Kanal İstanbul, bir emlak spekülasyonu projesidir

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen ile söyleşi dizimiz devam ediyor…

Okuyalım

- Kanal İstanbul, Karadeniz’de kıyısı olan ülkeleri doğrudan etkiliyor. Bir yaklaşımları olmalı.

Karadeniz'e kıyısı olan mimarlar ile -ki onların da bir birliği var, biz de Mimarlar Odası olarak o birliğin üyesiyiz, hatta dönemsel olarak başkanlığını yapıyoruz.

Yaklaşık bir buçuk, iki ay önce Karadeniz'e kıyısı olan mimarlarla bir forum için birlikteydik.

Oradaki mimarlar odasında yetkili olan arkadaşlara “Bizim ülkede böyle bir proje var, sizin bundan haberiniz var mı?” diye sorduk.

Onlar da bize gülümseyerek, biraz da şaşırarak; “O kadar da saçma bir şey olmaz” diye cevap verdiler.

Bu şu anlama geliyor; bu konu kendi ülkelerinde bir gündem oluşturulmamış.

Onlar için bir kanal meselesi Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı mantığı üzerinden yürüyor. Ama bu kanalın mantığını anlamak mümkün değil.

- Yasallık meselesi nasıl çözülüyor?

Müthiş kurnazlıkta bir çalışma yöntemleri var.

Yasal olmayan, hukuka uygun olmayan yasal düzenlemeler yapıyorlar.

Bugünlerde Mecliste yeni bir tane torba yasa var; bu torba yasanın içinde İmar Kanunu, Çevre Kanunu gibi kanunlarda yeni düzenlemeler var.

Ayrıca gündeme getirilen Boğaziçi Yasa Taslağı var.

Biz bunu torba yasayı da kendi aramızda tartıştık. Örneğin, ‘Doğu’da kayyım atarken Batı’da da bu tip kanun taslakları veya uygulamaları ile bir nevi bir kayyum uygulaması yapıyor’ dedik.

Ancak mesele sadece boğaz değildi, aynı zamanda Su Yolunu da kapsıyordu ve orada özel güvenlik sisteminden bahsedildi.

Yani bu tip torba yasalar var, mülkiyetlerin el değiştirmesi, tarım alanlarının imara açılması veya yabancılara satılmasını sağlayan.

Bizim kısıtlamalarımız var. Örneğin tarım arazileri satılınca üç yıl içerisinde tarımsal faaliyet başlamalı başlamadığı zaman iade etmek zorunluluğu var.

Mera alanları satılabilir miydi satılamazdı. Meclisteki taslak ne diyor? ‘Satılabilir’ diyor. Orman alanları ile ilgili 'satılabilir’ diyor.

Bu durumda bir niyet var ve bu niyet ile bağlantılı olarak da bu düzenlemeler yapılıyor.

Resmî Gazete’yi okuduğumda Türkiye'deki durumu daha iyi görüyorum. Neler yapılıyor, neler planlanıyor, orada her şey var.

Özelleştirmelerde nereler satılıyor, nerede işlemler devam ediyor, yabancılara nereler satılıyor, bunların hepsini görüyorsunuz.

- En kısa tanımı ile Kanal İstanbul nedir?

Kanal İstanbul yapılır veya yapılmaz ama hepimize tartıştırıldı, Montrö’yü tartıştırdı.

Arap sermayesi için vaat edilmiş bir cennet parçası ve içinden geçen Kevser ırmağı gibi sunuldu.

Irmağın kenarında lüks içinde yaşayacaklar.

Durum bu aslında.

Yani burada önerilen yat limanları zengin insanlar için yapılan bir proje bu. Bu adamlar yatları ile buradaki lüksün kaymağını yiyecekler.

Bu bir emlak spekülasyonu projesidir.

Aslında öyle şeyler tartıştırıyor ki… Burada dört üniversite var. Boğaziçi, İTÜ gibi üniversiteler bu raporlara referans olmuşlar.

Örneğin bu üniversiteler içinden birisi bir şey dediğinde birkaç tanesi de başka bir şey söylüyor, ancak bu dikkate alınmıyor.

- Zorlayıcı tepkiler var mı?

Mimar Mühendisler Odaları bir Çalışma Kurulu kurdu. Kurulun içerisinde akademisyenler, bilim insanları var.

Biz, kendi alanlarımızla ilgili raporları yazıyoruz.

Ben yer bilimci isem deprem açısından, ulaşımcı isem hem ulaşım açısından, çevreci isem çevre açısından raporlarımızı hazırlıyoruz.

Örneğin, Haluk Eyidoğan Hoca kendi alanından Küçükçekmece'deki fay hatlarından bahsediyor.

AFAD diyor ki bunun ne alakası var.

Naci Görür gibi büyük bir hoca, Marmara'da dip taraması yapmış bir bilim insanı, Kanalın İstanbul’un zemin bakımından en çürük bölgesinde yapılmak istendiğine dikkat çekerek “Kanal özellikle Küçükçekmece-Marmara arasındaki en zayıf halkaya yapılıyor. Bu kesim depremden en şiddetli şekilde etkilenecek" dedi.

Ama AFAD böyle bir şey olmaz diyerek tepkiler veriyor.

Gerçek bilim insanları bilimsel tespitlerini yapar, ortaya koyarlar.

Tabii ki sadece para ile bu raporları hazırlayanlar bizim karşımızda olacak.

Sonuç olarak, bilime düşman olan bu cephe ile bir sorun var.

- Buna karşı sizler ne yapıyorsunuz?

TMMOB içerisindeki bütün mesleki disiplinler olarak kendi yaşam alanlarımızda, bütün forumlarda, gerekli yerlerde gereken konuşmaları yapıyor, anlatıyoruz.

Bu çalışmalarla ilgili ilk adımımızı Küçükçekmece'deki dernek ile başladık.

Dava açmak da dahil her türlü mücadele içinde yer alıyoruz, gereken ne varsa yapıyoruz.

Bakın şöyle bir durum var, bu iş sadece masa başında yazarak, çizerek mücadelesi verilecek bir iş değil.

Sokağa çıkarak, pratikte bu konuda çalışmalar yapmak gerekiyor.

Ancak sokakta da bir basın açıklaması yaptığınızda kaç kişi iseniz işte o kadarsınız.

- Akıntılar meselesi var…

Akıntılar meselesine gelince… Karadeniz ile Marmara Denizi arasında 30 santimlik bir kot farkı var demiştik.

Boğaz’da, Karadeniz'den Marmara'ya doğru bir üst akıntısı var, Marmara'dan da Karadeniz'e doğru giden bir alt akıntı var.

Siz oraya yeni bir kanal açtığınızda kot farkından dolayı Karadeniz'den Marmara'ya doğru olan üst akıntı iki ayrı kanaldan devam edecek.

Bu durumda dip akıntı devam etse bile üstten sürekli olarak gelen akıntı nedeniyle Marmara zaten kirleniyor.

Cemal Saydam Hoca bu olay için “Çürük Yumurta” örneği vererek bilimsel olarak yaşanabilecek sonuçları ortaya koydu.

- Bir yok oluş süreci…

Yok olacak olan doğal ve kültürel varlıklarımızın yanı sıra aslında sosyal bir sınıf da yok oluyor, buna bir bakmak gerekiyor.

Balıkçılar, tarımcılar yok oluyor.

Ekonomik bir sınıftan bahsediyorum, nereye gidecek bu insanlar?

İnsanların çalışma ortamları olmayacağı için, yok edileceği için bu insanlar da buraları terk edecekler.

Tarıma dayalı, toprağa dayalı, denizle ilişkili bir halk kesimi yok olacak.

AKP iktidarının en iyi yaptığı şey emekçi sınıfların üzerine yüklediği külfetlerdir.

Kentsel dönüşüm alanlarında da bunu böyle yapmıştı. Sanayide tasfiye edilen alanlarda da böyle davranmıştır.

İşçi sınıfının çalıştığı fabrikalar rezidanslara dönüştü. İşçi sınıfının yaşadığı gecekondu mahallelerini de rezidanslara dönüştürdü.

O nedenle işçi sınıfı bu sürecinin farkında olmalıdır.

- Yurtdışından gelecek bilim heyetlerine ihtiyaç var mı?

Burada çok değerli bilim insanları var. Onların yüreklerine sağlık. Yapmaları gerekenleri yapıyorlar, söylenmesi gerekenleri de söylüyorlar.

Bilimin evrenselliğine de inandığımıza göre yerli ya da yabancı bilim insanı diye ayırım yapmak doğru olmaz kanaatindeyim.

Birbirimizi ikna etmekten öte duruma iyi bakmak lazım. Bundan 10 yıl önce bana deseler, Çamlıca Tepesi'ne cami yapılacak, ben buna yok artık derdim. Ama bugün yapıldı.

Birbirimizi ikna etmekten öte yaşam alanlarımıza karşı yapılan ihanetleri artık bir şekilde göğüslemek gerekiyor ki ve buna karşı olanlar ile taraf olanların geldiği son noktadır bu durum.
Onlar bize iki şeyi tartıştırdı. Birincisi Montrö, ikincisi de kanalın kendisi.

Buradan savaş gemilerinin geçmesi mümkün değil.

Buradan sadece yatlar geçebilir. Bakın burada sınıfsal olarak bir şey tarif ediliyor ama bunların sınıfı bizim bildiğimiz türden bir sınıf değil.

Kendi muhafazakar sınıfları.

Sonradan zenginleşen kesim ile burada bir özerk alan yaratacaklar.

- Yargı ve Büyükşehir belediyesi bu olayın neresinde?

Meslek odalarımız ve yurttaşlar olarak mahkeme konusunda şu yöntemleri uygulayacağız.

Bir kısmımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidecek. Bir kısmımız idare mahkemelerine dava açacak, bazıları Anayasa Mahkemesi'ne götürecek. Böyle pratikler içerisinde olacağız.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ulaştırma Bakanlığı arasında bir protokol yapılmıştı.

Burada en büyük sorumluluğu Büyükşehir Belediyesi üzerine yükleyerek, oradaki köylülerin, halkın oraları terk etmesinin faturası Büyükşehir Belediyesi’ne çıkacaktı ancak Büyükşehir Belediyesi bu üçlü komisyondan çekilerek çok doğru bir şey yaptı.

Yani Büyükşehir Belediyesinin protokolü tek taraflı iptal etmesi çok isabetli, doğru bir şeydir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi