Korona günlerinde, 1 Mayıs 1977 Katliamını unutmamak unutturmamak!

1 Mayıs 1977 Katliamı’nda hayatını kaybedenler, Kazancı Yokuşu’nda anıldı. Anmada açıklamayı, 78’liler Girişimi adına Nimet Tanrıkulu okudu / Fotoğraf: pirha.net

Koronavirüs salgını günlerinde, 1 Mayıs 1977 işçi bayramında gerçekleştirilen katliamla ilgili yazmak başka bir duygu.

Neyse, bir gün bu duyguyu da yazmak dileğiyle…

Bundan 43 yıl önce, 1 Mayıs 1977 yılında Taksim’de Kazancı Yokuşu'nda, 34 arkadaşımız katil muktedirlerin ve cuntacı asker-bürokrat zümrenin kahrolası ‘yüksek’ politikaları gereğince ‘alçakça’ katledildiler. 

43 yıllık hesaptır bu, soruldu ama verilmedi hala.

"Taksim’in adı 1 Mayıs Meydanı'dır", denildi ama kabul edilmedi.

Anılarına Kazancı Yokuşu'nun başına bir anıt dikilsin istedik, katliam unutulsun, kimse bilmesin diye adlarına bir anıt bile dikilmedi.

"43 yıl geçti aradan, bu çok zamandır, neden ısrar ediyorsunuz" dendiği de oluyor.

Doğru bir şey yapılıyorsa, yapılan toplum ve yararınaysa, demokratik değerlere bir şeyler katıyorsa hiçbir şey geç değildir.

Türkiye tek parti döneminin, tekçi inşa süreci ve uygulamalarıyla yüzleşmediği için 1950’li yıllardan itibaren ipleri Amerika'nın ve askerin elinde olduğu üç darbe yedi.  

Yapılan her darbeyle bir hesaplaşma, -hadi hesaplaşmaktan vazgeçtik- bir yüzleşme yaşanmayınca bir diğeri hazırlandı.

Ne hazırlık ama… Her darbe toplum nezdinde meşrulaşmak ve kabul görmek için kanlı katliamlar eşliğinde hazırlandı.

1 Mayıs 1977 Katliamı, Türkiye toplumunu “şok” yoluyla darbeyi “oldubittiye” getirme hesabıyla yapılan gaddar ve bir o kadarda kanlı bir katliamdı.  

Türkiye ne bu katliamla ne de darbelerle hesaplaşmadı.

Türkiye 1974-80 yılları arasında öldürülen 5 bin gencin hesabını da vermedi.

Ancak öncelikle o kanlı iç savaş dönemini zamanı yaşayanlar, bir daha aynı şeylerin yaşanmaması için bir geçmiş muhasebesi geliştirmek zorunda.

Türkiye’nin demokratikleşmesi için, faşist katliamların asıl suçlularını ve güçlülerini ezen-ezilen, sömüren-sömürülen ilişkileri bütünlüğü içinde yüzleşmek/hesaplaşmak zorunlu.

Bundan değil midir ki Kazancı Yokuşu'nda panzerler altında ezilerek, kurşunlanarak katledilen arkadaşlarımızı, toprağın altında, ardımızda; Ahmed Arif'in deyişiyle, ‘öyle mahzun, öyle garip’ bırakıp gidemeyiz!

Sırasını bekleyen fikirler...

Bir zamanlar 1 Mayıs kutlamalarını yapıldığı meydanı kamusal alan! Bir özgürlük alanı!

Dünyanın her ülkesinde böyle alanların varlığı bilinir.

Moskova’da Kızıl Meydan, Pekin’de Tiananmen Meydanı, Paris’de Concorde Meydanı, Venedik’de San Marco Meydanı, Newyork’da Times Meydanı, Londra’da Trafalgar Meydanı, Prag’da Eski Şehir Meydanı ve İstanbul’da Taksim Meydanı, bu meydanlar içinde başta gelenleridir.

Modern zamanların kamusal alanlarına özel anlamlar yüklenir, bu meydanlardan özgürlük sesleri yükselir. 

Bu gibi meydanların tarihsel hikayeleri nesiller boyu sürer.

Çağdaş insan itiraz eden insandır.

İnsanlar bu meydanlarda itiraz ederler.

Halkın itirazlarını duymak istemiyorlar.

Kamusal özgürlük alanlarını yasaklıyorlar.

Taksim Meydanı'nın kamusallığını bitirmek istiyorlar.

Osmanlı’da kamusal alan kültürü yoktu. 

Sultanahmet Meydanı vardı, ancak oralar insanları asmak içindi.

Özgürlük meydanlarına sahip çıkan Türkiye'nin ilerici insanlarına zulmediyorlar.  

Bu meydanda bir de Gezi Direnişi yaşandı.

Dünyayı değiştirmeye kalkan genç nesillere yeni ufuklar açıldı bu meydanda.

Taksim’in taşına toprağına, ağaçlarına, yüzyılların Sular İdaresi duvarlarına, milyonların yıllar ve yıllarca söylediği özgürlük şarkıları sindi. 

Taksim, '1 Mayıs Meydanı'dır.

1 Mayıs 1977 yılında, arkadaşlarımız bu meydana can bedeli verdiler bu ismi.

Ortada ölüm olunca sözün bitiyor.

O tarihi dönemin tanıkları olan bizler görür müyüz, görmez miyiz, şimdiden bilemeyiz…

Ancak…

1 Mayıs 1977 katliamının suçluları ve güçlüleri ölmüş olsalar bile yargılanana kadar,

Taksim Meydanı, 1 Mayıs Meydanı olarak yasallaşana kadar,

Katledilenlerin anısına Taksim’de, Kazancı Yokuşu başında bir anıt yapılana kadar, bu fikir sürer…

Bir fikrin takipçisi nesiller var oldukça o fikir uygulanmak için sırasını bekler.

Her şey, bir zaman meselesi… 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi