Barış, seçimler ve HDP’nin pozisyonu

Geçen hafta Koronavirüs konusuna paralel olarak; darbe ve erken veya baskın seçim konuları Türkiye siyasetinin öncelikli gündemini oluşturdu. Hafta içinde, AKP ve MHP çevrelerinde, Cumhur İttifakı’nın Koronavirüse karşı mücadelede elde ettiği düşünülen başarının, seçimler için bir fırsat olduğu yorumları yapıldı.

Kötü giden ekonomi, Koronavirüs sonrasında çok daha büyük ve derin bir ekonomik kriz ve sıkışma yaşanacak olması, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtikten sonra derinleşen siyasal krizin toplumsal ayrışmayı sosyal, kültürel kopuş noktasına taşıyor olması ve AKP içinde yaşanan ayrışmanın ve çekişmenin su yüzüne çıkmaya başlaması gibi nedenler, erken veya baskın seçim olasılığını gündeme getirdi.  

AKP’nin çevresinin yapay darbe gündemi yaratma çalışması da seçim yatırımı gibi göründü. Darbe tartışmasına, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in ve İstanbul il Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun açıklamaları ve gazeteci Ragıp Zarakolu’nun yazısı gerekçe yapıldı.

İktidar,  darbe konusunda ciddi olsaydı ilk yapacağı atanmış şaibeli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ı görevden almak olurdu. Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü’nün “rüyamda gördüm, darbe tehlikesi var” demesi ve bir özel televizyon kanalında eskiden Fetullah Gülenci olduğu iddia edilen yazar Sevda Noyan’ın “darbe anında öldürülmek üzere bizim aile komşularımızdan 50 kişilik bir liste oluşturduk“ diye konuşması, tartışmaları rezil ve vahim bir noktaya vardırdı.  

Rasyonalitesini yitirmiş, akıl yöntemiyle sorunlara çözüm üretme kapasitesi bulunmayan iktidar partileri AKP-MHP ikilisinin, Koronavirüs konusunda “işlerin iyiye gittiğini düşünerek” seçimlerde güven tazeleme telaşına kapılması, her ne kadar siyasetin doğasına aykırı ise de, olmayacak şey değildir. Normalde 2023 Haziran’ında yapılması gereken Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin üç yıl öne alınması anlamına gelen baskın bir seçim kararı, şaşırtıcı olmaz. 2016 yılından itibaren MHP tarafından ayakları prangalınmış AKP’nin, son yerel seçimlerdeki tavrına veya ayrımcı, hukuka aykırı Çakıcı Af Yasası’nı çıkarmasına bakmak yeterli olacak.

Baskın seçim riski

Beka sorunları ciddi boyutlara ulaşan AKP ve MHP’nin, ekonomiyi toparlamaları, otoriter yönetimden kaynaklı hak ve özgürlükleri ilga eden politika ve uygulamaları terk etmeleri ihtimal dahilinde gözükmüyor. İktidar ortaklarının seçimlerde başarılı olmalarının bir yolu yeni bir ortak/lar bulmak, diğeri ise yüzde elli artı bir seçim sistemini değiştirmek. Bunların dışında bir ihtimal de, muhalefet cephesinin parçalı olmasından yararlanarak baskın seçim yapmak.  

Seçmen desteğinin zayıfladığı bir ortamda, AKP’nin mevcut seçim sistemini değiştirmeden seçim kararı alması çok büyük risk. İyi Parti’yi ittifaka katmanın önünde MHP engeli var. MHP’nin yerini İyi Parti’nin alması seçeneğinde ise, seçimlerde gerekli sayısal çoğunluğa ulaşmak neredeyse imkânsız. Geriye kalan, her seçimde yapıldığı gibi, korku siyasetiyle toplumu siyasi olarak kutuplaştırmak.

Tekrarlanan son İstanbul yerel seçimlerinde, korkutma-kutuplaştırma taktiğinin de beklenen sonucu vermediği, geri teptiği görüldü. Seçim sonuçları detaylı olarak incelendiğinde görülecektir ki, özellikle genç seçmen korku ve beka siyasetine prim vermiyor. Bu nedenle olsa gerek, AKP darbe ve tek parti dönemi gündemiyle, orta kuşak seçmenini konsolide etmek istiyor. Gençler CHP’nin tek parti dönemini kitaplardan öğrendiler, ama AKP’nin 19 yıllık tek parti dönemini yaşayarak gördüler. Darbeleri de kitaplardan okudular, 15 Temmuz darbe girişiminin nasıl “nimete” dönüştürüldüğünü ise AKP’nin KHK ve OHAL uygulamalarıyla yaşayarak gördüler. 

 Seçimin belirleyeni yine HDP olacak  

Bugünkü koşullarda AKP’nin bu taktiğinin sonuç verme ihtimali oldukça düşük. Gidişat, yapılacak seçimlerin sonuçlarını belirleme konumuna sahip olan partinin HDP olduğunu gösteriyor. HDP’nin seçimlerde nasıl tutum alacağı, seçmenini hangi bloka yakın yer bir yerde konumlandıracağı veya son genel kurulunda aldığı “Demokratik İttifak ve Demokratik İktidar” kararlarının hayata geçirilmesinde ne derece başarılı olacağı, sonuçları belirleyecek. Ya da diğer partilerin HDP’ye yaklaşımları seçim sonuçlarını belirleyecek.    

Tam bu noktada, 2015 seçimlerinde elde ettiği başarı sonrasında karşı karşıya kaldığı siyasi kırım hareketine ve baskılara rağmen HDP’yi bu kritik konumda tutanın ne olduğu sorusu önem arz ediyor. AKP, HDP’nin 2015 seçimlerinde yakaladığı gelişme eğilimini engelledi, HDP’yi siyaset üretemez hale getirdi. HDP, parlamentoda etkisiz bir konuma sürüklendi ancak diğer partilerde çok sık ve rahat görülen, ciddi bir seçmen kayması yaşamadı. HDP, seçmen gücünü koruyor. Her şeye rağmen bütün anket ve seçim sonuçları bunu gösteriyor. Umulduğu gibi HDP’de bir çözülme, dağılma görülmüyor.

Bu durum, Kürt sorununun ve bilincinin varlığından kaynaklanıyor. Çözüm ve barış ihtiyacını dayatıyor.  Türkiye’de artık kronikleşen siyasal krize çözüm arayanlar, bu durumu dikkate almak zorundalar.

HDP’yi iktidar blokuyla paralel olarak kriminalize edenlerin, uzak duruyor görünenlerin, sadece seçimlerde Kürt sorununu hatırlamaları artık derde deva olmuyor. Yerel seçimlerde, Kürtlerin ve HDP’nin desteği ile sonuç alan İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in HDP’yi dışlaması veya sorulara “PKK’nin yanında konumlandırıyorum” gibi yanıtlar vermesi, ancak AKP’nin işini kolaylaştırır, AKP’yi baskın seçime  veya seçim sistemini değiştirmeye teşvik eder.  

AKP, HDP’siz muhalefetin seçim kazanma veya kendisinin seçim kaybetme ihtimalinin olmadığını çok iyi gördü ve kavradı. Bu nedenle ilk seçimin kurgusunu buna göre yapacak. Ya baskın seçim yapacak ya da seçim sistemini değiştirecek. AKP-MHP ortaklığı; muhalefeti HDP ile korkutmaya ve gerilim siyasetini sürdürmeye devam edecek. Muhalefet blokunu HDP’siz bırakmak için çok şey yapacak ve bunun gerçekleştiğinden emin olduğu an, kararını verecek.

Muhalefet partilerinin, AKP’ye kaybettirmek istiyorlarsa ilk yapmaları gereken, HDP’yi de içeren demokratik bir ittifak zemini oluşturmak. Türkiye’nin demokratikleşmesinin kilidi konumundaki Kürt sorununda barış ve çözüm perspektifine ulaşmak. Bugünün koşullarına  uygun barış planı oluşturmak. Bu mümkündür.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi