Özlem TEMENA


TÜKENMEZ HABER - Adana’da yıllardır süregelen bir gelenekti Rakı Festivali. Aralık ayında dışarıya kurulan sofralarda ‘rakı, kebap ve şalgam’ bir araya gelir, uzun muhabbetler edilirdi.

Adana Valisi Mustafa Büyük ‘toplumun hassasiyetleri’ni öne sürerek, festivale izin verilmeyeceğini açıkladı ve festivalin adı "Adana Kebap ve Şalgam Festivali" olarak değişti. 2019 yılında ise ‘saldırı düzenlenebileceği’ öne sürülerek festival yasaklandı.

Tartışmayı daha da ileriye götüren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu "Eğer bahsedilen Rakı Festivali ise bu Rakı Festivali'ne Adana Valiliği geçen yıl da yasak koydu, bu yıl da yasak koydu. Ne geleneklerimizde, göreneklerimizde, ananelerimizde ne de herhangi bir durumla örtüşebilir değildir" açıklaması yaptı.

Soylu’nun "geleneklerimizde, ananelerimizde yeri yoktur" açıklamasını konuşmak üzere, rakı tarihine ilişkin önemli kaynaklardan biri olarak gösterilen Rakı Kitabı’nın yazarı Erdir Zat’la Meclis Meyhanesi’nde buluştuk, rakın tarhini konuştuk.  

50 Kuşağı Yazarlarından Adnan Özyalçıner’e ise ‘rakın günümüzde yaygınlaşmasını’ sorduk. Özyalçıner, Paşabahçe rakı fabrikasını işaret etti. 

‘SOYLU’NUN AÇIKLAMASINDA Kİ BİZ KİM?’

Rakının tarihine geçmeden Soylu’nun açıklamasında ki ‘biz’e itirazda bulunuyor Erdir Zat, ‘Bakanın kullanmış olduğu ifadedeki biz belirsiz. Bakan zaten ‘Türklerin geleneğinde yok’ demiyor ya da ‘İslami gelenekte yok’ demiyor, bizim geleneklerimizde yoktur’ diyor. Biz derken ne kast ediliyor?” diye soruyor. Zat'a göre bu açıklama aynı zamanda 'yok sayılmanın, ötekileştirmenin de bir dışa vurumu.'

‘ŞAHZADELERİN TÖRENLERİNDE RAKI KAZANI VARDIR’

Anadolu’da yaşamış olan ‘bizlerin’ kültürünün bir parçası olan Dede Korkut masallarında ‘rakı’ sözcüğünün geçtiğini belirtiyor Zat,

“Rakının Ortaasya’da geçen Dede Korkut masallarında geçtiğini biliyoruz. Şehzadelere yapılan toy törenlerinde üç kazandan bahsedilir. Özellikle rahmetli Tarihçi Halil İnalcık’ın kitabında da yer aldı. Bu kazanların birinde kımız vardır, birinde kopuk diğerinde ise arak, yani rakı. Buradan bakarsak aslında 1000 yıllık bir tarih söz kokusudur. Ancak bu geleneklerin çoğu sözlü tarihimizde yer alır. Bu yüzden tam kesin tarihlerini veremeyiz.”

‘RAKI ÖNCELİKLE BİR TEKNOLOJİNİN ÜRÜNÜ’

‘Rakı öncelikle bir teknolojinin ürünü’ diyor Erdir Zat. Modern kimyânın kurucusu hatta Hipokrat’ı olarak kabul edilen Cabir bin Hayyan’ım geliştirdiği bir ibrikle başlıyor rakının yolculuğu.

Distile alkolü üreten ibriğin Abbasi döneminde oraya çıktığını belirten Zat, “Sekizinci yüzyılın sonunda Abbasi döneminde tarihte bilinen ilk kimya laboratuvarında bulunan aletlerden biridir ibrik. Daha sonra İranlı bilim insanı El Razi gibi onu izleyen kimyacılar tarafından geliştiriliyor. Zamanla distile alkol ortaya çıkıyor. Distile alkolle ilgili ilk metinler 11. 12. yüzyılda İtalya’da var. İtalyan bilim insanları da bu bilimsel gelişmeye atıf yaparak ürünlerini geliştiriyor. Yani ortada ortak bir kültür mirası söz konusu” bilgilerini paylaşıyor.

‘RAKIYA ANASON ÇOK SONRADAN EKLENDİ’

Rakının ortak kültür mirasıyla ortaya çıktığının altını çizen Zat şöyle devam ediyor, “Sonuçta müthiş bir kültürel alışveriş var. Mesela rakının, Anadolu’nun kadim şarap kültürüyle devamlılığı var. Rakı zaten üzümden geliyor, anason çok çok sonradan eklenmiştir. Rakı ve anasonun birleşimi 19. yüzyılda olmuştur. Bu bildiğimiz, içtiğimiz rakı aslında 19. yüzyılda itibaren gelişmiş ve günümüzdeki halini almıştır”

EVLİYA ÇELEBİ SEYAHATNAME'DE RAKI İÇİLEN MEYHANELERDEN DE SÖZ EDER…

Rakı, kadar Osmanlı döneminden bugüne ‘fasıl, meyhane, koltuk meyhaneleri’ kültürü de biçim değiştirerek günümüze kadar gelmiştir. Rakı kitabında yer alan bilgilere göre, Evliya Çelebi'nin (1611-1682) Seyahatname’sinde rakıdan sıkça söz edilir. Üstelik, Seyahatname'de rakı içilen meyhanelerden de söz eder Evliya Çelebi. Çelebi’nin notlarına göre rakının çok fazla çeşidi vardı, zencefilden tarçına, karanfilden rezene köküne kadar…

‘İSTANBUL’A GELEN İLLE DE RAKIYI TATMAK İSTER’

‘Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığı dönemde meyhanelere dokunmayarak bir hoşgörü genelgesi yayınlamıştır’ bilgisini paylaşıyor Zat;  

“Fatih sultan Mehmet İstanbul’u aldığın zaman, İstanbul’un meyhaneleri dünyaca ünlüydü. Rakının evrimi içinde meyhanenin çok önemli bir yeri var. Tüm bunlara baktığımızda biz rakıyı binlerce yıllık bir kültürel miras olarak tanımlarız. Ayrıca halen yurtdışıdan gelenler, rakıyı tatmak meyhane masasına bir oturmak ister.”

ORHANGAZİ HEDİYE OLARAK RAKI GÖNDERİYOR…

Osmanlı Dönemi’nden anlatmaya devam ediyor Zat, “Orhan Gazi’nin Bursa’yı fetih sırasında, Anadolu Rum abdallarından Geyikli Baba, Kızıl Kiliseyi Taha Kılınç müritleriyle birlikte alır. Orhangazi de bu yardımı karşısında iki yük arak yollar Geyikli Baba’ya, üstelik bu kayıtlara da geçmiştir. Tartışmanın başka boyutları olsa da taraflar ‘rakının çok değerli olduğu ve hediye olarak gönderildiği’ konusunda hem fikir.”

İstanbul’un birçok semtinde yer alan çarşıda meyhane olduğunu ve meyhaneleri kahvehanelerden farksız görüldüğünü söylüyor Zat,Çarşıya gitmişken köşe başındaki bir kahveye uğrayıp dostlarınızı görüyorsunuz. Kahvenin yanında bir de meyhane oluyor. Aslında aynı insanlar akşam olunca kahvehaneden kalkıp diğer kapıya geçiyor.”

‘BİZİM KÜLTÜRÜMÜZ BİRAZCIK ANASON KOKAR’

Yeşilçam filmlerinden hepimiz meyhane sahnelerine aşinayızdır. Yoksul ve emekçi kesimlerin çoğu zaman ‘hayata’ isyan ettiği sahnelerin arkasında meyhaneler fon olarak kullanılır. Zat, burjuvalara karşı yoksulun içkisinin rakı olduğunu söylüyor Zat, “Meyhane zamanla çeşitli simgeler kazanır. 1960’larda Yeşilçam’a bakalım, burjuvaların ya da zenginlerin viskisine karşı yoksulun rakısı vardır. Münir Özkul gibi birçok Yeşilçam oyuncusunun meyhanede geçen bir sahnesi vardır. Yani bizim kültürümüz birazcık anason kokar.”

ÇATAL SOFRASI YA DA NAMIDİĞER ÇİLİNGİR MASASI

Meyhane sohbeti ‘çilingir sofrasına’ bağlanıyor. Çilingir ya da çatal sofrası. ‘bu sofraya doymak için oturulmaz, hiç kimse kendine yemek söylemez. Ne varsa ortaya getirilir ve pay edilir’ diyor Zat; “Çilingir sofrası rakının yanında kurulan meze sofrasıdır. Mesela şarabı yemeye göre seçersiniz ama rakı da tam tersidir. Rakının yanında bir de meze kültürü oluşmuştur. Rakının bugünkü halini almasında bile kolektif bir damak tadı vardır.”

Son olarak ‘Rakı masasında memleketi kurtarılır mı?’ diye soruyoruz, “Memleket kurtarma işin bir parçası rakı masasına hemdem sofrası denir. Burada her şey konuşulur. Her rakı sofrası bir 5 dakika da olsa memleketi kurtarmaya uğramadan geçmez” cevabını veriyor.

PAŞABAHÇE RAKI FABRİKASI

1950 Kuşağının önde gelen Yazarlarından Adnan Özyalçıner, ‘Rakının günümüz toplumunda yaygınlaşmasının’ 19. yüzyılı bulduğunu belirtiyor. Özyalçıner’e göre ise eşik, Paşabahçe rakı fabrikasının açılışı;

“Biz de endüstriyel olarak rakı üretimi 1880’de başlamıştır. Rakı Ansiklopedisine göre, 200 rakı markası saptanmıştır. Paşabahçe rakı fabrikası rakının toplumuzda gelenekselleşmesinin somur örneklerinden biridir. Rakı edebiyatımızda, şiirde, öyküde, romanda, sayısız yazarımızın kaleminde çıkarak kültür olarak yerini almıştır. Kemal Sülker “Osmanlı’dan günümüze içki ve toplum’ kitabında rakının toplum içindeki yerini yaygınlaştığını tarihsel olarak ele almıştı.”

ETİKETLER


Editörün Seçimi