Ateeeeş kes!

Fotoğraf: AA

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Bugün evvelsi günden daha iyi bir gün. Moskova’daki Erdoğan-Putin görüşmesinden “En kötü senaryo” çıkmadı. İyi mi kötü mü hemen karar vermek mümkün değil ama hiç değilse Ateşkes kararı çıktı. Şehitler Tepesi bir süre boş kalacak, hep boş kalsın dileyelim.

Peki, ne kadarında anlaştılar?

İki taraf da sorunların savaşla değil, Birleşmiş Milletler kolaylaştırıcılığında diplomatik süreçlerle çözülmesi gerektiğinde hemfikir. Ne iyi.

Her iki taraf da Suriye’nin bütünlüğü ve bağımsızlığına saygılı olmaya devam edecekmiş, bu ne biçim saygıysa!...

İki taraf da teröre karşı ama kim terörist, kim değil, bu konuda eski görüşlerinden geri adım atmıyor.

Gelelim elle tutulur kararlara:

M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecek. Bunun esasları 7 gün içinde Dışişleri Bakanlarınca belirlenecek. Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart’tan itibaren M4 karayolu çevresinde başlayacak.

***

Şimdi, geçen hafta sorduğumuz soruları tekrarlama zamanıdır:

  • Ne işimiz var İdlib’de? Dün 33 çocuğumuzun ölüm haberi geldi. Şehit diyorlar! Şehit filan değil, pisi pisine gencecik yaşında Niyaziler onlar.
  • İşine gelince -Libya’da- BM tarafından tanınan resmi hükümetin çağrısıyla gidiyormuşuz. Peki  BM tarafından tanınmış Suriye devletinin -adına devlet dememek için REJİM diyor- topraklarında ne işimiz var?
  • Taa 1998 yılında o zamanın Suriyesi ile varılan Adana mutbakatı, her iki tarafın kendi topraklarında terör örgütlerini barındırmamak için verdikleri taahhütlerden oluşuyordu, daha çok da Suriye’nin taahütlerini taşıyorudu, Türkiye’nin amacı  Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını sağlamaktı. Yoksa birbirlerinin topraklarına girip istediğini zorla elde etmelerine zemin oluşturacak hiçbir maddesi yok.
  • Astana, Soçi, Moçi’ye gelince, Türkiye, Rusya ve İran’la mutabakat sağlıyor ve Suriye’nin tarafı olmadığı bu metinlere “uluslararası hukuk” diyor…
  • ABD’nin ne işi var, Rusya’nın ne işi var? Onların varsa bizim de var.  Herkes hırsız,  çalıyor, o halde benim de hırsızlık yapmaya hakkım var der gibi bir şey. Ne güzel mantık değil mi?
  •  Sonra da sen kaç TANE düşmanı etkisiz hale getirdin, ben kaç tane. İğrenç bir aritmetik hesabı. Tane ile sayılanlar ise, Türk veya Kürt veya Arap gençlerin canları.

Onlar tane değil, İNSAN.

Aaah SAVAŞ aaah, her derde devadır. Arkasına sığındın mı, çatlak seslerin hepsini şıppadanak kesersin.

RTÜK zaten hemmen vazifesini ifaya başlamıştı:

"Medya kuruluşlarının resmi açıklamalar dışındaki bilgileri gerçekmiş gibi sunmaması ve milli meselelerde sorumlu yayıncılık yapması konusunu önemle hatırlatıyoruz. Kanunun verdiği yetkiyle yayınlar yakından takip edilmektedir. Aldatma ve kandırma taktiklerine karşı duyarlı davranılması gerektiğini tekrar ve ısrarla hatırlatıyoruz”

İstanbul Valiliği de, Van, Mardin, Gaziantep, Hakkari, Urfa’da çoktandır uygulanan “zincirleme yasaklamalar” zincirine mi katılıyor ne?

Zincir şöyle bir şey. Valilik -veya kaymakamlık- toplumu daha da duyarlı hale getiren şehit haberlerinin geldiği şu günlerde olası provokasyonları engellemek, güvenlik-müvenlik gerekçeleriyle her türlü gösteriyi mesela 1 ay süre ile yasaklıyor. Bir ay bitince bir daha, o bitince bir daha. Aynen OHAL tam süresi dolarken yapılan kanun değişikliğiyle sonsuza kadar uzatılması gibi.

Eeeey ahaliii duyduk duymadık demeyiiin…

10 Mart Salı günü saat 23.59’a kadar …

Sakın ola ki “Suriye’de ne işimiz var, çocuklarımızı neden şehitler tepesine yolluyoruz?” filan demeye kalkmayın… Valilik yasağı var, sonra demedi demeyin…

Haa, o saate kadar da kulağınızı dört açın, her an bir ay daha uzatılabilir. Van’da bu zincir 21 Kasım 2016’da başladı, 1193 gündür kesintisiz sürüyor…

Sağolsun sansür mekanizmamız, tıkır tıkır işliyor. Geçen hafta Berat Albayrak’ın Kanal İstanbul güzergahında arazi kapattiğı haberlerine mahkeme kararıyla erişim yasağı konulduğu haberine de erişim yasağı konmuştu ya, bu hafta da konumuz ODA TV. Yayın yönetmeni Barış Terkoğlu ve muhabir

Hülya Kılınç tutuklandı. ODA TV yayınlarına engel getirildi.

Erdoğan'ın Libya'da birkaç tane askerin şehit düştüğünü açıklamasının ardından, bir albayın Hafter güçlerinin Trablus Limanına yaptığı saldırıda hayatını kaybettiği, naaşının memleketinde sessiz sedasız defnedildiği haberi önce Yeniçağ sitesinde yayınlandı ama sonradan kaldırıldı. Milli Savunma yetkilileri "bölgeden şehit haberi gelmediğini" belirtirken, sosyal medyadaki paylaşımlara rağmen 'yalanlama' yapmadı.

Ancak Odatv'de yayınlanan haber nedeniyle haber müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç tutuklandı, odatv.com adresine ise erişim engeli getirildi. 

Ne anladık bu işten? 

  1. Libya’da bir Albay (ufak bir rütbe değil, bir adım ötesi general) öldürülmüş. Albay, üstelik MİT görevlisiymiş.
  2. Ama bu olayın kamuoyuna yansıması istenmemiş. Albayın naaşı sessiz ve törensiz gömülmüş. Oysa savaşta ölen çocuklarımızın acı haberleri tüm kanallarda her gün, her saat ilk haber.
  3. Bu haberi yayınlayan gazeteciler, meslek görevlerine yerine getirdikleri için tutuklanıyor, yargılanıyor.
  4. Biz hepimiz -genel olarak bahsedilirken adımız AZİZ TÜRK MİLLETİ- aptal mıyız, salak mıyız?

       Yetiş ey Ziya Paşa imdade…

En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun.

Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?

         Ziya Paşa (1825-1880)

Freedom House (Özgürlük Evi) adlı saygın sivil toplum kuruluşu, “Dünyada Özgürlükler 2019” raporunu açıklamış. Rapora göre Türkiye bu yıl da özgür değil.  Son 10 yılda 31 puan gerileyen Türkiye, dünya genelinde özgürlüklerin en çok gerilediği ikinci ülke oldu.

Vah vaah, sen tut, özgürlüklerde en çok gerileyen ülkeler birinciliğini Burundi’ye kaptır. O ufacık bir Orta Afrika ülkesi, biz koskocamaaan, güçlü Türkiye. Rezil olduk bütün dünyaya ey bay Tayyip, uyuma, uyumaa…

****

Yarın 8 Mart, Dünya Kadınlar günü. Hani şu fıtratı farklı olduğundan erkekle eşitolmayan, şahitlikte ve mirasta 2 tanesi bir erkeğe denk sayılan, toplum ve iş yaşamında üstünde sürekli bir CAM TAVAN bulunan… Cennet her ne kadar ayaklarının altındaysa da onu ancak çocuk -tercihen oğlan çocuk tabii- doğurduğunda- hak edebilecek olan… kadınlar, bizim kadınlarımız. Korkunç ve mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle, anamız, avradımız, yarimiz. Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen… ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen kadınlar… bizim kadınlarımız…

***Karagöz ile Hacivat ***

Hacivat: Hoppalaa, bu “Kadına Şiddet” meselesinin de cıvığı çıktı artık!

Karagöz: Hayrola, n’olmuş yine Cavcav?

Hacivat: Yahu, kadının biri, kocası aleyhine boşanma davası açmış.

Karagöz: Dövüyor muymuş?

Hacivat: Yokcanım, “Kocam bana zorla tecavüz ediyor” diye ayrılmak istiyormuş.

Karagöz: A-aaa, adam kocası değil mi?

Hacivat: Aman sus, Zenne geliyor. Duyarsa-

Zenne: Duydum bile, benden gizlemek istediğinize göre, erkek erkeğe arkamızdan neler çeviriyordunuz bakalım?

Karagöz: Ne arkandan olacakmış? Yüzüne de söylerim işte: Kadının biri kocası aleyhine dava açmış. “Bana zorla tecavüz ediyor” diye

Zenne: E, iyi etmiş, ne var bunda garipseyecek?

Hacivat: Zenne hanım, kadın bu adamın karısı.

Zenne: Karısı ise kölesi mi yani?

Karagöz: E ama adam n’apıcaktı? Allahın emri, Peygamberin kavliyle almış işte.

Zenne: Kendinize gelin, bakkaldan ekmek almış gibi konuşuyorsun. Kadın insandır, mal değil.

Hacivat: Zenne hanım, tamam da bir evin içinde olup biten aile sırlarını böyle ortaya dökmek yakışık alır mı?

Zenne: Az bile. Size kalırsa köle gibi boğaz tokluğuna çalıştırdığınız kadının kırın kafasını, sonra “Aile sırrı” imiş, “Kol kırılsın yen içindeymiş”. Yok öyle yağma. Hem siz burda millete ahkam keserken evde neler yapıyorsunuz Allah bilir, hemen gidip karılarınızla konuşmazsam.

Karagöz: Dur,  dur hele. Başka zaman gelirsin. Zaten benim kaşık düşmanı evde yok şimdi.

Zenne: Ne dedin, ne dedin? Sofrandaki lokmanın bile düşmanı öyle mi? Kim pişirip önüne koyuyor o lokmayı, nankör adam…

Hacivat:               Zenne hanım, hemen alevlenmeyin lütfen. Karagöz de, ben de, aile münasebetlerimizi adam gibi idareye ihtimam gösteririz.

Zenne: Bir işi de kadın gibi yapın, dişimi kırayım. Yahu siz dünyayı ADAM GİBİ yönetiyorsunuz da nedir dünyanın bu hali?

Karagöz: Yapmayın Zenne hanım. Bizim saygımız da sonsuzdur eksik eteklere…

Zenne: Allahım, sen sabır ver, kırmayayım şunların kafasını…

****

Şaştınız değil mi? Karagöz o cahil ve kaba saba görüntüsünün ardındaki saf sağduğusuyla hep olumlu yorumlar yapardı. İş kadın-erkek konusuna geldiğinde bambaşa şeyler duyduk ağzından. Kaşık düşmanı, eksik etek, saçı uzun aklı kısa… Bu da bir başka gerçeğimiz. Bir çok konuda çağdaş düşünce ve ilkeleri savunan, hatta en açık şekilde aktivist olan erkeklerin, konu kendi eşlerine, kız kardeşlerine, kızlarına geldiğinde bambaşka bir insana dönüşmeleri  -ERRRKEK mi desek?- ne yazık ki ender rastlanan bir olgu değil.

Sosyal değişimler ne yazık ki birden olamıyor. Çocukluğumuzdan beri şuurumuza ve şuuraltımıza yerleşen önyargıların kırılması kolay değil, ama imkansız da değil, hiç değil. Hacivattan pek ümitli değilim ama Karagöz halledecektir ergeç.

 ****

Hoşça kalın, savaşsız, şehitsiz, Niyazisiz bir hafta dilerim…

… ve bu haftaya da hapiste giren tüm dostlarımızı, buradan sizin adınıza da selamlarım.

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Annamaz, annamaz, ama onun dediğu dediktur! 28.05.2020
Ne var, ne yok? 18.05.2020
İyi haber, kötü haber 12.05.2020
Bahar gelmiş, hoş gelmiş 04.05.2020
Neş’e doluyor mu insan?  27.04.2020

Editörün Seçimi