Obradovic'in vedası: Futbol basketbola bir üçlük attı

Artık tamamen içe kapanıyor Türk sporu. Kendi yarattığı kaosu, tüm alanlarına bulaştırarak gerileme dönemine giriyor.

Kimseye mutluluk vermeyen bir spor kültürü, yavaş yavaş oluşuyor. Hangi kulüp başarı yakalarsa, hemen o kulübü kendi seviyesine indirmeye çalışıyor arkada kalanlar.

Bazen camialar bunu kendi eli ile yaparken, bazen de spor iklimi bunu sağlıyor. Amaç o seviyeye çıkmak değil, o seviyenin alta inmesini sağlamak ve başarıyı değersizleştirmek oluyor.

Fenerbahçe basketbol bütçesi, bazen sporu sadece futbol sanan taraftarlar, bazen medya, bazen de rakipler tarafından eleştirildi ve gereksiz bulundu. Çünkü kaybettiren ve yerel kalan futbol rekabeti yeterliydi.

Fenerbahçe yönetimi de bu yerel rekabeti tercih etti ve yolları ayrıldı Zeljko Obradovic ile.

En dominant, en başarılı dönemlerini yaşayan Fenerbahçe basketbolu, yavaş yavaş başladığı yere dönecek bu kararla.

Hırsını kazanmaya mahkûm etmedi

Yıllardır temas edemediği Barcelona, Real Madrid, Milano, CSKA ve Bayern Munich ile rekabeti basketbol ile sağlamıştı Fenerbahçe.

Avrupa’nın dev kulüpleri, Zeljko Obradovic yönetimindeki Fenerbahçe’yi yenmeyi zafer saydılar bu dönemde.

Belki de ilk defa bir Türk takımını, uzun bir dönem boyunca Avrupa spor medyasında sürekli kendine yer bulurken, 214 ülkede canlı yayınla da evlere misafir oldu.

Bu dönemde Fenerbahçe, Boroklyn Nets’i Amerika’da mağlup eden ilk Türk takımı olmuştu. Türk sporu futbol ile yerel kalırken, basketbol ile uluslararası bir organizasyona dönüştü.

Fenerbahçe kulübünün, yıllardır milyonlarca euro harcayıp başaramadığı Avrupa’daki bilinirlik ve markalaşması, basketbol ile sağlandı.

Kameni, Alper Potuk, İsmail Köybaşı,Serdar Kesimal,Mehmet Topuz, Van Der Wiel, Krasiç, Henri Bienvenu, Michael Frey, Gökhan Ünal, Diego Reyes, Andre Ayew ve daha bir çok isim, Fenerbahçe’ye milyonlarca Euro zarar verirken, basketbol şubesi NBA’ye oyuncu ihraç ediyordu.

Udoh, Bogdanovic, Bjelica,Melli ve daha fazlası Türkiye’den gelen oyuncu olarak çıktılar NBA sahnesine.

Kahvelerde futbol maçı değil, basketbol maçları izlenmeye başladı. Futbolun acımasız ve baskın gündeminin dışında, basketbolun spor olduğunu fark eden bir taraftar bakışı oluştu bu dönemde.

Kazanmanın kutsallaştırıldığı ve kaybedenlerin kötü olduğu bir kültür değil, mücadelenin ve saygının kutsallaştırıldığı bir oyun gösterdi Zeljko Obradoviç.

Rakibe saygı duyan ve en önemlisi rakiplerin koyduğu emeğe saygı duyan bir spor adamı Obradovic.

Arkasında 1 EuroLeague Şampiyonluğu, 4 Türkiye Ligi, 3 Türkiye Kupası, 3 Cumhurbaşkanlığı Kupası bıraktı Obradovic. İstatislikler dışında en büyük hediyesi, yarattığı kültür ve marka oldu.

Kazandığı maçlar sonunda bile mutsuz, kaybettiği maçlarda mutlu olan Obradovic, hırsını, kazanmaya mahkûm etmedi. Kazanmak için suçlamadı, yıkmadı ve zayıflık göstermedi.

Güzel oyunu kazanmak olarak yaşadı ve mücadeleyi, emeği kutsallaştırdı hep. Kazanmanın zarafetini ve kaybetmenin kazandırdığını gösterdi.

Taraftarın payına düşen de yardım kampanyaları

Artık bütçe tartışmaları da bitmiş oldu Fenerbahçe’de. Futbol takımına sol bek için bütçe sağlanmış oldu. Fakat bundan sonra basketbola harcanacak her para, boşa gidebilir.

Panathinaikos’un Obradoviç sonrası, boşa giden paraları ve kaosu orada öylece duruyor. Bazen ucuz kararlar pahalı faturalar getirebiliyor.

Obradoviç’in gitmesi, Ali Koç için en büyük risk olarak, cebinde duracak. Her yanlış transferde ve başarısızlıkta sürekli Obradovic ismini duyacak Ali Koç.

Herkes aynı başarısızlıkla olacakmış gibi, kimsenin ileri gitmesine izin verilmeyen ve yazılmayan bir kuralı var bu toprakların.

Bu yüzden basketbol tarihinin en başarılı dönemini yaşayan Fenerbahçe, artık başladığı yerde.

Türk futbolu da koronavirüs sonrası, kaldığı yere geri döndü.

Sahada adam kovalayan başkanlar, birbirine küfür eden yöneticiler, siyaset ile yakın kulüpler, sadece kazananlara yer olan spor iklimi ve futbol kaosundan beslenen kendine anlam yükleyen spor medyası.

Ve batmış kulüpler.

Aynı söylemler aynı tartışmalar ve aynı suçlamalar.

Taraftarın payına düşen de yardım kampanyaları.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi