Adı var; adası var, kendisi?

Fotoğraf: AA

Geçtiğimiz haftanın manşetlerinden biri de 27 Mayıs 1960 darbesinin 60. yıldönümünde Yassıada’nın yeniden açılışı idi. Demokrat Parti iktidarını deviren darbe sonucunda DP ileri gelenlerinin tutuklanıp yargılandığı, sonunda Başbakan Menderes, Dış İşleri Bakını Zorlu ve Maliye Bakanı Polatkan’ın idam edildiği ada, Erdoğan’ın emriyle baştan aşağı yenilendi, adı da “Demokrasi ve Özgürlükler Adası“ olarak değiştirildi ve büyük bir törenle açıldı. 

Açılışta, Demokrasi aşığı Erdoğan ve ebedi ortağı Bahçeli, 27 Mayıs darbesine verip veriştirdiler, yapılan zulmü yere göğe sığdıramadılar. İşin bir ilginç yanı, Bahçeli’nin başını çektiği MHP’nin kurucusu Albay Alpaslan Türkeş, darbenin elebaşlarından biriydi ve 27 Mayıs 1960 sabahı radyodan duyduğumuz NATO ve CENTO’ya bağımlılığımızı haykıran bildiriyi okuyan onun sesiydi.

***** 

Askeri darbeleri artık savunan var mı? Yok.

27 Mayıs ve yol açtığı hukuksuzluklar ve insan hakkı ihlalleri gerçek mi? Evet.

Bunlar kınanmalı mı, tabii.

Ama DP sütten çıkmış ak kaşık mıydı? 

Daha 1950’deki büyük komünist avı, 1955’te 6-7 Eylül pogromu kimin marifetiydi? 

Daha sonra birçok muhalif gazeteciyi hapse kim yolladı?

Resmi ilanları keserek muhalif basını kim nefessiz bıraktı? 

Osman Bölükbaşı’nın Millet Partisine oy verdiği için Kırşehir ilini cezalandırıp ilçe yapan kimdi? 

1957 seçimlerinde oylar düşmeye başlayınca giderek hırçınlaşan, milleti VATAN CEPHESİ ve ötekiler diye bölen? 

Kayseri’de, Topkapı’da İnönü’yü taşlatan?

Ve en sonunda, muhalefeti tamamen yok etmek amacıyla mecliste Tahkikat Komisyonu kuran? 

Tabii bütün bunlar, 27 Mayıs darbesi sonrasında yapılan hukuksuz yargılamaları, insan hakkı ihlallerini mazur göstermez. 

Biz iki olumsuz örnekten birini reddederken ötekini kabul etmek zorunda mıyız?

İkisine de hayır.

YÜZLEŞME MÜZESİ 

Ne yapılmalı Yassıada’ya? 

Yapılan doğa katliamını geri döndürmek mümkün, gereksiz beton yığınlarını yıkıp yerine ağaç dikmekle, varsın geç büyüsünler… 

Müzeye gelince, 27 Mayıs kısmı dursun, o da bir gerçek. Ama büyük gerçeğin sadece bir parçası. 

Doğrusu, orayı bir YÜZLEŞME MÜZESİ haline dönüştürmek. 

Başta Ermeniler olmak üzere, yok edilen tüm azınlıkların, siyasi idamların, Dersim’in, 6-7 Eylülün, 12 Mart ve 12 Eylülün, bitmedi, Diyarbakır, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Silopi, Kulp… Kürtlere yapılan zulmün anılarıyla birlikte yaşatılmalı. 

Bu müze sadece -ulaşılması zaman alacak- bir adada, kongrelerde oraya gelecek insanlar için açılmamalı. Birebir kopyaları her ilimizde açılmalı. 

Tarihimizi böbürlenmek değil ders almak için hatırlamaya çok ihtiyacımız var.
 

PANDEMİ GÜNDEMİ 

Pandemi yüzünden uygulanan tecrit koşulları iyice gevşetildi. Kamu personeli normal mesaiye dönecek. Restoranlar, kafeler, plajlar açılıyor. 1 Haziran’dan itibaren şehirlerarası yolculuk kısıtlamaları kaldırılıyor. 

Bunu tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktu. Muğla -yani Bodrum ve Marmaris- ve Antalya açılmıştı, turizm sektörü batmasın diye. Eee, iç turistler oralara hangi illerden gelecek? En başta üç büyük ilimizden. 

Dilerim bu gevşetme virüsün geri dönmesiyle sonuçlanmasın. 

Pandeminin mizahımıza da katkıları oldu, hakkını yemeyelim.

Akit yazarı Ali Karahasanoğlu’na göre bakın, Pandemi ile mücadele neye dayanıyormuş:

Bir hadiste peygamber şöyle demiş:

“Hastalık olan eve gitmeyin, ordaysanız çıkmayın.” 

Bunun dışındaki tıbbi çalışmaların anlamı yokmuş. 

Doğru olabilir mi?

Yani Hz. Muhammed, “Hasta olanları tecrit edelim, ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” demiş olabilir mi?

Yoksa bu yorum ardından gelenlerin marifeti midir?

Bir şey diyemem, teologlar bulsun yanıtı.

Ancak aklımı kullanabiliyorum -hala kaçırmadığıma bin şükür-. 

Eğer öyle olsaydı, Avrupa ortaçağ karanlığındayken İslam uygarlığı tıpta bu kadar büyük atılımlar yapabilir miydi?

İbn-i Sina adı bize ne söylüyor? 

Neyse, burada durayım, gerisini aklını kullanmaktan korkmayan itikat sahibi insanlar sürdürsün…
 

TBMM GÜNDEMİ

TBMM açılıyor. Gündeminde neler var? 

  1. Seçim Kanununda değişiklik.

Amaç: Baskın bir seçime gidilirse yeni kurulan partilerin CHP’den gelecek ödünç milletvekilleriyle mecliste grup oluşturup seçime katılma hakkını elde etmesini önlemek. Yani muhalefeti zayıflaştırmak. 

  1. Barolar Kanununda değişiklik.

Amaç: Her şeye rağmen bir türlü iktidar kontrolüne alınamayan barolara karşı, aynı ildeki yandaş avukatlardan oluşan rakip barolar oluşturmak. Doğacak yetki sorunlarını da, tabii bu yandaş barolar lehine çözmek. Yani Avukatları bölmek. 

  1. Milletvekili Dokunulmazlıkları için gelen fezlekeler.

Amaç: HDP’yi meclisten dışlamak, zira fezlekelerin nerdeyse tümü HDP hakkında. 

  1. Ay, az daha unutuyorduk: İş bankası hisseleri

Erdoğan, T. İş Bankasındaki CHP hisselerinin Hazine’ye (yani, Erdoğan’ın iki dudağı arasındaki Varlık Fonu’na) devri çalışmalarının on gün içinde bitirilmesi talimatını verdi. Oysa bu özel bankanın Atatürk’ün vasiyetnamesinde CHP’ye bırakılmış hisse senetleri sadece kuru mülkiyet anlamında. Yani hiçbir gelir getirmeyen cinsten. Ekonomist g Mehmet Tezkan’a göre ise, işin aslı başka. T24’te yayınlanan yorumunda diyor ki: 

“- Mümkün değil, Miras hukukuna aykırı. Daha önce iki kere denediler, 1950’lerde, 12 Eylül rejiminde, ikisi de başarılı olamadı, şimdi de olamaz” diyorlar. Olur. 

Vakıfbank nasıl oldu? Vakıfbank hisseleri önce Hazineye geçti, oradan da Varlık Fonu’na. İş Bankasındaki amaç da bu, sırf CHP’ye gıcıklık olsun diye değil. Amaç Varlık Fonu’na aktarmak, yeni bir kaynak yaratmak. 


* KHK’lıya vergi indirimi yapılmaz, banka hesabı açılmaz!!!
 

KHK ile mesleğinden ihraç edilen ve başkaca bir geliri bulunmayan bir kişi, emlak vergisi indiriminden yararlanmak için belediyeye başvurmuş. Belediye, bakanlıktan görüş sorduktan sonra -ombudsmanlığın itirazına rağmen- başvuruyu reddetmiş. Gerekçe: “Vergi indirimi bir devlet hizmeti, devlete sadakat yükümlülüğünü yerine getirmediği için ihraç edilen kişi bu hizmetten yararlanamaz.” 

KHK ile ihraç edilen bir başka kişi M.İ., parasını Kilis’teki özel bir bankaya yatırmak istemiş. Görevli personel M.İ.’ye bunun mümkün olmadığını iletmiş. M.İ. nedenini sormuş ama yanıt alammış. 

Kırşehir’de yaşayan bir başka KHK’li, M.A. da pandemi nedeniyle hükümetin açıklamış olduğu destek kredisine başvurmuş. M.A.’nın 3.000n lira kredi talebi olumlu karşılanmış. Ancak banka parayı yine de vermemiş: “Hesabınız bloke olduğu için krediyi alamazsınız. 

Ve daha da vahim haberler geliyor, ülkenin her yanından: Polis ve Bekçi terörü… 

24 Nisan'da Mardin Nusaybin'de sokağa çıkma yasağı sırasında sitenin bahçesinde oynayan çocuklar polis tarafından kovalandı, engelli bir çocuk zırhlı araca sürüklendi. 

Zeytinburnu’nda sokağa çıkma yasağı sırasında dışarı çıkan çocukları yakalayan polisler önce darp etti, daha sonra ise ters kelepçe takarak gözaltına aldı. 

Kadıköy’de polis noktasına süratli bir şekilde gelen bir motosikletli kurye polis tarafından şiddete ve hakarete maruz kaldı. 

Çorlu’da evinin bahçesinde oturan bir aile polis tarafından sokağa çıkma yasağı uygulamasını ihlal etikleri gerekçesiyle darp edildi. 

Esentepe Mahallesi’nde ekmek almaya çıkan bir vatandaş bekçiler tarafından darp edildi.

Cizre’de beş zırhlı araçla sokağa giren polisler iki vatandaşı darp ederek gözaltına aldı. 

Sultangazi’de sokağa çıkan iki vatandaş, izin belgesi olmadığı iddiasıyla bekçi ve polisler tarafından darp edildi. 

Kimden alıyor bu polisler, bu bekçiler bu cesareti acaba?

Acaba yaptıklarının hesabının sorulacağını bilseler kimseye bir fiske vurabilirler mi?

Kokmuş balık kokusu sardı her yanı…
 

Ciao Bella… 

Hadi, eğlenceli bir konuyla kapatalım bu haftayı. 

Geçen haftanın ilginç olaylarından biri de, İzmir’de Cami minarelerinden, merkezi sistemden yayınlanan ezan sesi yerine, önce “Ciao Bella” şarkısının, az sonra da Selda’nın “Yuh Yuh” adlı şarkısının yayınlanması oldu.  Kıyamet koptu. İçişleri Bakanı S.S. “Bunu yapanı yakalayıp cami duvarının dibinde ezan dinleteceğiz” buyurdu. 

Mecaz!

Eceli gelen köpek cami duvarına pisler” sözünü hatırlatıyor.

Bunu yapan köpek, ecelini ise cami duvarının dibinde halledeceğiz… 

Sonra iş hemen CHP’nin üstüne yıkıldı, zira bu şarkı İzmir Bş. Bel. Bşk. tarafından seçim kampanyasında kullanılmış. Ardından “Bu nasıl oluyor, sorumlusu kim?” diye tweet atan CHP İzmir eski il bşk. Yrd. Banu Özdemir tutuklandı. Neyse, dün bırakılmış. Ama bir başka olay bunun üstüne bindi. Rotterdam’da bir kilise çanlarından Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı yayınlanmaz mı?

Eee, fena mı? Yok yok, o iyi. 

Peki neden dini bütün Hristiyanlar toplanıp kilise duvarı dibinde eceli gelen köpeği infaz etmeyi düşünmüyor? 

Çünkü onlar Ortaçağ’dan çıkalı, aydınlanalı çoook olmuş.

Peki siz neden Ortaçağ’a geri dönme hevesindesiniz bay SS? 

Ciao Bella, 2. Dünya Savaşında İtalyan faşizmine, sonra da onun davetlisi olarak italya’ya yerleşen Nazilere karşı direnen İtalyan partizanlarının şarkısı. 

Ama bugün, doğanın yok olmasına karşı savaşan insanların dilinde.

Tıklayın şu linke, kaçırdığım keyfinizi geri alın.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi