Gerçek vs gerçek sonrası

Geçtiğimiz hafta herkesin tek bir gündemi vardı; Suriye, çatışmalar ve hayatını kaybeden askerler. Adı o gün öğrenilen kritik kasabalar, diplomasi, silah sanayi vb. birçok parametre geçtiğimiz hafta tartışıldı. Bütün bunlar uzun süre daha gündemimizde kalacaktır. Ben bir ayrıntı üzerinden sizinle gerçek sonrası ve gerçek arasındaki mücadele üzerine kafa yormak isterim.

İdlib gündemi olanca yakıcılığıyla her yeri kaplarken ana akımın daimi yorumcularından bir güvenlik uzmanı Twitter’da çok paylaşılan bir fotoğraf yayınladı. İdlib semalarında bir Türk F-16’sı kalp çizerek askerlere selam veriyordu. Teyit.org daha sonra bu görselin gerçek olmadığını duyurdu. Fotoğraf Britanya’da akrobasi pilotları tarafından yapılan bir şovda çekilmişti. Bunun üzerine güvenlik uzmanı bir özür mesajı yayınladı. Ben de bu mesajın altındaki yüzlerce cevap tweetini inceledim. Ezici çoğunluk fotoğrafın photoshop olduğu gerçeğiyle ilgilenmiyordu. Bir kısmı güvenlik uzmanının özür mesajını gereksiz buldu, başka bir kısım insan bizim pilotlarımızın istediği zaman bu kalbi çizebileceğini, an itibariyle o kalp çizilmemiş olsa da fotoğrafın kendilerini mutlu ettiğini yazdı. Yani ulusal gurur, hayatını kaybeden askerlerin acısı, ülke adına duyulan kaygı vb. sebeplerle insanların o fotoğrafa ihtiyacı vardı.

Dün Devlet Bahçeli’nin Twitter’da Erdoğan ve Putin arasındaki görüşmeyi, üzerinde anlaşılan ateşkesi olumlayan makul tweetleri, daha önceki gün “Yansın Suriye, yıkılsın İdlib! Şam’a girelim, Esad’ın kafasına çuval geçirelim” açıklamalarıyla yan yana konuldu ve aradaki keskin tutarsızlığa dikkat çekildi. Birkaç yıl önce olsaydı böyle keskin bir tutarsızlığın bir siyasi partiye oy kaybettireceğini, o siyasi parti genel başkanının itibar erozyonuna uğrayacağını düşünürdüm. Hatta böyle bir yazıyı okusam, yazarına da sinirlenirdim. Sinirlenirdim çünkü birkaç gün içindeki bu birbiriyle çelişen açıklamalar o partiye oy kaybettirmeyecek, genel başkanı da herhangi bir itibar kaybına uğramayacak. Şu tespiti yapmak gerek; Türk sağı insanların ihtiyacını karşılama konusunda soldan daha önde. İhtiyacı karşılamaya verilen önem, gerçeğe verilen önemden çok daha yukarıda. İnsanların o an Suriye’nin yakılması gerektiğini haykıran biri tarafından gururlarının okşanmasına ihtiyaçları vardı, ertesi gün de ateşkes ile durumun stabil olacağını, kaygılanmaya gerek olmadığını duymak istiyorlardı. Devlet Bahçeli iki ihtiyacı da karşıladı.

Çoğu zaman asgari ücretle güvencesiz çalışan insanlar büyük şehirlerde bunalır. Sosyal hayata katılmak zordur; barınma, beslenme vb. temel ihtiyaçlar bile sınırlı biçimde karşılanmaktadır. Örneğin Tayyip Erdoğan tam bu noktada devreye girer ve insanlara karşılarındaki yabancı, tekinsiz ve kötü gruplarla mücadele birlikteliği önerir. Bu kimi zaman faiz lobisidir, kimi zaman Otpor-Geziciler olur, kimi zaman Beyaz Türklerdir kimi zaman bir ismi bile olmaz bu grubun sadece “birileri” olarak çıkar karşımıza. Bize çok saçma gelse de bu komplo teorileri insanlarda bir aidiyet ihtiyacını karşılar. Bu gerçek bizim için acı olabilir, belki bizim de bu gerçeği arka sıralara itecek başka ihtiyaçlarımız var. Muhalif piyasada da bizim ihtiyaçlarımızı gerçeklerden daha fazla önemseyen yazar çizerlerimiz vardır. Fakat bizi mutsuz edecek olsa da orta-uzun vadede ışığı görebilmemiz için bazı olguları tespit etmemiz gerekiyor. Öyle ki gerçek sonrası ile gerçek arasındaki mücadele sadece Türkiye’de yaşanmıyor. İnsanlara ihtiyaç neyse onu anlatanlar bugün ABD’de, İngiltere’de, Macaristan’da iktidarda, medeniyetin beşiği Avrupa’da iktidarı zorluyorlar. Bugünlerde burada gördüğümüz ‘düz dünyacılar’ ya da ‘aşı karşıtları’ gibi garip gruplar batıda da var. 

Gerçeğe olan bu düşmanca tavır ve bu tavrın doğal sonuçlarından bilim düşmanlığı dünyada tartışılıyor. Modernizmle gelen acılar, 2. Dünya Savaşı’nın getirdiği yıkım ve travma gerçekten kaçışın tetikleyicileri arasında. 

Bir siyasal iletişimci ya da seçim kampanyası yapan bir reklamcı insanların ihtiyacını tespit ederek Türk sağı gibi seçim kazanabilir.

Fakat entelektüelin ve siyasetle uğraşanın derdi bu mekanizmayı değiştirmek olmalıdır. İnsanların ihtiyaçlarını istismar ederek varılan nokta çok iyi olsaydı her gün onlarca intihar haberi görmezdik.

ETİKETLER

Editörün Seçimi