Pardon, sizin 'normal'iniz nasıl?

‘Olağandışı’, ‘anormal’ dönemler insanın ‘olağan’ ve ‘normal’ olarak kabul ettiği her şeyi düşündüğü, sorguladığı, aştığı dönemler olabilir.

Tabii tam tersi de mümkün; genellikle ‘kriz’ olarak adlandırdığımız ve ‘olağan’ın bozulduğu dönemler çok daha büyük saçmalıkların olağanlaştırıldığı, normalleştirildiği yeni bir sosyalliğe yol açabilir.

İnsan sosyalliğinin bıçak sırtında dolaştığı böyle dönemlere ‘tarihsel kırılma anları’ diyoruz.

Krizsiz yaşanan durgun yıllarda yavaş yavaş değişen sosyallik tarihsel kırılma anlarında birden bire bambaşka yerlere sıçrayabilir.

Örneğin, İkinci Dünya Savaşı sonrası uzun iktisadi genişleme döneminde dünyaya Keynesçi siyasetler hakimdi ve bizim gibi ülkelerde bile eğitim ve sağlık başta olmak üzere pek çok kamu hizmeti tamamen parasızdı.

Hatta benim gibi ortaokul ve liseyi ‘parasız yatılı’ okuyanlara giysi, kırtasiye ve harçlık verilirdi.

Üniversite okumak için zengin olmak gerekmiyordu.

Onlarca yılın ‘normal’i buydu.

12 Eylül darbesinin ardından yavaş yavaş, kuşak kuşak başka bir ‘normal’ yerleşti hayatımıza. 40 yılda her şey alınır satılır hale getirildi. Buna insan sağlığı da dahil…

Nasıl kabullendik? Nasıl olağan, normal hale geldi sağlığın ticarileşmesi?

Neoliberal kapitalizmin toplumsal vücudumuza usul usul zerk edilmesiyle elbette.

Bu süreç insanın normalleştirdiği acayipliklerle doludur. Her bir acayipliğin normalleştirilmesi bir süreç meselesidir.

Mesela 1977’de herhangi bir partinin lideri çıkıp bugünkü ‘normal’i bir anda önerseydi, “Bütün kamu iktisadi teşebbüsleri hemen satılacak, eğitim ve sağlık özelleştirilecek, parası olan paralı yoldan diğerleri bozuk yoldan gidecek” deseydi, evet sadece bu kadarını deseydi, mensubu olduğu partinin ileri gelenleri tarafından apar topar ruh ve sinir hastalıkları mütehassısına götürülürdü.

Oysa bugün iktidar satacak yeni yerler arıyor. Meraları ve ormanları pazarlama, dereleri satma, tabiat parkı arazilerine günübirlik tesis yapma derdindeler.

Son yıllarda bunlara karşı çıkmak ‘anormal’ sayılıyordu!

Bugüne kadar…

Koronavirüsle beraber bir toplumsal sıkışma ve Türkiye’de zaten virüsün öncesinden başlayan derin bir iktisadi kriz dönemi yaşanmaya başladı.

Toplumsal hayata, kendisinin ve çocuklarının geleceğine en ilgisiz görünen kişiler bile bir sorgulama yaşıyor.

Sağlık alanı en önemli sorgulama konularından biri. Halk uzun bir dönemin ‘normal’ini evirip çevirmeye başladı.

Bu sorgulamaya yardımcı olanlar da var…

Türkiye’nin önemli sosyal bilimcilerinden Fikret Başkaya, “… sağlık hizmetlerinin dahi özelleştirilip, bir kâr aracına dönüştürülmesi, sadece saçma değil, etik olarak da kabulü mümkün değildir, gayri ahlakidir… Birilerinin sizin çektiğiniz acıdan kâr etmesi nasıl gerekçelendirilebilir, savunulabilir, kabullendirilebilir?” diye yazıyordu önceki gün.

Bu sorular ve soranlar çoğalıyor…

Başa dönersek… Toplumsal vücudumuza yavaş yavaş zerk edilen pek çok saçmalık, içinde yaşamakta olduğumuza benzer kriz ve potansiyel kırılma anlarında berhava olabilir.

Çok radikal dönüşümler de yaşanabilir.

Bu radikal dönüşümler her zaman insanlığın faydasına gerçekleşir diye bir kaide yok tabii.

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda yaşanan altüst oluş dönemi, kimi toplumları sosyal eşitlik istikametinde ilerletirken, kimilerinde de Mussolini'ler, Hitler'ler ve onların akıldışı toplumlarını açığa çıkardı.

Tarih derslerle dolu ama tabii her zaman düz bir çizgi izlemiyor…

Yine de genel bir kaideden söz edebiliriz: Hangi krizden tam olarak neyin çıkacağı öngörülemez. Ama krizler her zaman ‘normal’ akışı bozar…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi