Eşit ve özgür bir aşk mümkün mü?

Özlem TEMENA


TÜKENMEZ HABER -  ‘Aşk’ dediğimiz zaman ise kafamızda ise deli sorular başlıyor.

‘Yaşadığımız bu duygu aşk mı?’

‘Aşk bizi değiştirir mi?’

‘Eşit ve özgür bir aşkı nasıl yaşayacağız?’

‘Aşkı bulmak için uğraşalım mı yoksa aklımızın en arka köşesine mi bırakalım?’

‘Aşk hiç ummadığımız anda bizim karşımıza çıkar mı?’

Belki de en önemlisi, ‘Aşk mümkün mü?’ 

Kafamızda ‘aşk’a ilişkin cevaplanmamış binlerce deli sorular varken, gündelik yaşamımızda ‘aşkı’ kendi kalıplarına sokmaya çalışan çok fazla toplumsal kodla karşı karşıyayız.

Bu bazen, ‘ataerkil tahakküm’ olarak karşımız çıkıyor bazen ‘devlet’ bir tanımla yapıyor bazen de ‘erkeklik’ ve ‘toplum’ aşkın en güzel yerinde geliyor, kaşlarını çatıp oturuyor...

Hazır gündem 14 Şubat, havada da aşk kokusu varken, Uzman Psikolog Nesli Albayrak Zağlı’ya 'aşkı, aşkın önündeki engelleri' ve 'eşit bir aşk nasıl mümkün olabilir?' diye sorduk.

'Aşkın toplumdan izole olmayacağını' söyleyen, Nesli Zağlı’ya göre, ‘Aşk her ne kadar mahrem, tekil ve biricik bir deneyim gibi yaşansa da içinde bulunulan kültürün dinamiklerinden izole olması mümkün değil

‘Aşkın kararlılık, emek ve inanç istediğini’ söyleyen Nesli Zağlı, “İnsan bunları vermeye cesaret edemediği birini nasıl yüceleştirebilir ki? Tereddüt aşkın önündeki en büyük engel. Biz ise yaşadığımız coğrafya ve politik iklim gereği hep tereddütlüyüz” diyor.

‘BİZİM JENERASYON İÇİN AŞKLA İLK BULUŞMA DAHA DERİNLİKLİ BAŞLADI’

- Selvi Boylum Al Yazmalım, Titanic, Cedrik, Temel Reis & Safinaz’ı izleyerek; Şeker Portakalı, Küçük Prens, Bir Genç Kızın Gizli Defteri kitaplarını okuyarak bir nesil ‘büyüdü’. Bu nesil aşkı nasıl yaşıyor?

Bu kitap ve filmlere çocukluk ve gençliklerinde denk gelenler şimdilerde yarım asırlık bir ömüre yaklaşıyor. Artık bu duyarlılıktan beslenen aşklar var ise iyice olgunlaştı. Sorunuz bu yüzden önemli. İki birey arasında yaşanan aşk her zaman için yaşanılan kültürün özelliklerinden, çağın dinamiklerinden ve iletişim araçlarından etkileniyor. Bahsettiğimiz nesil ilk aşklarını jetonlu telefon klubülerinde ve uzun uzun mektuplar yazıp günlerce cevap bekleyerek yaşadı. Bu da muhtemelen romantik ilişkilerin özünde olması gereken emeği, sabırı, idealleştirmeyi mümkün kıldı. Kısacası bizim jenerasyon için aşkla ilk buluşma daha derinlikli başladı. Ancak böyle başlayan aşklar nasıl sürüyor veya nasıl bir sonuca ulaştı o bir muamma. Örneğin evliliğe dönüşen ilk aşklar için bu yaş aralığındaki boşanma oranlarını bilmiyoruz. Aşkın başarısı diye bir kriter koymak zaten aşka bir ihanet. Aşklarımızı film ve kitaplardaki kadar olmasa bile yüceleştirerek, içimize işleyerek ve her aşkla dönüşüp daha insan olarak yaşadığımıza inanmak isterim.

‘TEREDDÜT AŞKIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL’

- ‘Nerede o eski aşklar?’ sözünü hep duyuyoruz, ‘eski aşklara’ neden sürekli bir özlem var? Şimdiki zamanda aşk nasıl yaşanıyor?

Sadece aşk için değil dostluklar için, aile için ve toplum için de geçmişe yönelik bir özlem duyuyoruz aslında. Çünkü çağımız artık sınırsızlıkların ve hızın çağı. Duygu geçişleri hızlı, üzerimizdeki sosyal medya etkisi sınırsız, mahremiyet ve idealleştirebilme kapasitesi azalmış. Aşk da elbette bu çılgın geçişlerden payını alıyor. İnsanlar artık zor seçiyor, zor emek veriyor ve inanıyor. Aşk ise kararlılık ister, emek ister ve inanç ister. İnsan bunları vermeye cesaret edemediği birini nasıl yüceleştirebilir ki? Tereddüt aşkın önündeki en büyük engel. Biz ise yaşadığımız coğrafya ve politik iklim gereği hep tereddütlüyüz.

‘AŞK BELKİ DE BUNLARIN İÇİNDE EN KIRILGAN OLANI…’

- İlişkilerde çiftlerin karşılaştığı ve üstünden gelemediğin en büyük sorunlar neler? Çiftler kolay mı pes ediyor yoksa yaşam standartları, eşitsizlik mi aşka imkân vermiyor?

İlişki problemleri elbette bireysel farklılıklar kadar çeşitli. Ama benim psikoterapi çalışmalarımda kabaca 3 temel sorun ortaya çıkıyor: Biri sosyoekonomik, biri ailevi biri de sosyokültürel. Sosyoekonomik derken çiftlerden en az birinin yaşadığı maddi ve işle ilgili yükler karşısında tükenmişliğinin getirdiği ilgisizlik, monotonluk veya ilişkisizlik halleri. Çift evli olsa da olmasa da bu yıpratıcı ekonomik savaşta dünyevi ihtiyaçlardan bile uzaklaşıyor. Aşk belki de bunların içinde en kırılgan olan. Ailevi sorunlar dediğimde ise çiftin kendi ailelerine dair sıkıntılar ortaya çıkıyor. Bunların hala bu kadar şiddetli yaşanıyor olmasına şaşıyorum. Çünkü aslında özellikle büyük şehirlerde daha kollektivist geleneksel geniş aile yapılarından daha bireyci yapılara geçilmiş olduğunu sanabilirdik. Ama bu maalesef böyle değil ve çiftlerin ve aşklarının bireyselliği egemen yapı tarafından çiğneniyor; bu yapının en büyük güvencesi de toplum. Son olarak sosyokültürel problemlerden kastım çiftlerin değişen sosyal ve kültürel süreçler içerisinde farklılaşması ve bunun aşkın sabit ruhuna aykırı olması. “Çok değiştin sen” denir ya. Bu sanırım aslında 'benim aşkımın küçük derin merceğine sığmıyorsun' demek.

‘AŞK ASLINDA BAŞTAN EŞİTLİKÇİ BİR İLİŞKİ TÜRÜ DEĞİL’

- Aşkta eşitlik nasıl sağlanır? Hem kadın hem erkek bireyler ‘eşit ve özgür’ bir aşkı nasıl yaşayabilir?

Aşk aslında baştan eşitlikçi bir ilişki türü değil. Biri her zaman daha fazla sever anlamında söylemiyorum. Ama mutlaka çiftlerden birinin ilişkideki ihtiyacı, ilişkiye manevi yatırımı, aşka sürükleye sürükleye taşıdığı dinamikler birbirinden farklıdır. Bu farklılıklar kimi zaman erkeklik ve kadınlıktan gelir ve ister istemez toplumdaki konumları ölçüsünde bir eşitsizlik yaşanır. Daha net ifade etmek gerekirse ataerkil toplum içinde popohlanan erkeklik statüsü aşk içinde de kabarır. Çok kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki ilişkideki psikolojik veya fiziksel her türlü şiddet hali aşka dair değildir, olamaz. Kadınlar önce bunu kabullenip hazmetmeli ki aşk içinde gerçek bir karşılıklılıktan söz edilebilsin. Kadın aşkın vazgeçilmez bir parçasıysa ilişki içinde tam, net ve kararlı bir şekilde durmalı.

‘AŞK BU NEDENLE DAHA BİRÇOK ŞEY GİBİ POLİTİKTİR’

- ‘Ataerkil kültür’le yaşayan, yetişen çiftler aşk hayatında neye maruz kalıyor? Bu sistemde güvene dayanan bir ilişki nasıl kurulur?

Biraz önce de söylediğimiz gibi aşk her ne kadar mahrem, tekil ve biricik bir deneyim gibi yaşansa da içinde bulunulan kültürün dinamiklerinden izole olması mümkün değil. Aşk bu nedenle daha birçok şey gibi politiktir. Ataerkil kültürden sızan erkeklik idealizasyonu aşka dair diyaloglara da, beklenti ve taleplere de, yatak odasına da damlar. Erkek bizim toplumda her şeye yön verendir ancak aşkın yönü olmaz. Erkek koruyan ve hükmedendir oysa aşkta korunacak olan kadın değil ortaklaşa duygunun tonudur. Bu yüzden güven veren, besleyen ve geliştiren bir aşk ancak bu eril ezberler bozulursa yaşanabilir. Kadınlar bu değişimi istiyor ve talep ediyor artık. Az da olsa kendileri de değişip o ataerkil koşullanma içinden çıkmayı arzu eden ve bunu beceremeyen erkekler de var. Çözüm bunları daha çok dillendirip, konuşup, kararlı ve net bir şekilde ortaya koyup süreci desteklemektir; hem çiftler hem de genel olarak toplum düzeyinde.

ETİKETLER

Editörün Seçimi