Bir kent sömürüsü ya da Kanal İstanbul: Kanalı açsak da mı yağmalasak (1)

Kanal İstanbul kamuoyunda geniş bir şekilde yer aldı. 

Kanal İstanbul'un binlerce canlı ve bitki türünün yok edilmesi gibi bir sonucu var.

Marmara Denizi’nin kirlenmesi,

Ekolojik ve arkeolojik yıkım,

Kapsamlı bir kent sömürüsü,

Uluslararası boyutla ilgili bir sonucu da var.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ciddi uluslararası sorunlar yaratmaya aday.  

Tasarlanan mimari yapısı ile ikinci bir Dubai hayali.

İslamcı, muhafazakar Arap zenginlerinin özel yaşam alanı olmaya da aday Kanal İstanbul ve çevresi…

Konu ilgili bir yıla yakın bir süredir yoğun bir çalışma yürüten TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen ilgili olarak aydınlatıcı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşimizin ilk bölümünü yayınlıyoruz.

Okuyalım.

Kanalı açsak da mı yağmalasak 

“Yaklaşık bir yıldır Kanal İstanbul ile ilgili çalışma yürütüyoruz. Bu çalışma Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği'ne bağlı meslek odalarının katkısıyla yapılıyor. Son zamanlarda da bir bilim kurulu ile kuyuya atılan bu taşı çıkartmak için uğraşıyoruz.

Sadece meslek odası temsilcileriyle değil, pek çok bilim insanıyla hep birlikte yürütüyoruz bu çalışmaları. Bir diğer çalışmamız yakın zamanda yayınlanan Kanal İstanbul ve çevresiyle ilgili ÇED raporu.

Bu raporla ilgili meslek odaları olarak itirazımızı yazdık ve bakanlığa sunduk. Hatta kamuoyunun duyarlılığı sonucu bu itirazlar Türkiye’nin pek çok ilinde bir kampanyaya da dönüştü.

Her gün basında ve sosyal medyada kanal çevresindeki yeni kentle ilgili reklamlar yapılırken bizim de kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan bu algıyı tersine çevirmemiz gerekiyordu. Bizler de yurttaşlarımızın itirazlarını örgütlemeye çalıştık.

Burada temel olan şey, yurttaşlarımızın itirazlarının içeriğine katkı sunarak, itiraz konularını biraz daha anlaşılabilir kılmaya çalıştık.
 

Kanal İstanbul ile ilgili duyumlarımızı 2011 yılında almaya başladık. Dönemin Başbakanı Erdoğan 'Hayalimin projesi', 'Asrın projesi' kavramlarıyla kanaldan bahsetti.

İki konu üzerinden kanal güzellemesi yaptı. Birincisi, boğazlardan geçişte emniyet problemine yapılan vurguydu. İkincisi, ‘Boğaz geçişlerinden ücret alamıyoruz, bu kanaldan alınacak ücret ile bir kalkınma sağlayacağız’ vurgusu idi.”

- Üçüncü vurguyu da ben yapmak istiyorum: İktidar kendi İslamcı, muhafazakar yapısını kent dokusu üzerinden şekillendirmek, İslamcı, muhafazakarların yaşadığı özel alanlar yaratmak kendisinin ve yandaşlarının kentin rantını paylaşmak için yeni ve çok büyük ölçekte bir gayrimenkul projesini hayata geçirmek istiyor. Bu çerçeve de Kanal İstanbul’u kent sömürüsünün bir parçası olarak görebiliriz. 

“Aslında üçlü bir mega proje söz konusu burada: Üçüncü Köprü, İstanbul Havaalanı ve Kanal İstanbul. Bu üç mega proje arka arkaya geldi. Üçü hep aynı anda konuşuluyordu.

Bildiğiniz gibi 2009 yılında İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi'nde pek çok bilim insanının da katılımıyla 1/100 bin ölçekli kentin anayasası sayılan İstanbul Çevre Düzeni Planı yapıldı.

Hatırlayalım: 100 bin ölçekli planda ana ilkeler belirlenmişti. Bu ilkelerden bir tanesi, İstanbul'un kuzeydeki orman alanlarına doğru büyümesinin önüne geçmekti.

3. Köprünün önerilmemişti ve eğer gerekli ise yeni Havaalanını şu anki yerinde değil, Silivri’de önermişti bu plan.

Mevcut Atatürk Havaalanının genişletilmesi ve Silivri açıklarında yapılacak havaalanı ile ulaşım ihtiyacına cevap verilmesi düşünülüyordu.

Üçüncü Köprü’nün yapılmaması gerekliliği vurgulanmıştı. Buna rağmen, yapılan plan değişikliği ile kuzey ormanlarının içinden geçen Üçüncü Köprü yapıldı.

Ardından yine orman alanının  tam ortasında Üçüncü Havalimanı yapıldı. Meslek odaları olarak her iki plan değişikliği için de hukuk mücadelesi yürüttük.

Şimdi bu üçlü kombinasyon yani; kanal, köprü ve havalimanı, içerisinde bir lojistik projeden bahsediliyor.

Ayrıca, üçüncü Havalimanının hemen kenarında uçaklara yakıt sağlamak için bir yakıt limanı yapılacak. Böyle bir plan da var.  

Bunların hepsi ayrı ayrı planlandığı ve ilan edildiği için bütünü görmek zorlaşıyor. Bu nedenle tüm planlama süreçlerini birlikte aktarmaya çalışacağım.

3. Havalimanı'nın yaklaşma, kalkış-tırmanış yüzeyinde kalan kısmına yakın olan dolgu liman, uluslararası sivil havacılık güvenliği ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın genelgesine de açıkça aykırı.”
 

- Neden aykırı?

“Genelgede ‘Havalimanı mania planlarında yer alan iniş-kalkış koridorlarının pist başlarından itibaren ilk 6 bin metrelik bölümü içerisinde her türlü patlayıcı, akaryakıt tesisi depoları ile buna benzer yapılar ve yoğun duman çıkaracak nitelikte sanayi tesislerinin planlanmaması ve inşa edilmemesi’ hükmü yer alıyor.

Ancak; 3. Havalimanı için yapılan akaryakıt limanının inişler ve kalkışlar için tehlike oluşturacağını belirterek izin vermeyen Devlet Havalimanları İşletmesi, özel şirketin taahhüdü üzerine limana onay verdi.

Bunun yerine bir sözleşme yapıyorlar ve diyorlar ki, bu yakıtları konteyner limanına taşıyacak olan gemilerin kaptanları ile uçağın pilotlarında birer panik butonu olacak. Herhangi bir panik halinde herkes o butona basacak. Gerisini anlatmıyorlar ama anladığımız tehlike anında bir ışınlanma söz konusu olacak.

Buna plana da dava açtık. Köprü davası devam ediyor. Buradaki Liman davası da devam ediyor. Bunlar devam ederken Kanal İstanbul için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve İBB arasında yapılan protokolün iptali için açtığımız dava da devam ediyor.

Kanal İstanbul, Küçükçekmece'den başlayıp, Sazlıdere Barajı'nı yok eden, Karaburun'dan hava limanının hemen yanından Karadeniz'e açılan bir güzergah izliyor. Buradaki su toplama havzaları üzerinde çok ciddi etkisi var.

Küçükçekmece Gölü, İç-Dış Kumsal sit alanları ile bağlantılı olarak da olumsuz etkileri var. En önemli olumsuzluklardan bir de 49 milyon metreküplük bir su hacmi ile İstanbul'un su ihtiyacına kısmen cevap veren Sazlıdere Barajı'nı yok ediyor.

Terkos Gölü'nün ortasından geçmese de kenarlarından geçerek, gölü ve gölün tatlı suyuna tuzlu suyun karışma riskini oluşturuyor. Bu durum Terkos Gölü'nün su rezervi ile ilgili de sıkıntı yaratıyor.”

Planlama alanın içerisinde; güneyden kuzeye ilk 10-15 km’lik bölüm yerleşim alanları

İkinci 15-20 km’lik bölüm tarım alanları

En kuzeydeki 15-20 km’lik bölüm ise orman alanları

Kuzeyde, bir sulak alan niteliğine sahip olan Terkos Gölü etrafındaki orman dokusuyla, 

Güneydeki Büyükçekmece Gölü, tarımsal alanlar ve yerleşim alanlarıyla,

Küçükçekmece Gölü (kuzeyi hariç) yoğun bir kentsel yerleşim dokusu ile çevrilidir.

Planın etkilediği bölgede çok sayıda arkeolojik, doğal, kentsel sit alanı bulunmaktadır.

İstanbul ve Türkiye coğrafyasının hemen hemen tamamında olduğu gibi planın etkilediği bu alanda, Küçükçekmece Gölü'nden itibaren bir arkeolojik ve doğal SİT alanlarından bahsediyoruz. 

ÇED Raporunda; 11 alanda proje inşaat faaliyetlerinin  “Büyük Ölçekli Değişim” oluşturduğu belirlenmiştir:

  1. Küçükçekmece Gölü ve Çevresi 1.Derece Arkeolojik Sit Alanı (Yarımburgaz)
  2. Odabaşı Köprüsü
  3. Filiboz Viranlığı 1.Derece Arkeolojik Sit Alanı
  4. Kurudere Arkeolojik Alanı
  5. Kurudere Taşköprü
  6. Korugan (41 Adet, Proje Sahası İçerisinde Kalan) 
  7. Dursunköy Mahallesi 101 Ada 5 Parseldeki Antik Yerleşim Alan
  8. Dursunköy-Baklalı Yolu Üzerinde 20. Yüzyıla Tarihlenen Bir Adet Çeşme
  9. Taşköprü Yakınlarında Bir Adet Çeşme
  10. Roma Su Yoluna Ait İki Adet Tünel Girişi
  11. Menekşe/Nakkaş Deresi Roma Köprüsü

“644 sayılı KHK ile kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, afet riski ile mücadele konusunda çok geniş yetkilerle donatıldı ve ülkenin pek çok yerinde 'rezerv yapı alanları' belirlemeye başladılar.

Alan; ÇŞB tarafından 2012 yılında afet riskini bertaraf etmek üzere yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak amacıyla, 'Rezerv Yapı Alan' olarak belirlenmişti.

Böylece Bakanlar Kurulu rezerv alanı ilan ettiği andan itibaren de yapılan bütün değişiklikler aslında legalleşmeye başladı.

O alanda bulunan üçüncü havalimanın olduğu alan rezerv alanı içeresinde. Onun planı yapıldı.

Küçükçekmece Gölü'nün kenarındaki plansız alanlar, arkeolojik alanlar da olduğu için buralarda bir düzenleme yapılmadı.

Eskiden askeri alan olan kısımlar (15 Temmuz’dan sonra pek çok  askeri alanda olduğu gibi) tahliye edilerek yapılaşmaya açıldı.” 

Alanı kapsayan mahalleler nüfusu 580 bin 244;

Planlama alanı içinde 172 bin 358 kişi yaşamakta. 

Arnavutköy (Planlama alanı içindeki en geniş ilçe) Baklalı, Balaban, Boyalık, Hacımaşlı, Karaburun, Tayakadın, Yassıören ve Yeniköy Mahalleleri orman köyü niteliğinde olup bu mahallelerde yaşayanlar genel olarak ormancılık, tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. 

Küçükçekmece, Başakşehir ve Avcılar İlçelerinde ise istihdam edilen hâkim sektör genel itibariyle sanayi sektörüdür.

Devam edeceğiz...

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi