Kapitalizmin bir normali: Koronavirüs, toplumsal “şok” ilişkisi (4)

Koronavirüsün laboratuvar ürünü biyolojik savaş hazırlıklarının türü olduğu iddiaları var.

Ancak bunu kanıtlayacak bir delil bulunana bu iddialar, komplo teorisi hanesinde yazılı kalmaya mahkûm.

Meseleye sonuçları itibarıyla bakıldığında böylesi bir savaşın muhtemel tüm tarafları koronavirüs salgınına mustarip.

Çin, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika vd. …

Hayatlarımıza dair…

Koronavirüs salgınının toplumsal ve güncel hayatlarımıza dair sonuçları var.

Evlerimize hapsolmuşuz.

Yaşamamızı idame ettirmek için en zorunlu ihtiyaçlarımız dışında hemen hemen bütün sosyal, kültürel yaşam ilişkilerimizi ertelemiş durumdayız.

Temel hak ve özgürlüklerimizi kullanamıyoruz.

İlişki biçimlerimiz bile son derece kısıtlı; internet kullanımı vb. öteye gidemiyor.

Başta sağlık, fırın, market gibi toplumun çok temel ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili alanlarda işçiler ve emekçiler hayati risk altında da olsa zorunlu olarak çalışıyor.

Milyonlarca çalışan ücretsiz izne çıkarıldı, işsizler, hiçbir birikimi olmayanlar, çaresizler daha bir katlandı.

Öte yandan İktidar korunmak için ‘Evden çıkmayın’ diyor.

‘Laf ola torba dola.’ Evden çıkmasalar bu kez açlıktan ölecekler.

Koronavirüs sonrası ‘yeni düzen’ mi?

Şöyle düşündüğüm oluyor…

Şimdilik salgına karşı ‘geçici’ bir tedbir olarak açıklanan kısıtlılık hallerinin istismarı üzerinden, koronavirüs sonrası için tasarlanan yeni düzenin toplum psikolojisi bakımından ön koşulları inşa ediliyor olabilir mi?

Hazır insanlar, sonrasında da koronavirüs hayatlarımızda olacak düşüncesini kabul etmiş ve can güvenliği hak ve özgürlükler esprisinin önüne geçmişken, neden olmasın…

Belki bir ölçüde tekrar olacak ama vurgulamalı: Dikkat edilirse temel hak ve özgürlükler neredeyse kullanılamıyor.

Açık ve kapalı alanlarda sınırlı kitle toplantıları, sokak hareketleri, mitingler bitti.

Buna teşebbüs edenleri polisin dağıtması normalleşti.

Cenaze törenlerine sınırlı katılım dahi engelleniyor.

Denebilir ki buraya kadar koronavirüs koşulları gereği anlaşılır; ama ötesi var.

İstanbul Gazi Mahallesi'nde polis, Cemevi'ne girip dağıtacak kadar pervasızlaştı.

İktidar, genel seçimlerde mutlak çoğunluk sistemini dayatırken, nispi temsil üzerinden Baro'ya, Tabipler Odası'na ve herhalde benzeri diğer kurumlara etkisizleşmeyi dayatmaya hazırlanıyor.

TBMM çoğunlukla kapalı kalıyor.

Kamu mülkiyetlerinin talanı rant ekonomisi çerçevesinde sürüyordu zaten.

Ancak öncesinde çekinceli davranılan sahalar da, koronavirüs koşulları istismar edilerek fırsata çevriliyor.

Kanal İstanbul ihaleleri yapılıyor. Atatürk Havaalanı inşaat sektörünün sunumuna hazırlandı ...

Büyük tünellerin, metroların, köprülerin ödemeleri ise kimse geçmese bile kesintisiz sürüyor.

“Geçici” olan ne kadar geçici?

Koronavirüs tehlikesinin aşağı çekildiği koşullarda da, antidemokratik, totaliter eğilim derinleşerek sürebilir mi, ne kadar sürer?

Koronavirüs ile yaşamaya alışma ardında, can güvenliği istismar edilerek, temel hak ve özgürlüklerin büyük oranda tasfiye olduğu ‘yeni düzende’ yaşama hali, ‘yeni normal’ olarak normalleşecek mi?

Şimdilerde ‘geçici’ olduğu ifade edilen, toplumun, demokratik halk güçlerinin de şu veya bu şekilde ‘geçicilik’ atfettiği ‘hareketsiz’ koşulları, koronavirüs koşulları gereği kabullenerek, eski hareket sahasını tasavvur etmek ‘ham hayal’ olabilir mi?

Türkiye bir yana, başta Amerika olmak üzere daha gelişkin kapitalist ülkelerin kendi koşullarında bile baskıcı, totaliter eğilimler baş gösterince, ‘cehennemin yollarını döşeme’ ile karşı karşıya kalmaktan korkma anlaşılır herhalde.

Devlet…

Evet, devlet, kapitalist devlet diye bir şey var.

Devletin işleyişi bürokratik, doğası baskı.

Devlet toplumsal dengeden kurtulduğu, üzerinde burjuvazinin ama özellikle oligarşikleşen burjuva zümrenin kontrolü arttığı oranda bunaltıcı baskı uygular.

Giderek toplumsal hareketliliğin ve demokrasinin hareket sahasını daraltır, baskı ögesinin sahasını genişletir.

Demokratik hak ve özgürlükler, uzun tarihsel süreçte büyük mücadeleler ve ağır bedellerle kazanıldı, devletin toplumla olan dengesine eklemlendi ve zamanla doğal haklara dönüştü.

Ancak devletin tarihsel hafızası, devlet olarak ‘doğal refleksleri’, gizli ajandasına çakılı ‘rövanşizmi’ var…

İşte devlet tam da doğasına uygun koronavirüs adlı bir ‘ittifak’ buldu.

Bu koşullar sonuna kadar istismar edilecek, işçi ve emekçi sınıflar hilafına yaşanan süreçten güçlü ve kendini yenilemiş olarak çıkmayı hedefleyecektir.

Kapitalizmin bir normali

İkizini kısmen ifade ettik, biliniyor zaten.

Trump, Amerika’da, Ortadoğu’da, Afganistan’da ne haltlar karıştırıyor, İran’ın başına hangi çorapları örüyor izliyoruz.

İşte IMF’nin açtığı mali kaynaklar çerçevesinde borç furyası başladı.

Koronavirüsten nispi az etkilenen ve borç verme gücü olan kapitalist ülkeler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri kendilerine bağlamanın ortaya çıkan elverişli koşullarını istismar edecekler, başladılar da.

Koronavirüse karşı mücadele adı altında ‘insanilik ideolojisini’ kullanarak bu ülkelere iliklerine kadar hâkim olmanın tuzaklarını geliştiriyorlar.

Çıkar ve sömürü ilişkilerini, bölüşüm didişmelerini, buna uygun dengelere, anlaşmalara ve paktlara bağlıyorlar.

Kapitalizmi bilen ve yaşayanlar için bunlar anlaşılmaz değildir.

Kapitalizmin büyüme normali, ister en öldürücü savaşta ister en yıkıcı afette olsun, toplumsal “şok” anlarını fırsata çevirerek sömürü ve talan ilişkilerini sonuna kadar sürdürmektir.

Kapitalizmin Azami Kar Yasası, toplumsal halk güçlerinin asli virüsü olarak koronavirüsten daha kalıcı ve tehlikeli biçimde hükmünü sürdürür.

Kapitalist devlet erki ve burjuvazi, bu tür insan doğasına aykırı talan ve sömürü ilişkilerine karşı toplumsal halk tepkilerini de hesaplıyor.

İşte koronavirüse karşı ‘ulusal birlik’, ‘ulusal seferberlik’ demagojisi üzerinden popülist, milliyetçi, baskıcı söylemi ve uygulamaları tedricen gündemleştiriyor.

Yetmediği oranda çok daha güçlü ve sert siyasi rejim tercihini ise el altında tutuyor.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi