Kahramanın Yolculuğu: Tartışmanın odağında bir kitap

İstanbul’da Erdoğan’ı gerileten 23 Haziran seçiminden 4 ay sonra Ekrem İmamoğlu’nun iletişim ve kampanya danışmanı Necati Özkan, 31 Mart’taki ilk seçimin öncesinden başlayarak stratejilerini ve kampanyayı anlatan ‘Kahramanın Yolculuğu’ kitabını yayımladı. Kitap, ismiyle de ilgili olarak bir takım tartışmalara yol açtı. CHP örgütünde bu kitabı partililerden bir rol çalma hamlesi olarak yorumlayanlar oldu.

Kısaca özetlemek gerekirse; Necati Özkan kitabın adını ‘Kahramanın Yolculuğu’ koyarken bu seçim sürecinin epik bir anlatı olduğunu, kampanya stratejisinde de hikayeleştirmenin gücünü kullandığını söylüyor. Aristoteles’ten bugüne kadar gelen anlatılardaki ‘Kahramanın Yolculuğu’ şablonunu kullanıyor Necati Özkan, yani Yüzüklerin Efendisi, Star Wars, Harry Potter, Dede Korkut vb. anlatılardaki şablonu takip ediyor.

Aslında kitaptaki ‘kahraman’ sözcüğünün insanları rahatsız edebileceği öngörülmüş, Ekrem İmamoğlu kitaba yazdığı önsözde kahramanlara ihtiyacı olmayan bir ülke için mücadele ettiğini vurguluyor. Necati Özkan da kitabın birden fazla noktasında seçim kazanmak için sahaya iyi yayılmış ve çalışkan bir örgütün gerekliliğinden, ekonomik ve kültürel koşulların belirleyiciliğinden bahsediyor. Fakat son tahlilde kampanyayı diğer unsurlardan ayıran bir önem atfettiğini de ekliyor Özkan.

8 yıldır siyasal iletişim işinin bir biçimde içindeyim, bu işi Ateş İlyas Başsoy’un yanında öğrendim. Necati Özkan ve ekibi 2014’te İmamoğlu’nun Beylikdüzü kampanyasını yönetirken ben de Dr. Gürbüz Çapan’ın Esenyurt kampanyasını yönetiyordum. Esenyurt içinde göç olgusunu, demografiyi barındıran ayrı bir yazının konusu ve bununla ilgili gözlemlerimi de sizinle paylaşacağım. Şu an buna değinmemin sebebi, her siyasal iletişimci böyle büyük deneyimleri başka insanlarla paylaşmak ister. Ateş İlyas Başsoy da 2009 yılında CHP’nin Antalya’da AKP’yi yendiği kampanyasını “AKP neden kazanır, CHP neden kaybeder” adıyla kitaplaştırmıştı. Burada şunu söylemek gerek, Ateş İlyas Başsoy’un kitabına koyduğu isim 2009 yılındaki bağlam ile değerlendirilmeli ve o günkü koşullarda CHP örgütünün o kitaba büyük bir merak ve sempatiyle yaklaştığını hatırlıyorum.

Edebiyat bölümlerinde bir roman üstüne konuşulurken sıradan okuyucu yani edebiyat eğitimi almamış okuyucu ile işi edebiyat eleştirisi olan insanlar iki ayrı kümeye ayrılır. Bu ayrıma gerek duyulmuştur çünkü sıradan okuyucunun sıkıcı bulduğu bazı edebi metinler içerdiği metaforlar ve edebiyat tarihi alıntıları ile işi edebiyat olanlar tarafından beğeniyle karşılanır. Çoğu zaman da sıradan okuyucu tarafından beğenilen metinleri işi edebiyat olanlar yeterli bulmaz.

İnsanlar, kitaplaştırılmış siyasal iletişim örneklerinden bazılarına sempati ile yaklaşırken bazılarına daha eleştirel bakabiliyor. Buradan anlıyoruz ki siyasal iletişimcinin kendisini konumlandırması da işe dahil ve önemli. O kadar ince bir ip ki bazen hayalet bazen de uzman olmanız gerekiyor.

Necati Özkan’ın kitabında örneğin ‘İstanbul Gönüllüleri’ isimli bir yapıyla sandıklara sahip çıkıldığının ima edilmesi CHP tabanından insanları rahatsız eder. Bu iddianın siyasal iletişimcinin işine ne kadar dahil olduğu da tartışmaya açık. Elinizdeki az tanınan adayı çok tanınan adaya karşı hikayeleştirmek, bir iletişim stratejisi dahilinde çekilen reklam filmleri, ilanlar, sloganlar ve konuşma metinleri siyasal iletişimin bildiğimiz alanları fakat örgütlenme siyasetçinin işi ve burada sınırlar silikleşiyor. Canan Kaftancıoğlu ve CHP İl örgütünün tepkisine böyle bakmak gerek.

Lafı daha fazla uzatmadan bütün iletişim ve reklamcılık öğrencilerine iki güncel/iyi örnek olarak Ateş İlyas Başsoy ve Necati Özkan’ın kitaplarını öneriyorum. Bu arada adının tarihselliğini de oldukça önemsediğim Tükenmez okurlarına dostça bir merhaba demek isterim, bundan sonra ilginizi çekmesi durumunda sizinle siyasal iletişim ve sosyal medya gözlemlerimi paylaşmaya devam edeceğim.

ETİKETLER

Editörün Seçimi