26 Haziran 2013: Son Akil İnsanlar Heyeti toplantısında Gezi… (2)

Dönemin Başbakanı Erdoğan, Akil İnsanlar Heyeti ile son buluşmasını Dolmabahçe Ofisi'nde gerçekleştirilmişti

Akil İnsanlar Heyetinin Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan ile yaptığı son toplantı 26 Haziran 2013 tarihinde gerçekleşti.

Toplantının havası soğuk ve gergindi. 4 Nisan toplantısında tepki duyabileceği sorulara ve görüşlere mümkün o geniş ve rahatlatıcı davranan Başbakanı arıyordu gözler.

Toplantının son birkaç saatine doğru olmalı başbakan konuşmasını bitirdikten sonra, söz sırası Akil İnsanlara geldi.

Yanlış anımsamıyorsam ilk sözü Sayın Tarhan Erdem aldı, akabinde birkaç heyet üyesi söz aldı.

Ben söz almaya teşebbüs ettikçe yanımda oturan Akil İnsanlar Heyeti üyesi değerli bir arkadaşım ‘Havayı görmüyor musun, ortam gergin, skandal olursa daha kötü olur’ minvalinde dostane cümlelerle uyarıyordu.

Ancak ben kararımı vermişim. Çözüm sürecinin akamete uğrayabileceğine dair kaygılarım vardı, 'önünü nasıl alırız' bunu konuşmak istiyordum, dahası hiç konuşulmayan Gezi direnişi ile ilgili konuşmak istiyordum.

Sonuçta söz aldım. Barış ve çözüm sürecinin ile genel bir değerlendirme ile başladığım konuşmama, 'Güven Verici Önlemler' ile ilgili nelerin yapılıp yapılmadığını tane tane anlatmaya başladım.  

Ama her önlemi anlattıktan sonra Sayın Başbakan bunun cevabını verdi.

Gezi direnişine kadar Sayın Başbakan ile karşılıklı diyalogda pek sıkıntı yaşamadım.  Dinledi, cevap verdi.

Bazı açılımlarımın gerdiğini hissettiğim anlarda ise başka bir cümle kurarak diyaloğu sürdürmekte ısrar bana düştü gibi görüntü verdi; ama değil, onun ki gerilmeden çok hararetti…

Başbakan ile diyalogda asıl sıkıntıyı Gezi Olaylarını gündeme getirince yaşadım…

Gezi direnişi ile ilgili konuşmaya başladım ki sözümü keserek ‘Gezi başka bir şey, çözüm süreciyle ilgisi yok, lütfen gündeme getirmeyelim’ minvalinde bir cevap verdi.

Yaşanan ‘var, yok’ diyaloğundan sonra aşağıdaki görüşlerimi ifade edebildim.

"Başlarken bir tespitim ve buna bağlı olarak bir önerim olacak:

İstanbul’da Gezi Parkı'na ilişkin merkezi tasarrufa gösterilen tepki, Kürt meselesinin çözümünde Yerel Yönetim Şartı’nın ne kadar yakıcı bir sorun olduğunu ortaya koymuştur.

Son bir ayda yaşananlar en azından toplumun bir kesiminde ‘Doğuda yaşanan devlet şiddeti batının meydanlarına mı taşınıyor?’ kaygısını yarattı.

Hükümetin barış süreci ve şiddetsiz bir toplum yaratılması konusundaki duruşuna ilişkin kuşkular arttı.

Söz konusu kaygı ve kuşkular sadece batıdaki laik/seküler halk kesimler de görülmedi; Kürtler de benzeri kaygıları çok daha derin yaşadılar, halende yaşıyorlar.

Ama onlar çok daha dikkatli ve temkinli davrandılar.

Nitekim Sayın Başbakan, dün yaptığınız grup toplantısında ‘Kürt Kardeşlerime teşekkür ederim’ dediniz.

Benim kanaatime göre Gezi süreci, Güven Verici Önlemler paketinin süratle uygulanması ve çözüm sürecinin ikinci aşamasına tekabül eden demokratikleşme adımlarının atılması, sadece Kürtleri değil, başta Aleviler olmak üzere bütün Türkiye halkını kapsaması gerektirdiği gerçeğini ortaya çıkardı.

İfade ettiğiniz gibi sorun sadece Gezi’den ibaret değildi; milyonlar harekete geçmiş, ‘fırsatçılar’ olur.

Bir kısım ‘dış güçler Gezi olaylarını kullanmayı’ düşünmüşte olabilir.

Sermaye birikim biçimlerinden, hatta yönetim tarzından rahatsız olan kimi finansal çevrelerde olabilir.

Bu kapsamda bir toplumsal bir hareket içinde bütün eğilimler olabilir, olması da hayatın akışına uygundur.

Ancak orada biz de vardık.

Bizim gibi darbelere karşı olan insanlar da vardı ve bu insanlar hareketliliğin büyük çoğunluğunu oluşturuyordu.

İfade ettiğiniz gibi Gezi’de darbe ve darbeye hazırlama gibi bir eğilim yoktu.

Hareketin bütün eğilimlerini dikkatle izleyen deneyimli bir insan olarak rahatlıkla şunu söyleyebilirim; darbe yoktu, Gezi’den darbe çıkmazdı…

Ama demokratik bir tepkiye gösterilen 'orantısız' reaksiyonun demokrasi dışı organizasyonlara hareket sahası sağladığını da görmüş/yaşamış bir insan olarak bu noktanın hiç unutulmaması gerektiğini ifade ediyorum.

Demokrasi dışı organizasyonların dışında kalan laik/seküler gençlik, sol ve halk kesimleri farklıydı.

Hadisenin Kürt karşıtı bir mecraya sürüklenmesini sadece Kürtler değil, belki de daha fazla bu kesimler engelledi.

AK Parti'nin bilinebilir politikalarına tepkiler vardı; ama Kürt meselesinin çözümü politikasına karşı tepki zayıftı, hatta yok gibiydi.

Kısacası kentlerde, özellikle İstanbul’da Gezi ile başlayan çatışmalarda taraf olan kesimlerin çok büyük bir bölümü Kürt meselesinin çözümüne en dolaysız destek veren kesimlerdi.

Kolluk kuvvetleri, çözümden yana kesimlerle çatışıyordu aslında.

Gezi’de Türkiye, haklarında fikir edinmeye zaman ve ortam bulamadığı yeni kuşaklarla da tanıştı.

Eski muktedirler 68’lilere ve 78’lilere yok edilme kaderini biçmişti.

2013’de tarih sahnesine çıkmanın sancılarını yaşayan bu kuşakla ilgili umudum, hiç bilmediği korkuyla tanışmadan barış içinde yaşayabilmesi ve zamanı gelince ülkesini yönetebilmesidir.”

Gezi ile ilgili görüşlerimi bu şekilde ifade ettim; ama Sayın Başbakan her kritik cümlenin sonunda sözümü keserek görüşlerini söyledi.

Bense onun söylediklerini de göz önüne alarak bıraktığım virgülden devam ettim.

Karşılıklı diyaloğun zorlayıcılığına karşın bir iki şey daha söyleyecektim ki, Sayın Başbakan biraz da tutumlu bir şekilde bütün konularla ilgili tutumunu toparlayan bir konuşma yaptı, daha doğrusu konuştuğumuz bütün konularla ilgili yeniden cevap verdi.  

Benim yeniden söz alıp cevap vermem fazla olurdu… “Görüşlerinize katılmıyorum ama saygı duyuyorum…” deyince, “Teşekkür ederim” cümlesiyle konuşmamız bitti. 

Sonuç olarak

Ben konuşurken Sayın Başbakan sık sık araya girdi ve konuşma doğal akışı içinde yer yer karşılıklı diyaloğa ve tartışmaya dönüştü.

Görüşlerimi itirazsız bir atmosferde aktarma olanağını bulamasam da, bütünlüklü anlatabildim. Ancak şunu da belirtmekte yarar var; herhangi bir nezaketsizlik yaşanmadı.

(Devam edeceğiz)  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi