Göbekli adamlar, futbol, kulüpler, ekonomik iflas...

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Ortalama bir kahvehane müdaviminin kolaylıkla fikir yürütebileceği üç konu var: Futbol, at yarışları, ayağa düşmüş siyaset meseleleri...

Bunların üçü de herhangi bir birikim gerektirmez. Aslında üç konunun da entelektüel yanları olmakla beraber, kahvehanelerde konu olan kısmı için sadece televizyona bakmak yeterlidir.

Televizyonlar bir vaka, o televizyonlara bakanlar ayrı vaka...

Göbekli adamların futbol üzerinden birbirine girmesi enteresan değil mi?

Müsabakalar üzerinden kopan fırtınalar, “yorumcu” kavgaları, tartışmalı pozisyonlarla ilgili uzayan muhabbetler...

Misal, geçtiğimiz hafta sonu 2-2 berabere biten Göztepe-Fenerbahçe maçında iptal edilen gol ve tekrarlanan penaltı konusunda saatlerce konuşuldu, muhtemelen bütün sezon boyunca döne döne konuşulacak.

Konu zenginliğinde sınır yok...

Ne var ki, bu kadar tantana koparan futbolla ilgili tartışılmayan çok önemli sorunlar var. Bu sorunlar hepimizi ilgilendiriyor.

“Türkiye niye futbolcu yetiştiremiyor? Futbolda niye bir türlü başarılı olamıyoruz?” türünden sorular ortaya atılıyor ya, o soruların arkasında da fazla tartışılmayan o sorunlar var.

Birincisi, büyük şehirlerde çocukların top oynayacağı arazi yok. Ben oğlumla top oynayacak yer bulamıyorum.

Bırakın sahaları, salonları, boş arsa yok. Türkiye, mendil kadar yer bulduğunda beton döken bir belediyecilik anlayışıyla malul.

Mahallelerde çocukların top oynayacağı düz arazi olmadığı takdirde ne futbol ne de farklı spor dallarında gelişme mümkün olmaz. Sporda “fundamental” dediğimiz “temel”, çocuk yaşlarda gelişir zira.

Türkiye’de toplum, spor alanlarından mahrum. Sayıları son derece sınırlı olan parklara koyulan tuhaf egzersiz aletleriyle spor olmaz.

Kaldı ki, o aletler de muhtemelen birilerine ihale vermek için icat edilmiş nesnelerden ibaret.

Sporda “başarı” tartışmalı bir konu, ama en genel anlamda okullarda her çocuğun spora yönlendirildiği, yetenekleri dahilinde farklı spor dallarıyla ilgilenebildiği ülkelerde sporun her türü gelişiyor.

Bizde ise tek gelişen “alan” okul çıkışlarındaki toplu kavgalar! Başka başarımız yok!..

Türkiye’de en popüler spor dalı olan futbol dahil hiçbir spor dalında yok o başarı!..

İktidarın “ne olursa olsun başarı” mottosu nedeniyle “ithal milli sporcular” ile alınan bir kısım madalya var, o kadar.

O madalyaların büyük kısmı da daha sonra doping nedeniyle geri alınıyor. İthal edilen sporcular da bir süre sonra ülkedeki genel ahlaksızlığa uyum sağlıyor!..

Sporcu ithalatının en yaygın olduğu spor dalı tabii ki futbol.

Galatasaray’ın ilk 11’inde tamamen yabancılardan oluşan bir takımla sahaya çıktığını hatırlıyorum. Çocukların top oynayacak arazi bulamadığı Türkiye’ye dünyanın dört tarafından topçu geliyor.

Futbolcu ithalatı öyle büyük bir pazar ki her sene milyonlarca avro futbolcu ithalatına akıtılıyor. Basketbol da öyle. NBA’in döküntüleri bizim basketbol takımlarına akıyor.

Ve tabii teknik adamlar...

Bu ithalat devasa bir maliyete yol açıyor. Basit bir şeyden bahsetmiyoruz.

Fenerbahçe’nin mevcut borcu 3,6 milyar lira, Beşiktaş’ın 2 milyar 760 milyon lira, Galatasaray’ın 3 milyar liranın üzerinde, Trabzonspor’un 1 milyar liranın üzerinde borcu var.

Tüm kulüplerin borcunu üst üste koyun, bir felaket manzarasıyla karşı karşıyayız.

Başarı var mı?

Yok!

Halkın ekonomik olarak süründüğü, insanların açlıktan topluca intihar ettiği bir ülkede spor kulüplerinin bu miktarda borçlarının olması normal değil.

Öte yandan borçların nasıl ödeneceği ayrı bir muamma. Kulüplerin ödemesi mümkün değil. Sürekli borç “yapılandırıyorlar”.

Peki, kim ödeyecek bu kadar parayı?

“Köprü yaptık” diyenler o köprülere verdikleri “geçiş garantisi”ni kime ödetiyorlarsa, kulüplerin borçlarını da onlar ödeyecek.

Biz ödeyeceğiz... Havaalanlarına koşturup yeni transfer edilen futbolcuları “I love you” diye karşılayan baldırıçıplaklar ödeyecek o paraları.

Kahvehanelerde durmadan futbol konuşan göbekli adamlar ödeyecek...

Peki, parayı kim kazanacak?

Emekliliğine yakın Türkiye’ye gelmeyi düşünen sporcular kazanacak, o belli.

Uluslararası sporcu tacirliği yapan menajerler kazanacak, o da belli.

Futbol Federasyonu’nun başından şans oyunlarının başına zıplayan medya patronu para kazanacak, o daha da belli.

Eh, iyi seyirler o zaman...

ETİKETLER

Editörün Seçimi