Trump'ın Ortadoğu Barış Planı: Filistin için teslimiyet, Ortadoğu için savaş planı!

ABD Başkanı Trump, günlerdir beklenen “Ortadoğu Barış Planı”nı açıkladı. Trump, İsrail-Filistin sorununa çözüm bulma iddiasını taşıyan ve bu nedenle “Yüzyılın Anlaşması” dediği bu anlaşmayı açıklarken yanında sadece İsrail Başbakanı Netanyahu vardı. Ancak buradan yola çıkarak bu plana tek taraflı bir plan demek çok hafif kalıyor. Çünkü Trump’ın açıkladığı plan, Filistin’e tek taraflı olarak dayatılmış bir plan olmanın çok daha ötesinde anlam ve önem taşıyor. 

Önce planın içeriğinden başlayalım.

Trump, Filistin’e karşı tarihin en saldırgan liderlerinden biri olma ünvanını çoktan hakketmiş biri olarak dünyanın karşısına çıkmıştı. Dolayısıyla ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımakla ve Golan tepelerinde İsrail egemenliğini tanımakla övünen bir liderden nasıl bir “barış planı” çıkarsa, açıkladığı plan da öyleydi. Aslında Netanyahu’nun “önemli topraklarımızı tanıyan ilk lider oldunuz” diyerek Trump’ı övmesi de durumu fazlasıyla açıklıyordu.

Bu plana göre, işgal altındaki Batı Şeria’nın Yahudi yerleşim yerleri dışında kalan toprakları ile Gazze Şeridi’nde “Yeni Filistin” adı altında bir “devletçik” kurulacak. Kudüs İsrail’in elinde kalarak başkenti kabul edilecek ama Filistin devletçiğinin de başkenti Doğu Kudüs olacak. Ancak Kudüs İsrail’in elinde kalmaya devam edeceğinden Doğu Kudüs’ün başkent olması Filistin için sadece sembolik bir değer taşıyacak! 

Trump, abluka altında zor koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışan Filistinlileri yatırım ve iş vaadi üzerinden bu plana razı etmeyi hesaplıyor. Bu plana göre, Batı Şeria ve Gazze’nin yanı sıra Mısır, Ürdün ve Lübnan’ı kapsayacak 50 milyar dolarlık yatırımla Filistinliler refaha kavuşturulacak! Trump yönetimi buna “refah için barış” adını verse de aslında Filistinlilere iş, ekmek için teslimiyet dayatılıyor. Amiyane tabirle Filistinliler açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Bu amaçla geçtiğimiz Haziran ayında Bahreyn’in Manama kentinde “Refah için Barış Çalıştayı” düzenlenmiş; Filistin Yönetimi’nin katılmayı reddettiği bu çalıştaya Bahreyn, S. Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Mısır katılmıştı. 

Trump, planını açıklarken “Filistin terörü reddederse devlet olarak tanınacak” diyerek “Barış Planı”nı açıklarken bile Filistin’e karşı açıkça saldırgan bir tutum ortaya koyuyor ve Arap ülkelerindeki yönetimlere de “İsrail’i tanıma zamanı geldi” diyordu.

Bu nedenle Trump’tan sonra konuşan İsrail Başbakanı Netanyahu bu plan için “1948’i (İsrail devletinin kuruluşu) hatırlatıyor” derken fazlasıyla haklıydı.

Trump, açıklamasında ABD’nin Bağdat’ta ‘Kudüs Gücü Komutanı’ Kasım Süleymani’ye yaptığı suikastı hatırlatarak İran ve Lübnan Hizbullah’ını açıkça “güvenliği tehdit eden güçler” olarak tanımlayıp hedefe koydu.

Trump’ın açıklamasına büyükelçilerini gönderen Bahreyn ve BAE’ye teşekkür edip İran ve Hizbullah’ı Ortadoğu güvenliği için tehdit ilan etmesi, “Yüzyılın Anlaşması”nın arka planında yatan asıl hedefi işaret ediyordu.

Çünkü ABD, İran’ı öncelikli tehdit olarak tanımlayıp ‘İran’ı kuşatma stratejisi’ni uygulayarak en önemli rakipleri olan Rusya ve Çin’in bölgede etkinlik sağlamasının önüne geçmeye çalışıyor. Bu amaçla İran’ı düşman olarak gören körfezdeki Sünni-Arap rejimleri kendi stratejisi etrafında birleştirmek için “Ortadoğu Stratejik İttifakı” adını taşıyan bir plan hazırlamış ve bu plan kapsamında 6 Körfez ülkesinin yanı sıra Mısır ve Ürdün’ün katılımıyla bir Sünni-Arap gücü (NATO’su) kurulması gündeme getirilmişti. Çünkü bu rejimler bölgede Suriye’den Irak’a ve Lübnan’dan Yemen’e İran’ın artan etkisi karşısında kurtuluşu ABD stratejinde görmektedir.

Trump, Netantahu ile birlikte açıkladığı planına güçlü bir destek olduğunu söylerken büyük ihtimalle Filistin sorununu bir ‘ayak bağı’ olmaktan çıkartıp İsrail’le anlaşmaya dünden razı olan bu rejimlerden söz ediyordu. Çünkü Trump, “Ortadoğu Barış Planı” adını verdiği plan ile Filistin sorununu ABD işbirlikçisi Sünni Arap rejimler ile İsrail arasındaki ilişki ve işbirliğinin önünde engel olmaktan çıkartmaya çalışıyor. Böylece hem İsrail’in güvenliği sağlamayı ve hem de Körfez ülkelerinin başını çektiği Arap rejimler ve İsrail’i kendi stratejisi etrafında bir araya getirerek bölgede (Ortadoğu) zayıflamaya başlayan hegemonyasını yeniden sağlamlaştırmak istiyor.

Toparlamak gerekirse;

Trump’ın “Ortadoğu Barış Planı” ya da “Yüzyılın Anlaşması” adını verdiği plan, temelleri İngiliz emperyalizminin Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması amacıyla açıkladığı 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu ile atılan, 1948’de İsrail’in kurulması ve devamında 1967’den sonraki işgallerle devam eden politikanın son aşaması olarak değerlendirilebilir. Bu “barış” aslında Filistin’e İsrail işgali karşısında bütün meşru haklarından feragat etmesi ve sembolik bir devlet olmayı kabul etmeyi dayatmaktadır. Başka bir deyişle İsrail işgal ve saldırganlığını meşrulaştırıp kalıcılaştırmayı amaçlamaktadır.

Öte yandan S. Arabistan ve BAE’nin başını çektiği körfez ülkeleri ile Ürdün, Mısır gibi Sünni-Arap rejimlerin İran’a karşı olan düşmanlığı üzerinden bu rejimlerin Filistin’in teslimiyet anlaşmasını kabul etmesi için baskı uygulaması da bu planın hesapları arasındadır. Zaten Trump ve Netanyahu’nun açıklamasına katılan Arap büyükelçileri, söz konusu rejimlerin bu göreve dünden hazır olduğunu gösteriyor. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi Filistin’in bu plana mecbur edilmesi, Filistin sorununun bu rejimler ile İsrail’in ABD’nin İran’ı kuşatma stratejisi etrafında bir araya getirilmesinin önünde engel olmaktan çıkartılması için zorunlu görünmektedir.

Öyleyse son söz olarak söyleyelim: Adına “barış” dense de Trump’ın açıkladığı plan, Filistin için teslimiyet ve Ortadoğu için yeni bir savaş planından ibarettir!

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır.

ETİKETLER

Editörün Seçimi