Neş’e doluyor mu insan? 

Nisan ayı, baharın canlandığı, ılık yağmurların içimizi ısıttığı, coşku dolu bir ay.

Ama geçmişimizdeki önemli olayları de hatırlatıyor bize.

23 Nisan, TBMM’nin kurulduğu gün.

24 Nisan ise, bir türlü yüzleşemediğimiz bir acı olayın yıldönümü.

1915’teki çoluk-çocuk Ermeni katliamı, tam adıyla SOYKIRIMI.

Bununla yüzleşmeden, gerçekleri inkar etmekten vazgeçmeden kimseye rahat yok.

Tabii vicdan sahiplerine…

23 Nisan, aslında Milli Hakimiyet (ya da Ulusal Egemenlik hangisini beğenirseniz onu kullanın) bayramı.

…ve Çocuk bayramı, sonradan eklenmiş.

Kötü mü? Yoo, ama asıl amacı unutturmasın bize.

Çocukluğumuzda bize ezberlettirilen bir şarkı vardı. Bugün 23 Nisan, neş’e doluyor insan…

Bu şarkıyı bir daha dinletmek istedim ve YouTube’da aradım.

Hayret, bu isimde bir şarkı var, ama bana ilkokulda ezberletilen şarkı değil, başka bir şey.

Şöyle başlıyordu sözleri:

Bugün 23 Nisan, neş’e doluyor insan.

Kamutay bugün doğdu ve saltanatı boğdu. 

Kamutay ne demek? Meclis demek. Yargıtay, Danıştay, Sayıştay, hepsi aynı dönemde TDK tarafından üretilmiş sözcükler. Diğerleri yaşıyor, ama Kamutay sözcüğü yaşayamadı. Sadece sözcüğü mü? 

Dönelim şarkıya. Ne diyordu: Kamutay bugün doğdu ve saltanatı boğdu. 

Anneee… Meclis saltanatı boğmuş. Hangi saltanatı? Osmanlı saltanatını.

Yani Vahdettin, 5. Mehmet Reşat, 2. Abdülhamit (Hoop hoop, Ulu Sultan Abdülhamit Han???) ….Daha da geriye gidersek Kanuni Süleyman’a, Yavuz Selim’e, Fatih’e,  devleti kuran Osman’a, Ertuğrul’a… kadar yolu var. 

Pekiii, Osmanlı geçmişine bir böbürlenme fırsatı olarak sahip çıkan Tayyip bey, nasıl oluyor da, bu saltanata son veren 23 Nisan’ı da sahipleniyor? 

Fırsatçılığın kemiği yok. Her şeyi sahiplenebilir, yeter ki işine yarasın…

Ve 23 Nisan gece saat 21’de herkesi balkonların çağırdı ve Milli Marş söyledi.

Bizim milli marşımızın söylenmesi zordur, elhak kötü okumadı.

Her ne kadar başlarda ritmi kaçırıp geri kaldıysa da, eh, o kadarı da olur.

Geri kalmayıp ileri mi gidecekti? Ne mümkün?... 

Eee, gelelim çocuklarımıza… 

TÜİK verilerinde göre Türkiye'de 15-17 yaş arasındaki her 100 çocuktan 16'sı çalışmak zorunda…

Bugün 23 Nisan, ama neş’e dolamıyor insan… 

SALGIN DURULUYOR MU? 

Sağlık Bakanının verdiği bulaşma ve ölüm sayıları artmıyor gibi. 

İyi de, bu sayılar bize gerçeği ne kadar yansıtıyor, orası kuşkulu.

En basiti, TTB Bşk. dahil birçok tıp insanı, Korona’dan ölümlerin bir kısmının zatürre, şu enfeksiyon, bu enfeksiyon diye kayıtlara geçirildiği konusunda uyarıyorlar.

Aynı şekilde, “Test Sayısının da kaç kişiye test yapıldığını göstermediğini, zira hastaneye bu nedenle yatan kişilere en az 3-4 test yapıldığını, VİP (Çok önemli insan) kategorisine giren -acaba sadece saray ve çevresi mi, bakanlıklar, yüksek düzey devlet memurları mı?- kimler olduğu belirsiz, her birine kaç test yapıldığı da. 

Türkiye’nin bu kayıtları Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği kodlara göre yapmadığını, bu nedenle de Sağlık Örgütünün sayfasında Türkiye ile ilgili verilerin bulunması gereken sayfanın boş olduğunu söylüyor tıp uzmanları. 

Döne dolaşa aynı noktaya geliyoruz:

Ne doğru ne, ne yanlış? Anlayabilmek her babayiğidin harcı değil.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre  (24 Nisan 2020)

Dünya çapında 41 ülkede toplam vaka sayısı: 2,5 Milyonu, can kaybı 170 bini aştı.

Dünya Sağlık Örgütü, 21 Nisan’da bir önemli açıklama daha yaptı:

Ellerindeki bütün kanıtların virüsün bir laboratuvarda üretilmediğini veya manipüle edilmediğini, hayvan kaynaklı olduğunu gösteriyor. 

VERGİLER, ZAMLAR 

21 Nisanda Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile 3 binin üzerinde ürün için ek gümrük vergisi getirildi. Tekstil, konfeksiyon, deri ayakkabı ve benzeri kategorilerde 2 bine yakın ürüne yüzde 8 ile yüzde 50 arasında, 1200 civarındaki sanayi ürünlerine ise yüzde 5.5 ile yüzde 40 arasında değişen oranda ilave gümrük vergisi 30 Eylüle kadar geçerli imiş. 

Sonra? Uzatılacak mı, iptal mi edilecek, yoksa arttırılacak mı, orası belli değil, ama tahmin etmek de güç değil.

Hacivat:  Aman dikkat Karagözüm, bir çok mala ek vergi getirilmiş, haberin olsun.

Karagöz: Olsa ne olur, olmasa ne olur Hacı Cavcav, hem “Kolonya kullan” diyorlar, hem de    fiyatına zam geliyor.

Hacivat:  Ama ne yapsınlar, dolar yükseliyor

Karagöz:  Yahu bu dolar kendi kafasına göre yükseliyor da sultanımızın eli armut mu topluyor?

Hacivat:  Ama yine de gereksiz israf yapmayalım Karagözüm, malum, dinimizde israf haramdır.

Karagöz: Öyle de, sarayın masrafı arttıkça artıyor. O da milletin cebinden çıkmıyor mu?

Hacivat:  Aman Karagözüm, sultanımız ne dedi: “itibardan tasarruf olmaz” yani milli itibarımız

Karagöz: Ulan Cavcav, nedir o dediğin? Kaldı mı öyle bir şey?... 

****
Derkeeen, benzine 29 kuruş zam gelmez mi? Yahu dünyada petrol fiyatları en düşük dönemini yaşıyor, eksi fiyata satıyorlar. Eee, komşuda pişen neden bize düşmüyor? Neden, NEDEN? 

Türkiye ekonomisi Covid-19 salgınına bağışıklık sistemi çok zayıflamış bir tabloyla yakalandı. Salgına karşı alınan önlemler işgücü-istihdam piyasasını çok sert bir biçimde vurdu. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi rakamlarına göre salgın öncesi 4.5 milyona ulaşan işsiz sayısının şimdiden 10 milyon dolayına çıktığı, üstelik daha da artabileceği tahmin ediliyor. 

Bu ürkütücü tablo, işsiz kitlesinde yüzde 100-120 arası bir artış eğilimi anlamına geliyor. Böylece, işgücü, yani işi olanlar ile işsizlerin toplamını ifade eden insan sayısı salgın öncesi gibi 32 milyonda kalırsa, işsizlik oranı da yüzde 13.8'den yüzde 30'lara çıkmış oluyor. 

RSF SINIR TANIMAYAN GAZETECİLER ENDEKSİ 

Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün “Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi”nde bu yıl 180 ülke arasında 154’üncü sırada yer aldı. Geçen yıl raporda 157. İdi.

İlk sırada yine Norveç, onu Finlandiya, Danimarka, İsveç, Hollanda İzliyor. Sonra Jameika, Kosta Rika, İsviçre i, Yeni Zelanda, Portekiz ilk 10’u tamamlıyor. En sonda ise Kuzey Kore.

Listete Türkiye’nin önünde Belarus, arkasında ise Rwanda var

Endeks sayfasında Türkiye için için şu özet yer alıyor:

Türkiye: İnternet sitelerinin ve sosyal medyanın sansürü benzeri görülmemiş seviyelere ulaştı. Yetkililer artık çevrimiçi video hizmetlerini kontrol altına almaya çalışıyor. Türkiye'nin Libya ve Suriye'yedeki askeri varlığı ile göçmen sorunu sansürü ve sansüre tabi olan konuların kapsamını genişletti. Yargı sisteminin siyasi amaçlar için kullanımını artırdı. 

HABERİN VAR MI?

Evet, tam da iktidarın inkar ettiği gerçek: Mafya dışarıda, düşünce suçluları içerde.

Onları salgın nedeniyle tahliye edeceklerine içeriden bir daha çıkamamaları, daha iyisi, açlık grevinde yaşamlarını yitiren Grup Yorum üyeleri Helin Bölek ve Mustafa Koçak’ın yanına gitmeleri için ne mümkünse, hatta hukuken mümkün olmasa da yapılıyor.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında, 2012-2016 yıllarında yaptığı konuşmalar, verdiği röportajlar nedeniyle Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada 5 kez “örgüt propagandası yapmak” suçundan toplam 27,5 yıla kadar hapsi isteniyor. 

Buna Stepne (hani otomobillerdeki yedek lastik) de diyebiliriz.

Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir daha sıkıştırırsa, bir de bu zırva suçlamadan tutuklama kararı çıkarılabilecek. 

Reis emretti mi, hukuk mukuk teferruattır... 

**** 

Bu haftalık da böyleyken böyle. Haftaya… Allah kerim mi diyelim, bilemiyorum.

Çünkü hep “Allahın dediği olur” oluyor, ama onun ne dediği de, iş olup bitmeden belli olmuyor Ne olup bittiyse, “Allahın dediği“ de o oluyor. 

Neyse, daha fazla günaha girmeyeyim, zaten batmışım batacağım kadar.

Hoşca kalııın… 

Not: Bu yazının görüntülü haline buradan ulaşabilirsiniz.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi