Bahar gelmiş, hoş gelmiş

Fotoğraf: AA

Bu yazıyı 2 Mayıs günü yazıyorum.

Dün 1 Mayıs’tı, Bahar Bayramı… Kuşlar, çiçekler, piknikler, lay lay loom… 

Ne gülüyorsunuz? Bana çocukluğumda böyle anlatılmıştı.

Bu hain günün ne mene bir şey olduğunu çook sonra, korka korka öğrendim. 

1886 - ABD'nin Chicago kentinde işçiler 8 saatlik iş günü için genel greve gittiler. Polisin ateş açması sonucu, çok sayıda işçi öldü ve yaralandı. İşçi liderleri idam edildi.

1889 - 2. Enternasyonal’de 1 Mayıs, işçilerin ortak bayramı olarak kabul edildi.

1906 - 1923 Türkiye'de ilk 1 Mayıs İzmir'de, 1909’da Üsküp'te ve Selanik’te, 1912’de İstanbul'da kutlandı. 1921’de, işgal altındaki İstanbul'da tersane işçileri, 1922’de Ankara'da İmalat-ı Harbiye işçileri, 1923 ‘te İstanbul'da tütün işçileri, askeri fabrika ve Demiryolu işçileri, fırıncılar, İstanbul tramvay, telefon, tünel, gazhane işçileri 1 Mayıs'ı sokakta kutladılar.

1925’te Takrir-i Sükun Kanunu'yla her türlü gösteri ve yürüyüş yasaklanınca, 1 Mayıs da kitlesel olarak kutlanamaz hale geldi.

1933’te Almanya'da 1 Mayıs, Nazi Partisi'nin yönetiminde görkemli törenlerle kutlandı. Ertesi gün, tüm sendika merkezleri işgal edildi, sendika liderleri tutuklandı.

Bu virüs tabii Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz’deki faşist rejimlerle sınırlı kalmadı, 1930’ların dünyasında her tarafa yayıldı. Türkiye’de nasibini aldı. 1 Mayıs Bahar ve Çiçek bayramı oldu. Ama neme lazım, yine bir halt karıştırırlar diye, solcu bilinen kim varsa 30 Nisan günü bir bahane ile gözaltına alınıp 2 Mayıs günü serbest bırakılıyormuş.      

 

1976’da,  50 yıllık aradan sonra İstanbul Taksim Meydanı'nda DİSK'in düzenlediği miting, Türkiye'de kitlesel 1 Mayıs kutlamalarının başlangıcı oldu. O güzel günü yaşadım, ne mutlu.

1977’de Taksim Meydanı'nda halka ateş açıldı, 34 kişi öldü, 136 kişi yaralandı.

1979 - 1 Mayıs kutlamaları yasaklandı, sokağa çıkma yasağı kondu. Yasağa uymayan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Behice Boran ve 1000'e yakın kişi gözaltına alındı.

1980 - 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, o zamana kadar "Bahar Bayramı" adıyla resmi tatil günü olan 1 Mayıs, çalışma günleri arasına dahil edildi.

1990 - İstanbul'un çeşitli semtlerindeki gösterilerde 40 kişi yaralandı, 2 bin kişi gözaltına alındı.

1996 - Kadıköy'de çıkan olaylarda 3 kişi öldü.

2008 – 1 Mayıs’ı Taksim‘de kutlamak isteyen işçi sendikalarına izin verilmedi.  Sabah 06:30'dan itibaren Polis panzer, tazyikli boyalı su, biber gazı ve copla müdahale etti.

2009 - 5 bin kişilik bir grup, DİSK organizasyonuyla Taksim'e çıktı.

2010 – Yıllar sonra Taksim'de ilk kez izinli olarak 1 Mayıs kutlamaları yapıldı.

 

Sonra?... 

Yıllardır aynı itiş-kakış sürüyor. 1 Mayıs kutlamalarının geleneksel alanı Taksim Meydanı, Gezi olaylarından sonra bırakın 1 Mayıs’ı, uçurtma şenliklerine bile kapalı.

Pardon, pardon, tabii devletin düzenlediği şovlar dışında demek istedim… 

****

27 Nisan günü, ,internet üstünden yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra, Tayyip bey uzun bir açıklama yaptı. Tam anlamıyla, şecaat arz ederken sirkatin’ söyledi. Yazımın geri kalan kısmını -affınıza sığınarak- onun her cümlesi bir mantık şaheseri olan vecizelerine ayırıyorum.

1.Önce uzun bir nutuk attı, iktidarda ne kadar başarılı olduklarını, hayat standardını ne kadar yükselttikleri, falan filan. Zaten onun için oyları düştükçe düşüyor, MHP’nin desteğine giderek daha çok mahkum oluyor.

2.Sonra Belediyelere engel olmak konusu. Bu yalan deyip geçiştirdi.

Son dönemde belediyelerin yardımlarını engellediğimiz yalanında ısrarında … İşte bu hastalıklı zihniyet vardır… Belediyelerin yardımlarıyla ilgili meselede de biz valiliklerle koordinasyon ve planlama yapılması gerektiğini söylerken, onlar işi bambaşka yerlere götürmeye çalışıyorlar.” 

ŞY-  Öyle mi Tayyip bey? Peki, bunlar ne? 

21. Nisan’da Ağrı’da, salgın nedeniyle HDP tarafından başlatılan dayanışma kampanyası kapsamında ihtiyaç sahiplerine gıda kolisi dağıtan Merkez İlçe Yöneticisi Hakan Mağlay ve üye Yusuf Keser gözaltına alındı. Kolilere de, tabii, el konuldu. Afiyet olsun!

27 Nisan’da Adana’nın Yüreğir İlçesine bağlı Yunusoğlu mahallesinde 3 kişi CHP'li büyükşehir belediyesinden gelen ekmekleri gönüllü olarak yoksul vatandaşa dağıttıkları için gözaltına alınarak Doğankent karakoluna götürüldü. Araya Belediyenin girmesiyle serbest bırakıldılar ancak tutanak da tutulmadı. Yani böyle bir olay olmadı!? 

Adana Bel. Bşk. Zeydan Karalar, bedava ekmek dağıtımı yasaklanınca, 5 kuruşa ekmek dağıttı. 

Devam etti Sultan-ı Cumhurumuz: 

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan ayının birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi, dayanışmamızı güçlendirmesini diliyorum. 

Hacivat:  Ramazan geldii, hoş geldiii… Sefalar getirdin ey 11 ayın sultanı…

Karagöz: Hadi, hadi. Gelirken böyle diyorsun, ama bitince bayram yapıyorsun

Hacivat:  Karagözüm, Ramazan berekettir, Ramazan  şefkattir, fakir fukaraya-

Karagöz:  Ekmek dağıtmak şovdur, yasaktır, devlet içinde devlettir.

Hacivat:  A-aaa, bu da nerden çıktı şimdi?

Karagöz: Benden çıkmadı her halde. Git Sultan-ı Cumhur’a sor.

Hacivat:  O mu dedi? Hmmm, elbet vardır bir hikmeti.

Karagöz: Sultanın hikmeti de, kerameti kendinden menkul

Hacivat:  Canım, herhalde her kafadan bir ses çıkmasın, derli toplu yürüsün istemiştir.

Karagöz: Ya da her kafadan aynı ses çıksın, herkes papağan gibi Sultanın dediğini tekrarlasın

Hacivat:  Ama milli tesanüt, birlik, beraberlik kötü mü?

Karagöz: Yahu Belediyeler yoksullara, yaşlılara destek olunca birlik mi bozuluyor?

Hacivat:  Yok Karagözüm, tabii bunu doğru bulmak mümkün değildir.

Karagöz: Ay, işit de inanma. Hacı Cavcav, Sultanın dediğine karşı çıkıyor

Hacivat:  Yok, yok, yanlış anlaşıldım. Yani Sultanın dediğine karşı çıkmam mümkün değildir.

Karagöz: Ulan dua et evden çıkma yasağına. Aşağıda yan yana olsak yemiştin şaplağı çoktan. 

****

Tayyip bey, bir video da izletti, Kılıçdaroğlu’nun çelişik beyanları üstüne. Konuyu dağıtmamak için TAMAM diyelim, var sayalım ki hepsi doğru. Eee, bu sizin yaptıklarınızı mazur mu gösterir? 

Daha sonra lafı CHP’nin yardım paketlerinin içine koyduğu kitaplara getirdi ve bu kitaplarda Alevilerin aşağılandığını iddia etti. 

Ama hemen sonrasında Aleviliğin bir DİN olarak tanımlandığını söyledi.

Hmmm? 

Diyanet Başkanını savundu. Söylediklerinin dinin gereği olduğunu söyledi.

Öyle mi? Bakın Diyanet Başkanı Ramazan ayının ilk fetvasında ne demişti?

“İslam dini zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor, nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan garı meşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor. Geliniz, bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.”

Erdoğan onu nasıl savundu? 

Diyanet İşleri Başkanlığı devletin bir kurumudur ve Başkanımız biliyorsunuz b  ir açıklama yaptı, bu açıklamasıyla sadece inancının, ilminin ve yürüttüğü görevin gereğini yerine getirmiştir, söyledikleri de sonuna kadar doğrudur.

Bu Ankara Barosu’nun yetkisinde olan bir konu değildir herkes yerini bilecek, haddini bilecek. Ankara Barosu’nun açıklaması başta olmak üzere, Diyanet İşleri Başkanımızın görüşlerine karşı kullanılan üslup, konu ve şahıs boyutunu aşıp doğrudan İslam’a yönelen kasıtlı bir saldırı haline almıştır. Zira Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı devlete yapılan saldırıdır.”

Harika… Ama şu sözleri söyleyen kimdi acaba? 

“Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart.

Zaman zaman bazı televizyon ekranlarında onların da muhatap oldukları muameleleri insani bulmuyoruz.”

8 yıl önceki Tayyip bey.

28 Mayısa 2012’de, “Genç Bakış” adlı canlı TV programında.

Ne demişti Süleyman Demirel? Dün dündü, bugün bugündür.

İyi de hani dinin ilkeleri her zaman ve her yerde geçerliydi Tayyip bey?

… Peki, dünü dünde bırakıp bugün için yeni şeyler söyleyelim.

Şimdi bu tanımlamalar dinin açıklanması mı? İslam dini, insanlar arasında, cinsel eğilim ya da tercihlerine göre ayırım mı yapıyor? İnsanların özel yaşamlarına burnunu sokup namus bekçiliği mi yapıyor? Diyelim ki siz haklısınız, evet, yapıyor. Ama Tayyip bey, siz bu ülkenin ahlak bekçisi misiniz, taşra müftüsü mü, yoksa Cumhurbaşkanı  mı?

Ne diyor Anayasa?

T.C  demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Öyle midir gerçekten?

Öyle olsa bunu kınayan Ankara Barosuna savcılık re’sen dava açar mıydı?

Ve siz -ve şürekanız- hep bir ağızdan Ankara Barosunu lanetleyip ardından da kolları sıvayıp baroların seçim usulüne değiştirerek hepsini kontrol altına almaya kalkışabilir miydiniz?

****

Ama Tayyip beyin vecizelerinin en vahim kısım en sonunda geldi:

“CHP’nin başını çektiği bu muhalefet anlayışı hep uzlaşma yerine çatışmayı, birlik ve beraberlik yerine bölücülüğü, müsamaha yerine kin ve nefreti körüklemeyi esas almıştır…

Türkiye geçmişleri darbe ve cunta çığırtkanlığından, vesayetin sözcülüğüne kadar pek çok kara lekeyle dolu olan bu zihniyetten arınma aşamasına gelmiştir...

…  Salgın sonrası Türkiye’nin en büyük kazançlarından birinin de ülkeye ve millete hiçbir faydası ve katkısı bulunmayan hiçbir eser ortaya koymamış işte bu yalancı, iftiracı siyaset anlayışının tamamen tasfiyesi olacağına inanıyoruz.

Ne diyor? Zamanı gelmiş.

Salgın sonrası Türkiye’yi bu yalancı, iftiracı muhalefetten kurtaracakmış.

Nasıl Tayyip bey?

Aynen HDP’ye yaptığınız gibi, İstanbul, Ankara dahil seçilmiş belediyelere kayyım atayarak mı? Başkanlarını tutuklayarak mı? Milletvekilleri hakkında davalar açtırarak, fezlekelerle dokunulmazlıklarını kaldırıp hapse atarak mı?

Aralarında Meclis Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş'un da bulunduğu 21 HDP milletvekiline ait 30 dokunulmazlık dosyası, meclise geldi ve komisyona havale edildi.  HDP, şu anda 61 milletvekili ile meclisteki 3. Büyük parti. Ama 21 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılırsa iner 40’a, MHP onu geçer. Ooooh, dikensiz gül bahçesi… Ve sıra gelir CHP’yeeee…

***** 

Nedir planınız Tayyip bey? Nasıl kurtulacaksınız bu “muhalefet” belasından? 

Yoksa daha kestirme yoldan bir Reichstag yangını imal edip suçu muhalefete yıkarak mı?

Yok, ona ihtiyacınız yok, zaten başarısız darbe teşebbüsü -kendi deyiminizle Allahın lütfu- size bu olanağı verdi ve OHAL ile, KHK ‘larla bu şansı, elhak, sonuna kadar değerlendirdiniz.

Eee, ne kalıyor geriye? 

Yeni bir 6-7 Eylül mü?

Yeni bir Maraş mı, yeni bir Madımak mı? 

Heeeey, hey, yine de hey hey,

Tayyip beeey!..

Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu? 

Duysa ne iyi olurdu, ama sanmıyorum.

Gözünüzü körelten o kibir, kulağınızı da tıkıyor anlaşılan. 

Ne diyelim, ıslah olursunuz inşallah.

**** 

Çok şükür, Nasrettin Hoca’nın torunları, Aziz Nesin’in çocukları, gönüllerindeki mizah aşkını soldurmadılar hala… Bakar mısınız, ne güzel dalga geçmişler şakşakçı medya ile: 

Doların 7 lirayı aştığı haberini nasıl versin zavallılar? Kamuflaj da bir sanat.

Gerçek o ki, algının etkisindeki ekonomiden de iyi sinyaller gelmiyor, doğal olarak 

Dış ticaret açığı mart ayında yüzde 181,6 arttı

İçinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda anlaşılabilir bir durum 

Türk-İş açıkladı: Dört kişilik bir aile için “Açlık Sınırı” 2 Bin 374 Lira, “Yoksulluk Sınırı” 7 Bin 733 Lira oldu Aylık gıda harcaması yılbaşından bu yana 211 TL, temel ihtiyaçlar için yapılması gereken toplam harcama ise 688 TL arttı.

Peki, 2020 yılında asgari ücret ne kadar?

O da 2020 lira. Açlık sınırının bile altında. 

Acaba çalışanların kaçta kaçı, kaç milyon kişi asgari ücretle çalışıyor?

Orası devlet sırrı, 2014’ten bu yana bu sır açıklanmıyor.

2014’te her 10 işçiden 4’ü bu durumdaydı. 

Uzun lafın kısası, çalışanların en az %40’ı, açlık sınırının bile altında.

Biri yer, biri bakar…

Kıyamet hala kopmadıysa bu, Allah’ın size özel bir lütfudur gerçekten Tayyip bey,

Ama hiç güvenmeyin, böyle giderse o da kopar. 

***** 

22 Nisan Dünya Günü (www.earthday.org)  bu yıl 50. kez kutlandı.

4.6 milyar yaşında olan Dünya, bu süre zarfında beş büyük buzul çağı yaşadı.

Yaklaşık 14.000 yıl önce Avrasya buz tabakasının erimesi nedeniyle, küresel deniz seviyesi sekiz metre yükselmiş.

Bugün ise, Küresel deniz seviyelerini altı metreden fazla yükseltebilecek kadar donmuş su içeren Grönland buz tabakası rekor hızla eriyor. Küresel sıcaklıklar arttıkça eriyen veya parçalanan buz tabakaları, gezegeni adeta uçurumun kıyısına sürüklüyor.

Elbette ki insanlık için...

Yoksa dünya yine dönecek, sen ne dersen de…

Onun umurunda mı kendini her şeyin mutlak sahibi sanan insan adlı kör canlı? 

Hoşca kalııı, kalabiliyorsanız hala…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Sağlığınıza Tayyip Bey… 13.07.2020
Hak-mak savunmak yasak! 06.07.2020
Kelam-ı Memnu 29.06.2020
Yürüyelim arkadaşlar 22.06.2020
12 soruda: Mutlu musunuz? 15.06.2020

Editörün Seçimi