çArşı’nın efsane lideri Alen Markaryan: Tribünü özlüyorum ama bağrıma taş basıyorum

Beşiktaş’ın ünlü taraftar grubu çArşı’nın efsane liderleriden Alen Markaryan, Independent Türkçe’ye konuştu. Tribünü özlediğini söyleyen Markaryan “Özlüyorum ama bağrıma taş basıyorum” dedi.

Mehmet Altunkılıç imzasıyla İndependent Türkçe’de yer alan haber şu şekilde:

Beşiktaş’ın taraftar grubu çArşı, yıllar boyunca onun ismiyle birlikte anıldı. Binlerce Beşiktaş taraftarı tek hareketiyle sessizliğe büründü, tek hareketiyle tribünleri adeta yıktı.

Alen Markaryan’dan söz ediyoruz...

Türkiyeli bir Ermeni o.

Beşiktaş semtinin çocuğu.

Beşiktaş tribünleri “Alen abi Papa olsana” diye onun için bağırdı.

Şimdilerde ise onun için "Çok özledi kapalı seni, hatırla o eski günleri, çok seviyoruz inan ki seni, Alen Abi dön artık geri. İnşallah…" tezahüratı ediliyor.

Muhalif gazetecilerin sürekli siyasi bir mesaj alabilmek için kebapçısının kapısını aşındırdığı Alen Markaryan’ın bu konudaki ketumluğu devam ediyor. Sadece spor, tribün kültürü ve Beşiktaş’ı konuşuyor.

Yeni kitabı için hazırlanıyor

Bir akşam vakti kapısını çaldığımızda kısa süre sonra raflarında yer alacak olan kitabının tashih nüshası üzerinde çalışıyordu. 16 maç hikayesini tanıklıklarla yazmış. Kitap piyasaya çıkacak günü bekliyor.

İlk sorumuz değişen tribün kültürü üzerine oldu.

Futbol henüz dev bir endüstriye dönüşmemişken çoluk çombalak maçlara giden semt insanları yerini nasıl müşterilere bırakmıştı?

Markaryan, bu soru üzerine 2004 yılında British Council’in yaptığı bir çalıştayı anımsadı. Bu konuyu o zaman da İrlanda, Galler ve İskoçya’dan gelen tribün liderleri önünde konuştuklarını anlattı.

"Taraftarın yerini müşteri aldı"

“Yöneticiler artık gözünü taraftarın cebine dikmiş durumda. Sen zamansız ve yersiz transferler yap, taraftar da gelsin forma alsın, stadyumda sosisli sandviç yesin, şapka alsın, atkı alsın parasını da orada bıraksın gitsin. Döngü bu" diyor Markaryan.

Önceleri çok fazla önemsenmeyen tribün insanlarının zamanla ciddi bir para kaynağı olduklarının fark edildiğini anlatıyor.

Hâl böyle olunca taraftarın tribünden çekildiğini söyleyen Markaryan, “Taraftarın yerini önce seyirci sonra da müşteri aldı. Oysa tribün taraftarındır, müşterinin değil” diyor.

Ben 30 yıldır hiç forma giymedim. Bunu bana çok söylediler. Kardeşim, benim suratım forma gibi zaten.

Eskiden maça sabahlama döneminde sadece lastik ayakkabı, kot pantolon ve eşofman üstü giyilirdi.

Dışarıdan biri baktığı zaman ‘Bu adam maça gidiyor’ derlerdi.

Maça giden adam üzerindeki formayla anlaşılmazdı. Beni sadece forma giyince mi tanıyacaksın?

 

Çekilenin sadece taraftalar da olmadığını dile getiren Markaryan, “Kulüpleri gazeteciler yönetiyor. Bildiğimiz gazeteciler de değil. Televizyonda yorum yapan eski hakemlerden ve futbolculardan bahsediyorum. Artık bağırıp çağırmazsan, tribünlere oynamazsan prim yapamıyorsun. Taraftarın trübünlerden çekildiği gibi işini düzgün yapmaya çalışan gazeteciler de çekildi" ifadelerini kullandı.

Ona göre “bozulma” ise yavaş yavaş meydana geliyor. Önce takımıyla özdeşleşmeyen taraftar profili, sonra taraftarın ve camiasının nereden gelip nereye gittiğini anlamayan yönetici tipleri ortaya çıkıyor. Bu da tüm camiaya sirayet ediyor.

"Bağrıma taş basıyorum"

Alen Markaryan bir süredir tribünlerin önünde değil. Orada olmayı özlüyor mu?

Burada duygusallaşıyor Alen. Ağzından şu sözler çıkıyor:

İnsan çocuğunu özlemez mi ya? 53 yaşındayım ve 11 yaşımdan beri bu tribündeyim. Ama özlemek ayrı bir şey, bağrına taş basmak ayrı bir şey.

 

Peki neden bağrına taş basıyor?

Bu soruya da “Dik durmak zorundayım” diye cevap veriyor ve üstü kapalı anlatmaya başlıyor:

Bizim camiamızda kabul etmediğim olaylar yaşandı. Onları birilerinin protesto etmesi ve dik durması gerekiyor.

Hani babası oğluna demiş ya ‘Ben sana koca bir bağ verdim sen benden bir salkım üzüm esirgiyorsun’ diye. Bizim durum da böyle.

Beşiktaş zarar görmesin diye susuyorum, susacağım da…

Konuşacağım zaman da gelecek elbet ama ben böyle bir karar aldım.

Beşiktaş tribünlerinin yeri bende her zaman ayrıdır. Hani nasıl ki devlet birimlerinde emeklilik yoktur görev verilirse yaparsın ya burada da öyledir.

'Alen neden gelmiyor?' herkesin kafasında olan bir soru işareti. O bile aslında bazı yerlere mesaj.

 

Peki, Alen’den sonra çArşı’nın durumu ne oldu? O ekip çokça iddia edildiği gibi “ruhunu” kayıp mı etti?

“Biz bir ekiptik diyor” Alen. Sonrasında ekip içinde çatlakların en nihayetinde de bölünmelerin yaşandığını söylüyor.

Bu bölünmelerin Gezi olaylarıyla başlayıp başlamadığını sormamız üzerine ise, “Ben o olaylara girmiyorum ama bir sürü yanlış şey yapıldı” diyerek devam ediyor:

Kimseyi sorgulamıyorum da yargılamıyorum da. Ama netice itibariyle tribün dağıldı ve iyi olmadı.

Hani az önce bahsettim ya çocuğun doğuyor, büyüyor, hastalığı, okulu her şeyiyle uğraşıyorsun. Sonra biri çıkıp ‘Bu çocuk benim’ diyor.

 

Siyaset spora bulaştırılmak istendiğinde gerekli vetoları yaptım

Senelerce sporun içinde kaldığını söyleyen Markaryan, "Sporun siyasete bulaştırılmaya çalışıldığını hissettiğim an çekilirim" diyor ve ekliyor:

Benim olduğum yerde böyle şeylere heves ettiklerinde gerekli vetoları her zaman yaptım. Bundan sonra da…

Son iki sene tribünlere flama bile asılırken önce biz kontrol ederdik. Spor sporla kalmalı. Siyaseti siyasetçiler yapsın.

 

Herhangi bir sokak olayının tribünlerden başlama potansiyeli olduğunu da kabul eden Markaryan, "Sonuçta tribünler kalabalık yerler. İnsanlar, şer güçler, kalabalık yerlerden yararlanmak isteyebilir" diyor:

Eğer ben kendi mantalitemi bulunduğum tribüne veremiyorsam çekilirim.

Ne kendimi rezil ederim ne de bana inanan insanları rezil ederim.

Kalabalık yerlerde böyle şeylerin ortaya çıkması doğal. Ama işin içindeki liderler, tribün önderleri, kulübün içindekiler, herkes dik duracaklar ve siyaseti sokmayacaklar.

 

Beşiktaş tribününün dağılma aşamasına geldiğine yönelik değerledirmeleri sorduğumuzda ise Markaryan'ın bu konuya oldukça üzüldüğü belli. Bu durumun Beşiktaş’taki enerji bölünmesinin bir yansıması olduğunu söyleyen Markaryan şunları dile getiriyor:

Aslında çok iyi gidiyordu. Dünya genelinde birçok tribüne örnek gösteriliyordu.

Biz 2003’te kapalı tribüne “yönetici, taraftar, futbolcu el ele hep beraber zafere” diye kocaman bir pankart asmıştık. Öyle kalması lazımdı. Ama son 3 senedir Beşiktaş enerji bölünmesi yaşıyor.

2003’te yani 100'üncü yılda herkes Beşiktaş şampiyon olsun diye kenetlenmişti.

Herkes yan yanaydı ve inanılmaz biçimde tek bir mantıkla hareket ediyordu. Ama şimdi öyle değil.

"Tribünle saha arası 150 metre, o hızla mermi bile gitmiyor"

Alen Markaryan, Beşiktaş’ın yeni stadının tribünü ve taraftarı da etkilediğini belirtiyor.

Statların her takımın kendi karakterine göre yapılması gerektiğini belirten Markaryan, “Sen şimdi bir stat yaptın. Tribünün kurulduğu yer sahaya 150 metre. Sesin 150 metre gitmesi lazım. Aynı hızla mermi gitmiyor. Ses bu hızla sahaya ulaşacak, futbolcu etkilenecek. Olmaz ki... Her şey yerli yerinde olması lazım. Sahaya yakın olmak zorundasın” ifadelerini kullanıyor.

Stat yapılırken bu uyarılarda bulunduklarını anlatan Markaryan, şöyle devam ediyor:

Borussia Dortmund’un kale arkası tribünü var. Bir ara ‘çArşı kapalının en güzel yerinde oturuyor’ diye bir laf ortaya atılmıştı. Sanki orada nargile içip alem yapıyorum.

Çocuk orada 90 dakika, hatta daha fazla durmadan bağırıyor. ‘çArşı’yı buradan çıkartalım, kulüp para kazansın’ dediler. Her şey para değil ki...

Senin satarak para kazanacağın yerde ben bağırarak sana daha fazla para kazandırıyorum.

Biz bunları anlatamadık. Sen şimdi stadı yaptın, oradaki taraftarı bölmek istedin ne yaptın mecburi istikamet verip kale arkasına gönderdin.

 

 

ETİKETLER

Editörün Seçimi