Şeytan diyor ki… 

Yine kan-revan içinde bir hafta. 

Depremin dehşeti geçmeden önce çığlar, hemen ardından uçak kazası.

Amaaaan, kara kara haberlerle zaten içimiz kararıyor, bir de ben karartmayayım. Hele siyasi haberlere sinir olup kafamızı oraya buraya vuracağımıza dalgamızı geçelim, madem zırvalıklara engel olamıyoruz, bari eğlence çıkaralım onlardan, ne dersiniz? 

Bu  da ne zırva bir sorudur. TV spikeri der ki, “İsterseniz önce şöyle yapalım”… İstemezsek n’olucak? 

Ben: … Peki, isterseniz haftanın zirvedeki polemiğiyle başlayalım.

Siz:  İstemiyoruz yahu… 

Eh, madem o kadar istiyorsunuz ben de sizi kırmayayım. Konu, Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ ile Erdoğan arasındaki polemik. 

Önce hatırlayalım: 

Başbuğ, bir TV programında Fethullah Gülen hareketinin siyasi ayağı hakkında konuşmuş, Erdoğan hemen yanıtladı: 

“Kamuoyunun önüne çıkan eski bir genelkurmay başkanı, Meclis’imizi toptan itham eden açıklamalar yapmış.” 

Eee, ne demiş Başbuğ? 

“Polise sızmış, yargıya sızmış, üniversitelere sızmış bir örgütün siyasal partilere sızmadığını düşünmek akla ziyan. Vardır mutlaka, hatta her partide de vardır, incelesinler. 26 Ağustosta getirilen yasa teklifinin 1. Maddesi, “Askeri şahıslar, askeri mahalde işlediği suçlardan dolayı da özel yetkili mahkemelerde yargılanır.” 2. Düzenleme, her hal-ü karda özel yetkili, yani sivil  mahkemelerde yargılanır.” 

Erdoğan ipin ucunu bırakmadı: 

“Suça karışmış asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanabilmelerinin önünün açılması. Düzenlemenin amacı, darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen yanlış bir uygulamanın düzeltilmesidir.”

Tekrar aldı sazı Başbuğ. Ne dedi?                                                                                                                                                                         

“Bu kanun teklifi, tamamen Fetö’nün emriyle hazırlandığını düşündüm iki şeyde tamamen Fetö komplolarıyla bağlantılı bir olayla karşı karşıyayız.” 

Erdoğan altında kalır mı? 

“Meclisi ve milletvekillerini aşağılayarak sadece darbe ve vesayet zihniyetine hizmet edilebilir.” 

Bu arada, AKP, bu işten CHP’nin de haberi ve rızası olduğunu söyleyince atışma kalabalıklaşmaya başladı. CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel de başka bir renk kattı: 

“Şimdi Elitaş çıkmış, efendim “Biz zaten bilgi verdik, destek aldık ta…”

CHP’nin pozisyonu şudur: Bu laf oyunundan dolayı, bu mühendislik anında hissedilerek, askerlerin yollanması işinin yaratacağı faciayı görüp ertesi gün, Cumartesi günü meclis açılır, basın toplantısı yapılır, Anayasa Mahkemesiane, 60 gün süresi beklenmeden hızla gidilir, bu madde iptal edilirve AKP bu iptale karşı bu değişikliği bu sefer Anayasa değişikliğine koyar.” 

Davul dengi dengine. AKP’nin o dönemdeki Grup Başkan Vekili Mustafa Elitaş da devreye girdi. Üstelik Erdoğan’ın “Tüm AKP Milletvekilleri dava açsın” çağrısına uyaraaaak… 

“Fetö’nün siyasi ayağı olduğumuzdan suçladığından dolayı suç duyurusunda bulunuyoruz.”

***

Sonuçta birisi yalan söylüyor. Hangisi acaba?

Karagöz: Hacı Cavcav, Hacı Cavcav, neredesin gel hele…

Hacivat: Buradayım Karagözüm, Hayrola ne var?

Karagöz: Duydun mu Cavcav, Trump 2019 yılında tam 5611 yalan söylemiş.

Hacivat: Oooo, 5611 bölü 365… sıfıra sıfır, elde var sıfır… Yani günde 15 küsur yalan

Karagöz: Maşşallah, maşşallah, Allah arttırsın. Peki bizde durum ne, onu biliyor musun?

Hacivat: Yyy-yani ne demek istiyorsun?

Karagöz: Bizim başkan kaç yalan söylemiş?

Hacivat: Tövbe tövbe, çarpılacaksın valla’.

Karagöz: Korkma korkma, sonuç hala belli değilmiş?

Hacivat: Belli değil miymiş?

Karagöz: Evet, sayım hala sürüyormuş! Hoh hah heh hüh…. Heeeyt

Hacivat:  Münafık, n’olucak!... 

Valla bunu düşünmeyen, kendine aynı soruyu sormayan yok.

Çoğu sessizce, azı alenen: Bizim ne işimiz var orda Libya’da, Suriyede? 

Kılavuzumuz diyor ki: Biz oraya BM’in tanıdığı meşru hükümetin daveti üzerine, onlara destek olmak için gidiyoruz.

Şeytan diyor ki:  Ho ho hahha hehehiii. Pekiii  Suriye’de BM’in tanıdğı meşru hükümet mi davet etti? 

Kılavuzumuz diyor ki: Biz yaptığımız işleri Astana ve Soçi mutabakatlarına dayanarak yaptık, uluslararası hukuka uygundur. 

Şeytan diyor ki:  Yok yaa.. Astana kiminle yapıldı? Rusya ve İran’la. Soçi kiminle yapıldı? Rusya’yla. Yani iki devletle anlaşıp başka bir ülkenin topraklarına girmek uluslararası hukukun neresine girer? 

Kılavuzumuz diyor ki: Bunu soranlar düşmandır.

Şeytan diyor ki:  Hitler de Stalin’le anlaşıp Polonya’ya birlikte girmişlerdi. O da uygundu Uluslararası hukuka? 

Kılavuzumuz diyor ki: Aaa, bak kuş uçuyor. Bütün bunlar Türkiye’yi çekemeyen dış mihrakların tezvirinden ibarettir. 

Şeytanın çenesi durmuyor:  Netanyahu da Trump’la tam mutabakata vardı, Kudüs- 

Hop hop hooop! Kudüs bizim kırmızı çizgimiz. 

İyi, hem İsrail’e, hem Amerikaya savaş ilan et madem, ha bir eksik ha iki fazla…

Bu hafta da geçti gittiii. 

Hani maç sonrası -özellikle de mağlup takımların teknik yöneticileri diyor ya… İşte şu oldu, bu oldu, direkten döndü, hakem golümüzü yedi… Kaybettik. Diyecek fazla bir şey yok. Artık önümüzdeki haftaya inşallah… 

Bizimki de ona benzedi. Sanki geçtiğimiz hafta bize parlak vaatlerde bulunmuş da biz onadan çok şeyler beklemişiz de bize kazık atmış hain hafta… 

Hadi bakalııım, ümitler önümüzdeki haftadaaa… 

Cihar attım, şeş oynadım off, yine Felek yendi beni… Of ooofff…

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Vay başımıza gelenler… 24.02.2020
Mahkeme mi, kadı mı? 17.02.2020
Şeytan diyor ki…  10.02.2020
Virüs, deprem ve adalet  03.02.2020
Düşünce özgürlüğü peşinde 25 yıl 27.01.2020

Editörün Seçimi