Gezi: Bu daha başlangıç, mücadeleye devam

Gezi Direnişi’nin başladığı gün Sıraselviler’deydim, öğrenilmiş bir yılgınlıkla basın açıklaması daha sonra da olaysız dağılmayı bekliyordum. Polisler bizi biber gazına boğarak olaysız dağılma opsiyonunu kapattı.

Sonraki günlerde, Taksim, Kadıköy, Beşiktaş gibi yerlerde Gezi Direnişi’nin içinde bulunma onuruna eriştim.

Daha önceki yazılarda çok kısa değinmiştim; Gezi Direnişi’nden hemen sonraki 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nde İstanbul Esenyurt’ta Dr. Gürbüz ÇAPAN’ın seçim kampanyasını yönetiyordum. O güne kadar AKP’ye oy vermiş ama hemşehrilik nedeniyle Gürbüz Çapan’ı da seven bir genç, beni Esenyurt’ta Gezi Direnişi’nden bahsetmemem konusunda uyardı. Bu uyarı ideolojik değil, pragmatik bir uyarıydı. Oya tahvil edilemeyeceği, iktidarın kara propagandası nedeniyle Gezi’den bahsetmenin oy kaybına neden olacağı gibi tespitleri içinde barındıran bir uyarıydı. Büyük Gezi Direnişi başlığı atarak Esenyurt’ta binaları giydirdik. Berkin Elvan’ı kaybettiğimizde bütün seçim araçlarını susturduk, Gürbüz Çapan da böyle istiyordu. AKP’nin seçim aracı o gün daha coşkulu ve yüksek sesliydi. 2014 koşullarına göre, çözüm sürecinin devam ettiğini de göz önünde bulundurarak yüksek bir oy aldık fakat seçimi AKP kazandı. Yani bence Gezi’den bahsettiğimiz için seçimi kaybetmedik. Gezi’den bahsettiğimiz için seçimi kaybedecek olsaydık; Gezi’den yine bahsederdik. Çünkü Gezi Direnişi bizim için geleceğe verilmiş bir söz ve kendimize saygı ile ilgili bir kriter.

Gezi’den bugüne geçen 7 yılda her seçimde ya da referandumda Gezi’ye katılanlara hakaret edildi, terörist ilan edildik. Gezi’de kaybettiğimiz kardeşlerimize saygısızlık yapıldı. Arkadaşlarımız tutuklandı, hukuksuz muamelelere maruz kaldık. Bir de bence şu kısmı önemli, biz Gezi’de büyük oranda 20’li yaşlarda çocuklardık ve yukarıdan aşağıya dağıtılan ulufe sistemiyle milyonların iktidara bağlandığını, en azından bu ekonomipolitiği bu kadar net bilmiyorduk. Zaman ve acı bizi politikleştirdi.

Geçtiğimiz hafta Gezi Davası’nda yargılanan herkes beraat ettiğinde sosyal medyada “Gezi Darbedir” etiketi açıldı, iktidar senkronize biçimde Gezi Direnişi’ni kriminalize eden içerikler üretti. 7 yıldır yapılandan pek farklı değil ama Gezi’nin kılcal damarları hala yerinde duruyor. Birkaç gün önce Twitter’da dolaşırken, kullanıcı beni affetsin şu an nickini hatırlayamıyorum ama annemin Arnavut göçmeni olması dolayısıyla çok hoşuma giden bir tweet gördüm. Şöyle diyordu: “Ben Arnavut’um, sizin umudunuzun bittiği yerde benim inadım başlar.” Arnavutlar inatlarıyla ünlüdür biliyorsunuz, Geziciler de öyle.

Biz hakimden önce televizyon kanallarında açıklanan mahkeme kararlarından, delilsiz dosyalarla cezaevinde tutulan insanlardan, kibirli ve arkaik bir yaşam tarzı dayatmasından rahatsız olduğumuz için sokağa çıktık, anayasal protesto hakkımızı kullandık. Çalınan sınav sorularından, liyakatsiz atamalardan, telefon dinlemelerinden rahatsızdık, ülke bir açıkhava cezaevine benziyordu. Şu an farklı mı sorusunu sorabilirsiniz haklı olarak, Osman Kavala örneğinde hiçbir fark yok. Evet rahatsız olduğumuz şeylerin çoğunu değiştiremedik, yenildik, yere düştük, psikolojik ve fiziksel şiddete uğradık, arka arkaya seçimler kaybettik. Bırakmadık ama geri döndük, son yerel seçimlerde her zaman kaybetmeye mahkum olmadığımızı gösterdik. Seçtiğimiz belediye başkanlarını denetleyeceğimizi gösterdik, şeffaf bir ülke istediğimizi anlattık. Henüz tabii ki her şey çok güzel olmadı. Yine hayal kırıklıklarına uğrayacağız, yine düşeceğiz ama henüz değiştiremediğimiz şeyleri de değiştireceğiz. Eşim bazen bana “inadın kadar yaşa” der; biz aynı haksızlıklara uğramış büyük bir aileyiz ve inadımız kadar yaşayacağız.

ETİKETLER

Editörün Seçimi