İşte böyle bir hafta…

Soçi, pardon Roma barışı vatana-millete hayırlı olsun.

Roma Barışı da neyin nesi? Öyle bir tarihi deyim işte.

Roma İmparatorluğu öyle barışsevermiş ki, hiç savaş istemezmiş, Barış Pınarlarını gürül gürül akıtmaya her daim hazırmış.

Ama bir şartla: Kendi isteklerinin tümü, aynen kabul edilirse…

Erdoğan ile Putin arasında Soçi’de 6 saat süren tartışmalar sonunda 10 maddelik bir uzlaşma metni yayınlandı. Özetle:

  • Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılıyız, terörün her türüne karşıyız.
  • Rusya, 1998 Adana Anlaşmasının uygulanmasını kolaylaştıracak.
  • Savaş Pınarı harekatındaki son durum şu andaki haliyle korunacak.
  • Türkiye – Suriye sınırının Kamışlı hariç diğer kesimlerinde YPG unsurlarının 30 km dışına çıkarılmasını ve bu bölgelerin rejim güçleri tarafından kontrol edilmesini Rusya sağlayacak. Bu iş 150 saat (6 gün 6 saat) içinde tamamlanacak.
  • Astana mekanizması çerçevesinde yeni bir Suriye Anayasası için çalışılacak.

Nasıl yorumlanacak bu durum? Rivayet muhtelif.
Erdoğan ve yandaşlarına göre büyük bir zafer.
Ama çok farklı yorumlar da var.
ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey demiş ki:

Rusya bizim Türkiye ile yaptığımız anlaşmadan kopya çekerek bir anlaşma yaptı. Ama Türkiye Rusya’dan ABD’den aldığından daha azını aldı. Ama bu süreçte Suriye’nin kuzeydoğusunu karıştırdı, IŞİD mücadelesinin altını oydu, Rusları ve rejimi herkes için trajik olacak şekilde oyuna dahil etti

Artı Haber’de Ragıp Duran ise şu özeti vermiş:

İki önemli husus Erdoğan’ın planlarında yoktu. Rojava ve bazı önemli noktalara Suriye ordusunun girmesi ve Türk-Rus askeri ortak devriyesi

Mutabakat metninde YPG’den sadece YPG olarak söz edilmesi yani Ankara’nın resmi terminolojisindeki "Terörist waypici" ibaresinin kullanılmaması da cabası.

Uzun sözün kısası askeri harekat Moskova tarafından durduruldu. Üstelik Ankara bundan sonra harekatı meşru göstermek için kullandığı "terörist saldırı" tehditlinden söz edemeyecek.

Dünyanın hemen her köşesinden harekata yükselen tepkilere Erdoğan alışılmış nağmelerle yanıt verdi:
Ya bizden yana olacaksınız ya terörden yana

Ve Avrupa da nasibini aldı bu fırçadan, her zamanki gibi göçmenler tehdidi ile:

Kapıları açarız deyince korkuyorlar. Zamanı geldiğinde, kapılar açılır.

Öte yandan “Yerli ve milli” demokrasimizin çarkları seçilmiş belediye başkanlarını öğütmeye devam ediyor. Yerine kayyım atanan HDP’li Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Selçuk Mızraklı, Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Keziban Yılmaz ve Kocaköy Belediye Eş Başkanı Rojda Nazlıer tutuklandı. Aynı gün 4 belediyeye daha Kayapınar, Bismil, Kocaköy ve Van Erciş Belediyelerine de kayyum atandı. Erçiş Belediyesi eşbaşkanı Yıldız Çetin tutuklandı. Kayyım atanan belediye sayısı 12’ye yükseldi. Erdoğan, HDP’nin halkoyu ile seçilmiş belediyelerini birer ikişer zorla geri alıyor.

Tabii HDP ve Kürtler üzerindeki baskılar da durmuyor. Meclis’e dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle 19 vekil hakkında 31 yeni fezleke geldi, bunların 30’u HDP’li vekiller hakkında. 

5 sivil toplum platformu hem bunları, hem de olan bitene sessiz kalan, sıranın kendisine de geleceğini göremeyen ana muhalefet partisi CHP’ni ağır bildiriyle kınadı, suçladı.

*****

Hadi bir de bu haftaki düşünce özgürlüğü karnemize göz atalım.
Bianet 3 aylık medya gözlem raporunu yayımladı.

Temmuz-Ağustos-Eylül 2019 döneminde en az 13 gazeteci ve medya çalışanı gözaltına alındı. Yargılanan 175 gazeteci için istenen cezaların toplamı 10 ağırlaştırılmış müebbet, 2 bin 82 yıl da hapis cezası oldu. 12 gazeteci toplamda 48 yılın üzerinde hapse mahkum edildi.

Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret suçlamasıyla beş gazeteci toplam 18 yıl 8 ay hapisle yargılandı. Bir gazeteci 11 ay 20 gün hapse mahkum oldu. Erdoğan’a yönelik yayınlar ve düşünceler nedeniyle yaygın şekilde kullanılmaya başlanan TCK’nın 299. Maddesi, 5 yılda en az 60 gazetecinin hapis, ertelemeli hapis ve para cezasına mahkum edilmesine zemin oluşturdu.

En az 577 habere Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişim engeli getirildi. 7 sosyal medya hesabına engel geldi; bir kitap yasaklandı, 8 ulusal gazete ve televizyon kuruluşu akreditasyon ayrımcılığına uğradı.

Barış Akademisyenleri ve destekçileri, aynı olay için her birine ayrı ayrı mahkemelerde dava açıldığı için, Anayasa Mahkemesi kararı ile, gene ayrı ayrı mahkemelerde aklanıp duruyor, bu iyi haber. Bir başka iyi haber de, yine Anayasa Mahkemesi, 4 konuda verilmiş yayın yasaklarının ifade ve basın özgürlüğü ihlali olduğuna hükmetti.

Dört bakan hakkındaki Meclis soruşturmasına,
17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasına,
Musul Konsolosluğunun işgal edilmesine
ve Suriye’ye silah taşıyan MİT TIR'larına ve getirilen yayın yasakları iptal edildi.
Ah bir de zamanı geriye işletse de bu bilgilerin halka ulaşmasına engel olunmasa ne iyi olacaktı.

İmam – cemaat ilişkisi bildiğiniz gibi.

Hastanede tedavi gören eşiyle Kürtçe konuştuğu için ırkçı saldırıya uğrayan 74 yaşındaki yurttaşın suç duyurusu üzerine açılan soruşturmada Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı, “Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğramadığını” iddia etti, takipsizlik verdi

Hakkarili Ozan Okur, yaşadığı Adana’ya dönmek üzere geldiği Edirne Otogarı’nda polisler tarafından durdurulup sorgulandı ve darp edildi. Parasına, cep telefonuna ve biletine el konuldu, “Bir daha Edirne’ye gelirsen kafana sıkarız” diyerek bırakıldı. Çenesi iki yerden kırılıp, ameliyat olan Okur, İnsan Hakları Derneği’ne başvurdu. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na da suç duyurusunda bulundu. 

“Bu kadarı da olmaz” mı dediniz?
Oluyor işte. Gücünü karanlıktan alanlar, imamın açtığı yolda, cezasız kalacaklarından emin, yürüyorlar. Hatta bu olaydaki gibi koşuyorlar.
Düşmanın parası, malı savaş ganimeti ve helal…

Dahası da var.
Konya otobüs duraklarına asılan bir afiş şöyle diyor.
"Hristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin".

Saadet Partisi’nin gençlik kolları Anadolu Gençlik Derneği ile Milli Gençlik Vakfı'nın imzasını taşıyan afişlerde Maide suresinin 51. ayetindeki “Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, O’da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez” ifadeleri yer aldı.

Tabii merak edip Diyanetin sitesine girip baktım. Evet, Maide suresinin 51. ayetinde aynen öyle deniyor. Yorumu dindar insanların vicdanına bırakıyorum. Sadece, tepkiler üzerine afişlerin indirilip yerine Türk Bayrağı asıldığını ekleyeyim. Yani bu işi milliyetçi duygularla yaptıklarını mı düşünmeliyiz?

Her şeye, her şeye rağmen kötümser değilim.
Bu toplumun iç dinamikleri bu zırvalıkları kaldırmaz.
Hadi bu yazıyı da -dünya görüşü benim tam zıddım olan- bir büyük şairin, Mehmet Akif’in sözleriyle bitireyim:

“”Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa, sönmez ebedi, her gecenin gündüzü vardır”…

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

İnanç, din, vicdan 02.12.2019
Yavaş yavaş zehirlenmek… 25.11.2019
Kayyımlı günler 18.11.2019
Felakete davetiye 10.11.2019
Dünya dönüyor, sen ne dersen de!.. 04.11.2019

Editörün Seçimi