündür. Bağdat’takiler mi Ayn Esad’a tahliye edildi, Ayn Esad’dakiler başka yere mi; bilinmiyor. Durum ne olursa olsun ABD’nin kayıp vermemiş olması pek olası görünmüyor. “Kaybımız yok” yönündeki açıklamalar akla kamuoylarını harekete geçiren sembollerden biri olan asker ölümü ve ardından gelen misilleme zorunluluğunu getiriyor.

Şimdilik ABD-İran arasındaki gerilim düşmeye başlamış görünüyor ancak Irak diken üstünde.

Ancak ABD-İran mücadelesi bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor.

Bir sembollerin bolca kullanıldığı gelişme de Putin’in sürpriz Şam ziyaretinde yaşandı. Putin, Esad ile Şam’daki Rus askeri komuta merkezinde ve yanlarına savunma bakanlarını alıp komutan masasına oturarak görüştü.

Putin ve Esad’ın basına yansıyan ikinci fotoğrafı, Türkiye’nin Suriye politikasının sembolleşmiş söylemlerinden olan “Emevi Camisi’nde namaz kılma” hayallerine atıftı muhtemelen. Üçüncü karede ise Putin, Şam’ın ve Hristiyanlığın en eski kiliselerinden birinde yapılan bir törende idi. Aslında bu karenin de oldukça güçlü olduğu gözlerden kaçmamalı. Sonuçta, Suriye’deki ve bölgedeki Hristiyan nüfusun önemli bir kısmı Doğu Ortodoks Kilisesi’ne bağlı.

Putin İstanbul’a Moskova’dan değil Şam’dan gitti. Rusya ve Suriye’de de İran gibi sembolizmin çok önemli olduğu göz önüne alındığında Putin’in Türkiye ziyaretinin nasıl geçeceğini tahmin etmek güç değil.

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır.

ETİKETLER

Tümü Hediye Levent - Diğer Yazıları

Semboller savaşı 09.01.2020
Krizin yeni adresi; Libya 12.12.2019

Editörün Seçimi