Herkes biliyor geminin su aldığını

1998-99 sezonunda uzun süredir devam eden 3 yabancı kuralı değişmiş ve sayı 5'e çıkartılmıştı.

Sonraki 15 sene boyunca yabancı sınırlaması yedek kulübesinden tribüne uzanan saçma ve karmakarışık bir hikayeye dönüştü.

Yabancı sınırlamasıyla ilgili yapılan bütün mantıklı açıklamalar karşı tarafa hiçbir şekilde işlemediği için yabancı sınırının kime ya da kimlere faydası olacağını konuşmak bu saatten sonra daha mantıklı gözüküyor. 

2007-2015 arasında ülkeye yerli oyuncu satışından gelen para 37 milyon euro iken, sınırın kalkmasının ardından bugüne dek, yani 2015-2020 arasında 5 yılda kulüpler 122 milyon euro para kazandılar. 

Yerli oyuncuların kendilerini geliştirmek zorunda kalarak yurt dışına daha kolay çıkabildikleri ve Çağlar, Merih, Ozan örnekleri ortada dururken, Tarık Çamdal, İsmail Köybaşı ve Mehmet Topuz gibi transferlerin önünü yeniden açmaya çalışıp bunu yaparken de "İstiklal Marşı okuyacak oyuncumuz yok", "Yerli oyuncular şans bulamıyor" demek hamasetin üstünü örttüğü şahsi çıkarları işaret ediyor.

Bu hamasi edebiyatı yapan yöneticiler kulüplerin yabancı sınırlaması olmadığında yerli oyuncu satışından kazandıkları parayı elbette biliyorlar.

Milli Takımın ne kadar kaliteli oyunculardan oluştuğunun da farkındalar. 

Örneğin Çağlar'ın Premier Lig'in en çok konuşulan oyunculardan biri olduğunu da görüyorlar. 

Ancak burada bambaşka hesapların döndüğü de ortada. Bu kesinlikle vizyonsuzlukla açıklanacak bir durum değil. 

Leonard Cohen'in o meşhur şarkısında söylediği gibi,

Herkes biliyor, geminin su aldığını herkes biliyor, kaptanın yalan söylediğini...

Bu transfer paraların nereye gittiğini, neden bazı kulüplerin halen gerçek scoutlar yerine elindeki oyuncuları kulüplere kakalayan menajerlerle, scout gibi çalıştıklarını da herkes biliyor.

Kulüp haricinde herkesin kazandığı bu köhne soygun sistemi birçoğu iflasın eşiğine gelen kulüplerin sonunu hazırladı. 

Ödenmeyen borçlar, ertelenen iflaslar ve hesap verebilirliğin asla olmadığı yapılar futboldan anlamayan, egosunu şişirip cebini doldurmaya çalışan mevcut yönetici profilleri var oldukça devam edecek.

Yine altyapılardan yetenekli oyuncuları yukarıya çıkarmak yerine bu oyuncuları çöküş yaşayacakları 2. ve 3. Liglere yollayacaklar.

Yine 1 milyon ederi olan bir oyuncuya olmayan paralarla 10 milyon bedel ödemeye ve tüm aracıların kazanmasını sağlamaya devam edecekler.

Çünkü nasılsa vergisiz ve sorgulanmayan bu dünyanın borçlarına af çıkmaya devam edecek.

Yeni sezon öncesi genel hatlarıyla yeni bir 6+2 formülü düşünülse de yakından bakıldığında formül pek öyle durmuyor.

Geçtiğimiz günlerde scouting üzerine uzun zamandır kafa yoran Mahmut Sinan Pala kimsenin bilmediği yeni sistemi özetleyen bir tweet atmıştı:

“Yeni yabancı kuralı havuz problemi gibi olmuş. 8 yabancı sahada, 2'si kulübede, 2'si tribünde ama 32 yaş altında olacaklar. 23 yaş altı sınırsız 24-30 arası 4, 30 üstü 2, 28 kişilik kadroda 6 altyapıdan ve 8 Türkiye'de yetişmiş futbolcu zorunluluğu.”

5+1'de bile farkında olmadan fazla oyuncu oynatıldığı görülmüşken, kurumsal yapının neredeyse hiç olmadığı takımların bu formüle ayak uydurması ve sezon başında buna uygun sağlıklı bir planlama yapması çok zor gözüküyor.

İşi bu kadar karmaşıklaştırmanın ardındaki temel sebep, kalite gözetmeden yerli oyuncu sirkülasyonunu, iç transfer piyasasını ve uzun zamandır iş yapamayan iç piyasaya mahkum menajerlerin gelirini artırmaya çalışmaktan başka bir şey değil.

Keza 1 euro yaklaşık 7,5 TL olmuş ve Türk lirası bu kadar değer kaybetmişken  'Euro ile maaş ödeyemeyecek olan kulüplerimizin imdadına yetiştik'ten daha güzel de bir bahane olamaz. 

Leonard Cohen'in söylediği gibi;

Herkes biliyor başının belada olduğunu...

 

 

 

 

ETİKETLER

Editörün Seçimi