'Ölümsüzlük' varsa gerçekte ölen kim, yaşayan kim?

"İnsanlığın yüksek değerlerine

Bir uçurtma gibi

Rüzgârın kuvvetine inat uçanlar..."

Deniz Gezmiş, az sayıdaki devrimci arkadaşıyla birlikte ilk üniversite işgalini başlattığı zaman, daha sonra efsaneleşecek olan bir kuşağın temellerini attığını bilemezdi.

Demografik bir terim olan "kuşak", bu işgal hareketiyle sosyolojik bir terime dönüştü.

1968 yılında on sekizli - yirmili yıllarını yaşayan özel bir gençlik bölümü, kendi akranlarından koparak devrimci eyleme yöneldiler.

Demografik bir anlamı olmayan, ama çok derin sosyolojik ve tarihsel bir anlama sahip olan '68 Kuşağı’nın oluşturdular.

Tarihsel 68 Kuşağı'nı bilmeyenimiz yoktur.

Bu kuşağın önde gelen bütün isimleri hâlâ genç insanları esinlendiriyor.

Her yılın birçok günü, 71 hareketinden toprağa düşenleri anma günleri olarak akıllara geliyor.

30 Mart’ta Mahir Çayan ve on yoldaşının katledildiği Kızıldere katliamının,

6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın,

18 Mayıs’ta İbrahim Kaypakkaya’nın,

30 Mayıs’ta Sinan Cemgil ve yoldaşlarının,

1 Haziran’da Hüseyin Cevahir’in,

19 Şubat’a Ulaş Bardakçı’nın anıldığı, kimi zaman görkemli, kimi zaman mütevazı toplantılarda bütün devrimci kuşakların yaşayan temsilcileri yan yana geliyor.

Onlar hakkında sayısız kitap, makale, araştırma yayımlandı. Biyografiler, anılar kitap vitrinlerini bugün de süslüyor.

Günümüzdeki moda akımlar ne olursa olsun, "devrim" sözcüğü ne denli gözden düşürülürse düşürülsün, sanki çok eski bir anıymış gibi kimi zaman alaylı, kimi zaman “nostaljik” edalarla sosyalizmden ne kadar söz edilirse edilsin; kitapçı raflarının önünde duran genç kız ve erkekler, sağ elleri Fukuyama'ya gitse bile, sol elleriyle Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri anlatan kitapları alıyorlar.

Egemen oligarşi ve onun ideoloji ve kültür aygıtları için "Ölü bir devrimci, yaşayan bir devrimciden her zaman daha iyidir".

Böyle olduğu için, 68 kuşağı yalnız içtenlikli, dürüst gençliğin ilgi alanına girmekle kalmıyor.

Artık tekelleşen medyanın magazin sayfaları, büyük holdinglerin eline geçmiş olan TV’lerin ekranları da 68 kuşağının "menkıbelerine" açılıyor.

Yeşilçam'ın film arşivlerinde bile 68 kuşağının “serüvenlerini” konu alan filmlere rastlanıyor.

Güncel 68 Kuşağı

68 kuşağı teriminin demografik bir anlam taşımadığını söyledik.

Peki, 68 kuşağı nerede?

Çok doğal: "Ölenler öldüler, güneşe gömüldüler..."

Ya bugün yaşayanlar?

Onların teker teker adlarını sayabileceğimiz az sayıdaki temsilcisi, bugün de devrimci mücadelenin saflarında yer almaktadır kuşkusuz.

"Kuşak" terimi ise onlar, yirmiler, yüzlerle ifade edilen insan topluluklarından daha fazlasını ifade eder.

Kuşak, on binlerle, yüz binlerle, milyonlarla anlatılabilir ancak.

Bugün, on binlerce ve yüz binlerce, hatta milyonlarca ‘68 kuşağı’ dönemini görmüş insan yaşıyor.

Artık bu on binler ve yüz binler, bir ‘68 kuşağı’ olarak hayatta değiller.

Türkiye'nin çorak toprakları, 68 yılında yıkılan barajdan seller gibi akan bu kuşağı, iki askeri darbe, onlardan da ağır bir "ideolojik kuşatma" ile yuttu.

Günümüzde derin sosyolojik ve tarihsel bir anlam taşıyan ‘68 kuşağından’ söz etmek mümkün değil artık.

Evet, 1940'lı yıllarda doğan milyonlarca insan yaşıyor. Sayıları ancak yüzlerle ifade edilebilen istisnalar bir yana bırakılırsa, 1968'de direnenlerin kuşağı, artık aramızda yaşamıyor.

Yaşamıyor ama…

Bu kuşak hâlâ yaşıyor...

'78 Kuşağı'nda yaşıyor.

78 Kuşağı ardılı kuşakların yüreklerinde yaşıyor.

Resmi olmayan tarihte yaşıyor.

Türkülerde, şarkılarda, şiirlerde, öykülerde, romanlarda, belgesellerde yaşıyor.

Yaşayacak da!.. İnsanlığın yüksek bilincinden doğru şu sorular sorulduğu sürece:

"Gerçekte ölen kim, yaşayan kim?
‘An’ın aşağı değerlerine teslim olanlar mı?
İnsanlığın yüksek değerlerine
Bir uçurtma gibi
Rüzgârın kuvvetine inat uçanlar mı?"

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi