Batı Türkiye’den, Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Türkiye’nin başlattığı Barış Pınarı Harekatı sonrası Brüksel, Berlin, Londra, Zagrep’de katıldığım toplantılarda, genelde Türkiye-Batı, özelde, Türkiye-AB, NATO, Avrupa ilişkileri temelinde yapılan “Türkiye konuşması”nı farklı boyutları içinde izleme fırsatını buldum.

Bu süre içinde Washington ve New York’da yapılan Türkiye konuşmasını da takip ettim.

Gerek yaptığım konuşmalarda aldığım sorular ve yapılan yorumlar, gerek katıldığım toplantılarda dinlediklerim, gerekse de uzmanlarla yaptığım sohbetler ve yazılı ve görsel basın taramam bana bir yönüyle gerekli ve faydalı ipuçlarını verirken, diğer tarafdan da karamsar bir tabloyu ortaya çıkardı.

Doğrudur; tarihsel olarak Türkiye-Batı ilişkileri, her zaman dönemsel krizlere girmiştir; tarafların birbirlerine ve niyetlerine karşı her zaman şüphelerinin arttığı ve ilişkilerde güven sorunu yaşadıkları dönemler olmuştur.

Fakat, Türkiye-Batı ilişkilerinde, daha somutta, Türkiye-ABD, Türkiye-NATO, Türkiye-AB, Türkiye-Avrupa ilişkilerinde bugün yaşanan kriz, bu boyutta, bu ciddiyette, bu kapsamda, bu olumsuzlukta daha önce yaşanmamıştır.

Özellikle son beş yıldır, kriz derinleşmekte, uzaklaşma kopma noktasına doğru ilerlemektedir.

Türkiye-Batı ilişkilerinde;

  1. Gerek kurumlar arasında, gerek devletler arasındaki ilişkilerde aktörlerin birbirlerinin niyetleri üzerine şüpheleri artmakta, birbirlerine duydukları güven azaltmakta, dünyaya ve bölgeye bakışlarında ayrışmalar yaygınlaşmakta, ve strateji düzeyinde farklılaşma zıtlık düzeyine ulaşmaktadır;
  2. Düşünce kuruluşları ve sivil toplum tarafından ilişkilerin yeniden canlandırılması için yapılan çabalar ve girişimler de sonuçsuz kalmaya başlamıştır. 
  3. Diyalog yerini sağırlar monoloğuna, birlikte çalışma yerini uzaklaşmaya, güven yerini şüphe ve kutuplaşmaya bırakmıştır.

Suriye ve Ortadoğu’dan Doğu Akdeniz ve Libya’ya uzanan alanda yaşanan süreçler içindeki konumlarında; teröre yaklaşımlarından PYD/YPG’ye bakışlarında; demokrasi, haklar ve özgürlükler ve hukukun üstünlüğü anlayışlarında, Türkiye-ABD; NATO, AB, Avrupa ilişkilerinde, “vizyon, strateji, taktik, ve çıkar ekseninde” giderek artan farklılaşma ve taraflar arasındaki güvensizlik, Türkiye-Batı ilişkilerini onarımı zor olacak bir krize ve tarafların birbirlerinden uzaklaşmasına götürmektedir.   

Daha da önemlisi, Türkiye-Batı ilişkilerinde daha önce yasaşan kriz dönemlerinden farklı olarak bugün, aktörler de krizi önleme çabasından daha çok, birbirlerinden uzaklaşmadan rahatsız olmayan bir görünüm içindeler ve hem söylemleri hem eylemleriyle geleceklerini başka ittifaklarda görme eğilimini sergiliyorlar.  

Daha somut söylersek, ne Batı Türkiye’yi kaybetme noktasında çok rahatsız, ne Türkiye’yi yönetenler Batı’dan uzaklaşma ve Türkiye’nin geleceğini farklı ittifaklarda görme noktalarında rahatsız.  

Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’nin yarını ve geleceğini, Batı dışı dünyada ve Batı dışı aktörlerle yapmak istedikleri ittifakın güçlenmesinde görme eğilimi içindeler: Rusya ve Çin bu bağlamda, Türkiye’yi yönetenlerin kafasında giderek daha önemli hale geliyor.

Batı’da, kendisinin Ortadoğu ve Küzey Afrika bölgesi ve küresel dünya ile ilişkisinde Türkiye’ye daha önce “strateji ve kimlik” ekseninde verdiği önemi artık vermiyor; ittifaklarını Türkiye dışında arıyor.

Bu bağlamda, şu saptamayı altını çizerek yapmalıyız:

Türkiye-Batı ilişkilerinde tarihsel gelişim içinde yaşanan kriz dönemlerin aşılmasında bugüne kadar “Türkiye’yi kaybetmek” ya da “Türkiye’yi kazanmak” temelli bir tartışma yapılmıştı. Türkiye’yi kazanmak sorusu önemliydi.

Bugün, ne Batı’nın, ne de Türkiye’yi yönetenlerin böyle bir tartışmayı yaptığını, böyle bir soruyu sorduğunu görüyoruz. 

Türkiye’yi kazanmak sorusu Batı’da artık eski öneminde değil: Türkiye’yi yönetenler de bu soruyu eski öneminde görmüyorlar, yüksek sesle sormuyorlar.

Bu da bize, Türkiye-Batı ilişkilerinde kriz ve birbirinden uzaklaşma sorunun ne kadar ciddi noktaya geldiğini gösteriyor. 

Batı Türkiye’den, Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor.

Son NATO toplantısında yaşanan güvenlik krizini ve tarafların birbirinden stratejik ve vizyon temelinde uzaklaştığını net olarak gözlemledik; Erdoğan-Trump ilişkisi güçlü olsa da, Washington’da Türkiye’ye “yaptırım uygulama” kararı veriliyor; AB ve Avrupa toplantılarında artık “Türkiye’yi konuşmama” eğilimi var.

Önümüzdeki tablo karanlık; Türkiye-Batı ilişkilerine önem verenlerin; bu ilişkileri yeniden canlandırmak için çaba gösterenlerin karamsarlığa düşdüğü bir dönemden geçiyoruz. 

Atatürk’ün yaklaşık yüz yıl önce, hem de Batı’yla bağımsızlık savaşının yapıldığı bir ortamında, Batı-Rusya-Batı dışı dünya ile ilişkilerde başarıyla kurduğu “altın denge”ye gerek duyduğumuz bir dönemdeyiz.

ETİKETLER

Editörün Seçimi