Coronalı 21 Mart

Bugün 21 Mart, Newroz. Geleneksel bir bayram günü, baharın gelip doğanın uyanışının sembolü. Hadi gelin, korona tehdidiyle gölgelenen hayatımızı bugün bu karanlıktan kurtaralım, güneş ve bahar girsin odamıza, virüs korkusu dışarı…

Derin bir nefes alın burada…

***

Newroz, Ortadoğu’da ve Asya’da birçok toplum tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl bayramı. Kürtler, Nevroz bayramını Demirci Kawa Efsanesi'ne dayandırıyor ve her yıl büyük bir coşku ile kutluyor.

Türkiye’de önce bu nedenle yasaklandı. Kan gövdeyi götürünce bu defa Devlet tarafından sahiplenmeye kalkışıldı. Bakanların örste çekiç salladığı (Kawa da dağ Türkü imiş herhalde) ama bütün baskılara rağmen kimsenin bu çakma Nevruz’lara itibar etmediği, kendi bayramını kendi kutlamayı bildiği, devlet saldırıp kan dökmezse barış içinde, neşe içinde kutlanan bir bayram Newroz.

Tamam, toplumsal bir tehlike bizi bu yıl tecrit etti, ama ne gam? Bakın Avrupa’da virüs tahribatının merkezi İtalya’da aynı nedenle evlerine hapsedilen insanlar nasıl da balkondan balkona şarkılar söylüyor. Kimsenin yalnız olmadığını hatırlatıyor, moral veriyorlar birbirlerine…

Maalesef meydanlar böyle değil tabii. Sadece orda mı? Madrid, Barselona, Londra’da da durum aynı… Dünya, Merkel’in dediği gibi 2. Paylaşım Savaşından bu yana en büyük kıyımla karşı karşıya. Sağlık tedbirlerinin zamanında ve cesaretle alınması tabii ki şart. Ama iş onunla bitmiyor ki. Hatta sağlık için gerekli tedbirler bambaşka sorunlar yaratıyor. Hastalık yayılmasın diye ilk tedbir TECRİT. Hayatı durduralım, insanlar bir araya gelemesin ki virüs de yayılmasın. 2 hafta 3 hafta neyse, herkes evinde otursun.

Eh, sistemin getirdiği “Daha hızlı, daha hızlı, en en hızlı” akışın insan ilişkilerine, anne-baba, çocuklar zincirine verdiği zararın telafisine yarayabilir -tam tersi de olabilir ya- ama…  

Ben evde, sen evde, o evde, herkes evde. Nasıl yürür ekonomi çarkları? O çarklar durursa ne olur? Bugünkü Dünya ekonomik sisteminin insanlığa felaket getirdiğini savunanlardan biriyim. Yine de doktorlar çare olan bir ilacı vücudumuza yavaş yavaş veriyor. Ekonomiyi eski çağlara döndürmek mümkün mü?

***

Dün Ankara’da önemli bir toplantı yapıldı, alınması gereken ekonomik önlemler tartışıldı.

Ne güzel. Peki, kimler katıldı? Cumhurbaşkanı, bakanlar, AKP üst kademesi, onların “Sivil Toplum” denince anladığı meslek kuruluşlarının üst düzey temsilcileri. Eee, madem evrensel bir soruna milli bir çözüm aranıyor, nerede toplumun diğer yarısının -hatta belki de şu anda daha fazlasının- temsilcileri, CHP, HDP, iyi- kötü diğer partiler? Konu en başta bir SAĞLIK sorunu, değil mi? Ee, hani TTB? Yoksa bu sorunlar sadece AKP ve yandaşlarını mı ilgilendiriyor?

Amaan, neyse ne. Asıl çıktılara bakalım. Neymiş?

  1. Çok erken ve iyi tedbirler almışız. (Aferin bize)
  2. Eve kapanma 3 haftada bitebilirmiş. Ama 3 hafta çalışmamanın bireye ve toplu ekonomiye getireceği zararlar büyük. (Doğru).
  3. Hizmetlerin -eğitim dahil- internetten yapılmasını yoğunlaştıracakmışız. (Harika. Korona gelmese de bu adımı atmalıydık).
  4. Zarar gören ve görebilecek bireylere de, sektörlere de destek verilecekmiş. Ekonominin desteklenmesi için 100 Milyar TL harcanacak. Firmaların bankalara borçları en az 3 ay ertelenecek. (Evet, mevcut sistem bir matah değil ama, çökerse hepimiz altında eziliriz).
  5. İhtiyaç sahibi aileler için nakdi yardıma 2 Milyar ayrıldı. (Hoop, 100’de 2???)
  6. Birçok alanda ödemeler faizsiz geciktirilecek. En düşük emekli maaşı 1.500 TL olacak, evde ödenebilecek. (İyi ama bu paraya bir emekli nasıl geçinir?)
  7. En riskli gruplara her türlü maddi destek sağlanacak. (Yaşlılara bedava maske ve kolonya)
  8. Ama en önemli husus, bireylerin önlemlere özen göstermesi. Yüksek ateş, öksürük, nefes darlığı varsa hemen Alo 184.

Hadi bunları ben yorumlamayayım. Kıdemli tırmıkçı Aydın Engin, hepimiz adına yapmış “AKP Reisinin akla ihtiyacı var, veriyorum” başlıklı yazısında. Diyor ki:

Koronavirüs'e karşı önlemlerin omurgasını oluşturan…  yüz milyar liralık bir kaynak ayrılmış ya, işte onu akıl erdiremedim…

Bu para için uluslararası tefecilerin kapısını çalıp kucağına oturmaktansa… Tam o noktada, bu 100 milyar liranın bulunabileceği konusunda bir önerim var:

Suriye macerasını hemen bitirin. Geri adım attığınızı, tükürdüğünüzü yaladığınızı söyleyemeyeceklerdir. Onlara "Koronavirüse karşı halkımızın sağlığını mı, yoksa Suriye'de milyarlarca doları bombaya, tanka, uçak benzinine, füzeye, İHA'ya, SİHA'ya, mermiye, silaha, ÖSO uğursuzlarının maaşına harcamayı mı tercih edecektik? Tabii biz halkımızın sağlığını tercih ettik" diye cevap verir anında susturursunuz.

Ben güvence veriyorum. Kimse itiraz etmeyecek, kimse sizi Suriye'den çekildiniz, savaşı bitirdiniz diye suçlamayacaktır.

Eyyy, AKP Reisi güvenceme güven. Bu kıyağımı da unutma…

***

Ooof, of. İşin bir diğer acıklı tarafı da bunca tedbir alındığı söylenirken, Umre’den dönen ilk grupların hiçbir kontrolden geçmeden Türkiye’ye girmiş olmaları. İtirazlar yükselince sonraki gruplar karantinaya alındı. Ama ilk girenler ne getirdi, getirdiyse ne kadar yaydı? Bu soruyu Ankara Üniversitesi’ndeki dersinde dile getiren Güle Çınar’ın başına gelmeyen kalmadı.

Gerçek ne? Bunu sormak ve bilmek hepimizin hakkı.

***

İnsanlarımız neler düşünüyor olup bitenler hakkında, bunları ancak sosyal medyada bulabiliryoruz.

Rizeli bir çoban, dağ başında, keçilerinin arasından türküsünü patlatmış. Diyor ki:

“Hey gidi Türk milleti Korona’da n ne korksun?

Nerde koca Diyanet? Millete vaiz versun.

Allaha dua edun da göklerden şifa yağsun” 

Ne güzel ama değil mi? Rize dağlarında bir çoban, sesi de gerçekten güzel, düşündüklerini cep telefonuna müzikal olarak aktarıp sosyal medya ile yayıyor. Gerçekten çok çok güzel bir gelişme. Söylediklerinin içeriğine katılmıyorum tabii ama onu kutlamaktan da geri kalamıyorum.

Üstelik daha genelden bakalım… İletişim ne kadar gelişti, artık durdurulamaz.

***

Eee, daha daha ne haber?

Eski taas, eski hamam. 100’e yakın gazeteci içerde. Kavala -tam AİHM süresi dolmak üzereyken- bu kez “Casusluk suçlamasıyla” tekrar tutuklandı, Diyarbakır Belediye Eş Başkanı Mızraklı bilmem kaç bin yıl hapse mahkum oldu.

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ zaten hep içerde. Sivil itaatsizliğin abidesi sevgili Mahmut Alınak da kaç bininci kez girdi hapse, kendi isteğiyle. Bu saydığım tüm insanların -ve sığdıramayacağım için tek tek sayamayacağım- tüm insanların hapiste yattığı her gün, aslında ülkemizi yönetenlerin hukukta ve vicdanlardaki mahkumiyetini büyüttükçe büyütüyor.

Ama önemli bir ek daha geliyor: Ağzına kadar tıklım tıklım dolu, bir yatağı nöbetleşe 3 kişinin paylaştığı hapishanelerimiz ne olacak? İran’ın bile mahkumları şartlı salıvermeye hazırlandığı bu ortamda, özellikle yüksek risk grubundaki insanlar için devletimiz ne düşünüyorlar? Bugün haberlere yansıdı AKP’nin hazırladığı taslak kesinleşmek üzereymiş, önümüzdeki hafta meclise gelecek torba yasanın içinde. Maalesef tam da beklendiği gibi.

Özetin özeti şöyle: Gangster Çakıcı dışarda, insan hakları savunucusu Kavala içerde.

***

Haa, bir de şöyle önemsiz haberler de var: TÜİK, işsizlik istatistiklerini açıklamış. 2019’da işsizlerin sayısı 932.000 daha artmış, %13,7 olmuş. Genç işsizlik ise %25,4. Çalışma yaşındaki her 4 gençten biri işsiz, zaten evde oturuyordu, virüs gelemese de…

Her şeye rağmen yılmak yok. DÜNYA DÖNÜYOR, SEN NE DERSEN DE… Haftaya tekrar görüşeceğiz, tecritte… Hoşça kalın.

NOT: Bu yazı 21 Mart'ta yazılmıştır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi