Boomers vs. Millennials: Çatışma Büyüyor

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Dünyada bir süredir yeni bir kuşak çatışmasının giderek yükselen ayak seslerini duyuyoruz. Boomers, dar anlamda 1946-60 arası doğumluları kapsayan 2. Dünya Savaşı sonrası ve Soğuk Savaş arasındaki yıllara atfen bir kuşağa verilen isim. Savaş sonrası doğum oranlarındaki artış nedeniyle “bebek patlaması kuşağı” olarak da okuyabilirsiniz. Millennials ise içinde ‘80 ve ‘90 doğumluları barındıran bugün iş hayatındaki insan grubu için kullanılıyor.

Çatışmanın Ekonomipolitiği

Tam bu noktada Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’inden bir Marx pasajını hatırlatmak gerekiyor:

"İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar, ama onu serbestçe kendi seçtikleri parçaları bir araya getirerek değil, dolaysızca önlerinde buldukları, geçmişten devreden verili koşullarda yaparlar. Tüm göçüp gitmiş kuşakların oluşturduğu gelenek, yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöker. Kendilerini ve bir şeyleri altüst etmekle, şimdiye dek hiç olmamışı var etmekle uğraşıyor göründükleri esnada, tam da böylesi devrimci kriz dönemlerinde, endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kıyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar." 

80-90 kuşağı arasında savaş sonrası doğan neslin bir çeşit “haksız kazanç” üzerinde oturduğu ve bu haksız kazancı mülkiyet hakkı ve miras yoluyla aktardığı düşüncesi yaygın. Savaş sonrası kuşağında ise 80-90 doğumluların yeteri kadar artı değer üretemediği, kültürel olarak “yetersiz” oldukları kanısı hakim.

Çok geniş insan grupları içinde yapılan bu tariflerin nüansları doğal olarak vardır; örneğin sol eğilimli bir savaş sonrası kuşağı temsilcisi, ‘Millennials’ neslinin yeteri kadar politik olmadığını, 68 Hareketi gibi bir toplumsal dalga yaratmaktan uzak olduğunu, kendi müziğini, sinemasını üretemediğini söyleyebilir. Savaş sonrası doğanlardan sağ eğilimli biri ise 80-90 kuşağının değerleri muhafaza edemediğini, örneğin eşcinselliğe karşı yersiz bir hoşgörüye sahip olduğunu, yeteri kadar çalışmadığını öne sürebilir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra doğan kuşağın kendisinden öncekilerin savaş travmasıyla büyüdüğü bir veri ve bu verinin çeşitli yansımaları var. Örneğin bugün sonuçlanan İngiltere Seçimi’nde daha küreselleşmeci İşçi Partisi ile Avrupa Birliği’nin İngiltere’ye yük olduğunu düşünen daha fazla güvenlikçi Muhafazakar Parti’nin yaş gruplarına göre oy eğilimlerine bakalım. 18-24 yaş arasında İşçi Partisi’nin oranı %67, Muhafazakar Parti ise %17. 25-34 yaş aralığında İşçi Partisi’nin oranı %50, Muhafazakar Parti %23. 65-74 yaş aralığında Muhafazakar Parti %50, İşçi Partisi %17.

İngiltere’deki savaş sonrası kuşağı, daha sosyal politikalar vaad etmesine rağmen İşçi Partisi yerine daha güvenlikçi Muhafazakar Parti’yi tercih ediyor. Bu davranışın izlerini bugün ABD ya da Türkiye’de de sürebilirsiniz. Hatta buradan hareketle daha lokal olarak artık toplu taşıma araçlarında yaşlılara yer vermeme ya da üniversite öğrencilerine ev kiralamama gibi örneklerde bu kuşak çatışmasının nedenselliğini takip edebiliriz.

Bir siyasal iletişim stratejisi belirlemek durumundaysanız bu iki grubun farklı kaygılarını, taleplerini ve temsiliyetlerini gören bir noktada olmalısınız. İki kuşağın haber aldığı ve kanaat oluşturduğu mecraların ayrıştığını göz önünde bulundurmalısınız.

ETİKETLER

Editörün Seçimi