Altta kalanın canı çıkmasın!

Fotoğraf: AA

Her gece ekranlara gazeteciler çıkarılıyor ve koronavirüs ile ilgili tıbbi ahkam kestiriliyor. Birbirleriyle kavga bile ediyorlar!..

Artık Türkiye’de herkes vakıf olmadığı konularda yüksek sesle fikir beyan etme hakkını kendisinde görüyor.

Bu neden oluyor?

Çünkü ülke böyle yönetiliyor.

Yaşadığımız kriz bağlamında konuşursak, krizin tıbbi tarafı şeffaflıkla yönetilmiyor. Hakiki bir bilgilendirme ve sağlıklı bir yönlendirme yok.

Böyle olunca, mahkum kaldığımız envai çeşit dedikodu da iletişim ağları aracılığıyla yayılıyor.

Kendilerine ‘medyum’ diyen şarlatanlar bile virüse dair ‘öngörü’de bulunuyor!

Bu manzara, başlı başına konuya yaklaşım tarzımızı da özetliyor: Kuru gürültü!..

Krizin tıbbi yanını konunun uzmanı bir tıp heyetinin yönetmesi ve halkı düzenli olarak bilgilendirmesi gerekiyor.

Sürecin şeffaflıkla yönetilmesi ise özellikle önemli. Halk neyle yüz yüze olduğunu bilmeli, tedbirlerini ona göre almalı.

Öte yandan, yaşadığımız kriz tek başına tıbbi bir kriz değil. Bunun iktisadi tarafı da büyük önem taşıyor. Aynı şeffaflığı işin iktisadi kısmında da sağlamak çok önemli.

Bu ülkenin en saygın tıp kurumları olan üniversite hastaneleri ekonomik olarak çökmüş durumda. Ege Tıp’ın banka hesaplarına bloke geldiğini okuduk.

Tıbbi malzeme satan şirketler uzun süredir devletten tahsilat yapamıyor. Büyük sıkıntıya düşen hatta iflas eden şirketler var.

Sağlığı ticari bir nesneye indirgeyen neo-liberal anlayış, sonunda tam bir kaos yarattı.

Şimdi çok daha fazla insan bunun kamusal bir iş olması gerektiğini, şirketlerin sağlık işinde yeri olmadığını düşünmeye başladı.

Aşı ve ilaç geliştirmeden teşhis ve tedaviye kadar tüm bir sağlık alanının kamusal hizmet haline getirilmesi, herkesin bu hizmetten eşit yararlanması gerekiyor.

Kaynak?

Aslında kaynağın nereden geleceğini biliyoruz hepimiz. Tek bir örnek verelim:

Bu halkın vergilerinden yaratılan 1,7 milyar lira üç inşaat şirketini kurtarmak için harcandı mesela.

Neden?

Benim vergimle niye inşaat şirketi kurtarılıyor?

Niye o şirketlerin vergi borçlarına af çıkarılıyor?

Tam da böyle bir kriz anında ihtiyacımız olan ihtiyat akçesi nböyle acayip işler için harcanıyor?

Sonra, işsizlik sigortasında biriken paralar niye havaya uçtu?

Şimdi tam olarak işçilerin, madencilerin evlerine yollanması kamu sağlığı için şartken ve bu zorunlu tatil işsizlik sigortasında birikmiş olması gereken parayla finanse edilebilecekken, iktidarın işçilere ait o parayı harcamış olmasına neden kimse ses yükseltmiyor?

Ve niye tıp fakültelerinde sağlık emekçilerinin maskesi, eldiveni yok da bize banka hesap numaraları yollayıp destek istiyorlar?

Sağlık emekçilerini bu hallere kim düşürüyor?

Bu soruları herkes sormalı.

Hep vurguluyoruz, bir kez daha vurgulayalım.

Mevcut paradigma ile ne halk sağlığı, ne ciddi bir kamu eğitimi, ne de bir bütün olarak ekonomi yürütülebilir.

Paradigma değişmelidir.

Az sayıda servet sahibinin servetini daha da artırmaya, bu esnada doğayı talana, halk sağlığını boşlamaya, kamu eğitimini her daim piyasanın insafına doğru iteklemeye dayanan tüm bir sistem sorgulanmalıdır. Değişmelidir.

Bakın, bugün yüz yüze olduğumuz sağlık krizi çok ciddidir. Sağlık tarafının yanı sıra ekonomik tarafı da ciddidir.

Günübirlik geçinen milyonların ‘katlanabilme sınırı’na geliyoruz. Bu sınır aşıldığında sağlık faturasının yanına ciddi bir toplumsal fatura da eklenecektir.

Sadece polisiye tedbirlerle önlenemeyecek kaotik bir süreç yaşanabilir.

Uzun lafın kısası, bu günler tedbir, ama daha fazla ders çıkarma günleridir.

Ülkemizin ve dünyanın yönünü daha eşitlikçi, daha adil, daha akıl izan sahibi bir toplumsal yapıya doğru çeviremezsek, önümüzdeki on yıllarda yaşanacak büyük iklim göçlerine, yeni salgınlara, felaket günlerine insani bir çözüm bulmak mümkün olmayacaktır.

Vatandaşlarımız ve bir bütün olarak insanlık ‘altta kalanın canı çıksın’ oyununa mahkum edilmemelidir.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi