Karantinada kültürel üretim ve tüketim

Karantina günlerinde ikinci haftayı geride bıraktık. Çalışanların tamamına ücretli izin ve evde kalanlara destek paketi henüz ortada yok. Bununla ilgili sayfalarca çok ciddi analizleri ve verileri iktisatçılardan okuyacağız. Bu krizin toplumsal sonuçları da mutlaka olacak, zamanla göreceğiz. Ben toplumsal sonuçlarla ilgili çıkarımlarda bulunmak için henüz erken olduğunu düşünüyorum. Prekarya ya da proletarya, beyaz yakalılar ya da mavi yakalılar nasıl tarif edilirse edilsin bu gruplar için hayatın eskisi gibi olmayacağı kesin, hatta burjuvazi için de...

Bu yazıda ise daha çok karantina günlerinde kurcalanan podcast'lerden, YouTube kanallarından bahsetmek istiyorum. Podcast alanı hızlı gelişiyor; yakın gelecekte daha fazla eğitimli insanın ilgisini çekecek gibi görünüyor. Şimdiden yüzlerce podcast yayını var; ben evde geçirdiğim bu iki hafta boyunca Nazan Özcan’ın ‘Kısa Dalga’ isimli podcast kanalında tarikatlarla ilgili seriyi dinledim. Yine Kısa Dalga’da eğer dayanabilirseniz; Kemal Göktaş’ın Çorlu Tren Katliamı ile ilgili, katliamda yakınlarını kaybedenler ile kayda aldığı bir seri var, önemli.

Eray Özer ve Özgür Mumcu’nun ‘Yeni Haller’ isimli kanalındaki kavramsal ve tarihsel içerikler dinlemeye değer. Nilay Örnek’in “Nasıl Olunur” isimli podcast serisini öneririm, ben Bekir Ağırdır’ın konuk olduğu bölümü dinledim. Can Kozanoğlu ve Mirgün Cabas’ın ikinci podcast serisi “Nereden Başlasam” dinlenmeye değer içeriklerden.

YouTube’da Ali Ece, Uğur Karakullukçu gibi daha entelektüel spor gazetecileri kendi içeriklerini üretiyor. Televizyon kanallarında freak show’a benzeyen spor programlarını izlemeyi bırakanlar YouTube’da bu gazetecileri takip ediyor, daha fazla da ilgi görecektir.

Yine YouTube’da ‘FluTV’ isimli kanal da ilgi çekici ve çeşitli içerikleriyle takip edilebilir. Kanalın yıldızı tarihçi Emrah Safa Gürkan olsa da, kanalda bunun dışında da beyaz yakalılar ya da gençler için başka ilgi çekici seriler de var. Yalın Alpay ile İlker Canıkligil’in serisine göz attım. Ali Kurmuş ile Harvard Günlükleri’nden bir bölüm izledim. Ali Kurmuş ile yapılan seri gençlik kategorisi için oldukça iyi bir fikir. İlker Canıklıgil’in Yalın Alpay ve Emrah Safa Gürkan ile birlikte serileri izleyenler için kavramsal ve tarihsel tartışmalara alan açıyor.

Netflix’te ise yeni dizi Freud ve İspanyol yapımı “The Platform” gündemde, Platform sınıf vurgusuyla salgın günlerinde daha da dikkat çekici hale geliyor. Bu arada ilginç bir anektod aktarmak isterim; üniversite arkadaşlarımdan oluşan WhatsApp grubunda bugüne kadar iş yoğunluğundan izleyemedikleri Çernobil ve Troçki dizileri de sohbet gündeminde. Netflix’teki Troçki’den bir sahneyi WhatsApp grubumuzda arkadaşlara anlattım. Sahne şu; Troçki devrimden sonra orduya insan toplamak ve hiyerarşik yapıyı kurmak için buharlı tren ile Rusya’yı dolaşıyor. Karla kaplı bir noktada trenin yakıtı bitiyor ve duruyor. Troçki ve yanındaki askerler yakınlarda bir mezarlık olduğunu farkediyor. Mezar başlarındaki tahta haçları yakıt için topluyorlar. Bu sırada cenazesi olan Rus köylüleri Troçki ve yanındakilere sert tepki gösterince kurşuna diziliyorlar. Arkadaşlarımdan biri bu sahneye Netflix’in “camileri ahır yaptılar” versiyonu yorumunu yaptı. Troçki de Çernobil de ne kadarı anti komünist propaganda ne kadarı gerçek tartışması için iyi birer ateşleyici.

Karantina günlerinde depresyonun kucağına düşmemek için kültürel üretim ve tüketim önemli. Yazıda bahsettiğim içerikler ve mecralar karantinadan sonra da konvansiyonel medyaya karşı yükselişte olacaktır. Şimdilik en azından bu kadarını biliyoruz.

ETİKETLER

Editörün Seçimi