Felakete davetiye

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Yine felaket habercisi gibi başlayacağım ama ne yapayım?

Felaket geliyorsa bunu konuşmayıp örtbas etmeye çalışmak neye yarar? 

Trump, ABD’nin Paris sözleşmesinden çekilmesi için resmi başvuruyu yaptı. Ne diyordu Paris sözleşmesi? Küresel ısınmayı 2 derecenin atında tutmak için özellikle büyük sanayi ülkelerinin atmosfere daha fazla karbon salınımını önlemeleri öngörülüyordu. 

Trump BÜYÜK AMERİKA kuruyor ya, bu kısıtlama işine gelmiyor.

İyi de, Dünyamız yaşanamaz hale geldiğinde o “BÜYÜK AMERİKA”sını  uzaya mı taşıyacak? 

Aynı şey, bizim için de geçerli.

Erdoğan’ın duble yollarından kim geçecek, insanlık yok olduğunda? 

Bu işin şakası yok. 

Bu kadar koca koca insanlar türlü bahanelerle dünyayı felakete sürüklerken, ufacık bir genç kız, Greta Thunberg kimsenin yapmadığı kadar açık sözlülükle isyan ediyor. 

Uçak kullanmamak için (korktuğundan değil, ilkesel olarak, uçakların atmosferi çok kirlettiği gerekçesiyle) bir yelkenliyle Atlantiği aşarak Santiago’daki ilkim konferansına gidiyordu. Şili’deki protestolar nedeniyle toplantı iptal edildi. Şimdi İspanya’ya dönecek, yine uçak kullanmadan. 

Çocuksu geliyor, değil mi?

Gelsin.

Büyüksü gelenlerin havanda su dövdüğü bir dünyada bu görevi çocuklarımızın sırtına yıktığımız için utanmalıyız. 

*** 

Geçtiğimiz hafta iki uluslararası gün üst üsteydi.

Önce, 2 Kasım Şiddetsiz Direniş günü ve 3 Kasım Cezasızlığa Son... 

Nedir bunlar?

İkisi de yabancımız olan şeyler değil. 

Şiddetsiz direniş, Bizim Gandi ile tanıdığımız bir yöntem. 

Karşısında topu ile tüfeğiyle saldırgan bir İngiliz Emperyalizmi var.

Ama onun kullandığı yöntem, İngilizlerin topunu-tüfeğini çaresiz bırakıyor.

Siz bunu yasaklıyor musunuz? Biz o yasağı çiğniyoruz.

Kafamızı mı kıracaksınız, buyrun, kırın… 

Hindistan, bağımsızlığı bu yöntemle verilen bir mücadele sonunda kazandı. 

Biz aşina mıyız bu yönteme? 

Tabii, Bergama köylülerinin direnişini hatırlayın, aynı direnişler bugün de sürüyor, altın madenlerine karşı, termik, hidroelektrik santrallere karşı. 

Kitap yasaklarına karşı önce sevgili Erdal Öz’ün başlattığı “Tekrar yayınlama” yöntemi, 1995’te Yaşar Kemal’in yargılanmasında başlatılan Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim ile sürdürüldü, hala da sürüyor. Ben de bu girişimin bir parçasıyım.

Gelelim 3 Kasım’a: Cezasızlıkla Mücadele günü. 

CEZASIZLIK(Impunity), bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de büyük bir sorun.    

Ne demek? Şu demek:

Eğer insanlar, yaptıkları suça göz yumulacağına ve korunacaklarına emin ise her türlü suçu işlemekten geri durmuyor. 

Polisin, askerin veya devlet destekli bir saldırgan grubun yaptığı zulüm işin bir yönü.

Ama orada bitmiyor. 

Erkek egemen mantığın devlette ve yargıda da geçerli olması, kadına şiddet uygulanmasının yolunu açıyor. Takım elbise ve kravatla mahkemeye çıkan şiddet uygulayıcılarına hemen “İyi hal indirimi” uygulanyor. Daha da beteri, “Dişi köpek kuyruk sallamasa, erkek ardından gitmez” mantığı ile, işlenen suçun tahrikçisi olarak yine kadın suçlanıyor. 

Benzetme bile doğru değil. 

Öncelikle, bütün köpekler, dişi veya erkek, kuyruk sallar.

İkincisi, erkek köpek, dişi kuyruk salamasa ardından gider, temel içgüdü! 

*** 

Freedom House -Özgürlük evi adlı uluslararası kuruluş, ”İnternette Özgürlük 2019” raporunu yayınladı. Türkiye 100 üzerinden sadece 37 puan alarak yine “interneti özgür olmayan ülkeler” ülkeler arasındaki yerini korudu.

65 ülkenin Haziran 2018 ve Mayıs 2019 tarihleri arasında internet özgürlüğü açısından mercek altına alındığı raporda, ”İnternet bir zamanlar özgürleştirici bir teknoloji idi. Şimdi gözetim ve seçim manipülasyonu için bir kanal haline geldi” deniyor. 

Geçen haftaya damgasını vuran haberler maalesef yine iç açıcı değildi. 

2 Kasım Cumartesi günü, Tel Abyad ilçe merkezinde bir pazar yerine bomba yüklü bir araçla yapılan saldırıda 13 kişi öldü, 20 kişi yaralandı. Türkiye, sınırlarına 5 km uzakta ve kendi ilan ettiği “güvenli bölge”deki bu saldırıdan PYD’yi sorumlu tutarken PYD ise Türkiye’nin bunu propaganda amacıyla bizzat yaptırdığını iddia ediyor. 

Trump’ın Erdoğan’a yolladığı aşağılayıcı mektup ortalığı hayli karıştırdı ama Erdoğan Trump’la yaptığı telefon konuşması sonrasında, 13 Kasımda Amerika’ya gideceğini açıkladı. Ne diyelim, al birini, vur öbürüne. 

Ama onların yanına vurulması gereken biri daha var.

Kılıçdaroğlu, CHP’nin harekata verdiği desteği bir daha savundu. Bölgeye Türkiye’nin çok güzel hizmetler götürdüğünü, harekat olmasa insanların bunlardan mahrum kalacağını söyledi. Oysa sözünü ettiği insani hizmetler, Erdoğan’ın değil, uluslararası insan hakları örgütlerinin bütün güçlüklere rağmen yapmayı başardığı işlerdi. 

Tam tersine, Türk ordusu desteğindeki Suriye Milli Ordusu(!?)nun yaptığı yağma, talan ve etnik temizlik bütün dünyanın gündeminde. 

*** 

TÜİK, bakan Albayrak’ın yüzünü kara çıkarmadı. Yıllık enflasyon, onun tahminine uygun olarak % 8,55 olarak ilan edildi, ancak ekonomistler bu verilere kuşku ile yaklaşıyor. “Zamlar üst üste gelirken enflasyon nasıl düşüyor?” sorusu yanıtsız. 

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), Ekim ayı iş cinayetleri raporunu açıkladı. Rapora göre, Ekim ayında en az 155, yılın ilk on ayında ise en az 1477 işçi hayatını kaybetti. Bunlar, yüksekten düşme, cereyana kapılma gibi, basit ve ucuz önlemler bile alınmadığı için yaşanan ama kayıtlara ısrarla “İş Kazası” olarak geçirilen iş cinayetleri. 

Önce İstanbul’da 44, ardından Tekirdağ’da 40 kişi, yedikleri ıspanaktan zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, toplam sayının 196 olduğunu ama hayati tehlike olmadığını, zehirlenmelere ıspanağa karışan yaban otların neden olduğunu açıkladı. Ama bu açıklama birçok bilim insanını tatmin etmedi. Güçlü olasılık olarak, kimyasal atıkların sulara karışması ve Ispanağın içine sızması görünüyor. 

Mardin Kızıltepe Belediyesine de kayyım atandı. Halkın ezici oy çoğunluğuyla seçtiği HDP’li başkan Nilüfer Elik Yılmaz yerine Kaymakam, vekil(!?) olarak atandı. Hemen ardından Van İpekyolu Eş Başkanları Azim Yacan ve Şehzade Kurt da görevden alındı. Böylece AKP’nin seçimde kaybettiği ama sonra zorbalıkla geri aldığı belediye sayısı 16’ya ulaştı. 

Diğer yandan, Diyarbakır’dan Kayseri'ye sevk edilen belediye eş başkanları, hücrelere bölünmüş bir ring aracında ayrı ayrı hücrelere konuldu, elleri kelepçeli olarak 10 saat molasız olarak yolculuk yapmak zorunda bırakıldılar. 

3 Kasım Pazar. İnsan aklıyla alay eden bir görüntü daha. Aralarında milletvekilleri Garo Paylan, İmam Taşçıer, Zeynel Özen, Erol Katırcıoğlu ve Ali Kenanoğlu’nun da bulunduğu HDP’liler, İHD İstanbul Şubesi önünde bir araya gelerek buradan İstiklal Caddesi’ne çıkmak istedi. Ancak partililerin önü, cadde girişinde kesildi. Polis, HDP’lileri kalkanlarıyla uzaklaştırdı. Milletvekilleri ise etraflarında polis kordonu ile cadde boyunca yürüyerek bildiri dağıttı!?.. Kime? 

Bir de iyi haber: Gülen cemaatinin medya yapılanmasına ilişkin davada karar çıktı. Tutuksuz yargılanan Mehmet Altan'ın beraatine, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'ın adli kontrolle tahliyesine karar verildi. Ilıcak ve Ahmet Altan o gece tahliye edildi. 

Anayasa Mahkemesi, Barış Akademisyenleri’nin “ifade özgürlüğünün ihlal edildiği” kararını da vermişti. Bu karar sonrasında çeşitli mahkemelerde yargılanan 822 Barış Akademisyeni'nden 484'ü beraat etti.

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi ise, Anayasa Mahkemesi'nin kararını tanımadı. Mahkeme, "Terör örgütü propagandası yapmak" suçunu işlediği gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası verilen akademisyen S.U.'nun yeniden yargılanma talebini reddetti.

Gerekçe? “Yargılanmanın yenilenmesi için usulüne uygun bir hüküm gerekli. Ama bu davada Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğine göre, bu karar hüküm niteliğinde değil." 

Yahu,Hükmün açıklanmasının ertelenmesi” de ne demek?

Mahkeme, sanığın yüzüne karşı hükmünü açıklıyor, “Ben seni şu cezaya çarptırdım” diyor, herkesin gözü önünde. Ama sonra da “Bu hükmün açıklanmasını erteliyorum. Şu kadar yıl içinde bir daha tekrarlarsan gösteririm ben sana!” diyor.  Dalga mı geçiyorsunuz aklımızla?

Yasalarda “Ceza Ertelemesi” denilen bir yöntem varken böyle insan aklıyla alay eden yollar icat ederseniz böyle zırva duvarlara çarparsınız. Buyurun, çözün bakalım! 

Kurulduğu günden beri müziğinden de inancından da taviz vermeyen, bu yüzden hiçbir dönemde baskılardan kurtulamayan -çünkü baskıların gevşediği an konserlerini binlerce kişinin izlediği- bu grubun üyeleri durmadan değişiyor. Zira üyeler ya tutuklanıyor ya da aranıyor.

Bahar Kurt, Ali Aracı, İbrahim Gökçek, Helin Bölek ve Barış Yüksel, Haziran ayından beri Silivri’de süresiz, dönüşümsüz açlık grevinde.

Barış Yüksel’in annesi Zuhal Yüksel, oğlunun serbest bırakılmasını isteyerek "Neyle suçlandığını bilmiyorum çünkü ortada iddianame yok" dedi. 

Oğlunun kendisine cezaevinden gönderdiği mektuplarda bütün satırlar karalanmış, sadece "Merhaba" ve "İyi günler" sözleri kalmış.

“Merhaba” ve “İyi günler”, hepinize…

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Zirveden zirveye 09.12.2019
İnanç, din, vicdan 02.12.2019
Yavaş yavaş zehirlenmek… 25.11.2019
Kayyımlı günler 18.11.2019
Felakete davetiye 10.11.2019

Editörün Seçimi