Tarihin 'lekeleri'…

Egemen sınıflar, egemenlik tarihini her daim “lekesiz tarih” olarak inşa etmişlerdir.

Lekesiz tarih olabilir mi?

Hiç kuşkusuz "lekesiz tarih" yoktur, olamaz.

Aksini iddia etmek inandırıcı olmayan bir “resmi tarih” savunuculuğudur.

Tarihin "lekeleri", tıpkı kendisi gibi sınıfsaldır.

Tarih en genel bir soyutlama ile toplumsal/sınıf mücadelelerinin tarihidir.

Bu mücadele tarihinde yaşanan lekelerin gerçek sorumlusu, baskıcı, sömürücü egemen sınıflardan başkaları da değildir elbette.

Kıyıcı, acımasız, ahlaki bakımdan düşük, insan hak ve özgürlüklerine düşman ve güçlü bir hasımla savaşa girişenlerin, içine daldıkları bu lağımdan tertemiz çıkmalarını düşünmek çocukça bir beklentidir.

Kan dökücüler gün gelir çok haklı ve tertemiz duygularla mücadeleye katılanları da kan dökücülüğe zorlarlar.

Dönekliğin, bencilliğin, ahlaksızlığın kol gezdiği zulmün karşı devrim kampında bütün bu düşüklükler, o kampın içinde yaşam kavgası verenlerin en zayıflarına da bulaşır.

Korku kaçaklığı, kaçaklık yalanı, yalan er ya da geç hıyaneti doğurur.

Hıyanet bir kere doğduğu zaman, zulmün karşı devrimci kampından alınan bu virüsün özgürlük arayışının kampı sarmasına karşı, devrimcinin içgüdüsel tepkileri ortaya çıkar.

Kıyıcılığın kol gezdiği bir mücadele ortamında, bu virüse karşı tepkinin olağandan da sert olmasını, vicdani bir hesaplaşmayla kabul etmek mümkün değildir.

Edilmezse de anlaşılır!

Göğüs göğse kavgaya tutuştuğun güç, seni de kendine benzetmek için akla gelebilecek bütün sosyal, psikolojik koşulları kaçınılmazlıkla üretir.

Yasadır! Karşıt kamplar birbirini koşullar ve yeniden üretir!

Kazanmak için birbirinin anladığı dilden konuşma ihtiyacı, yola çıkılan ideallerle dengelenmezse şayet, araçlarda, hatta yer yer tarzda benzeşme kaçınılmazdır…

Tarihe böyle bir gerçekçi gözle bakılmadıkça, her keskin dönemeçte, her yenilgi ya da kriz halinde, "Bu tarih keşke yaşanmasaydı" demekten başka bir çare kalmaz.

Tarihe özeleştirinin değil de, "pişmanlığın" çarpık bakış açısıyla bakmak, her sözün başında "keşke" diye kıvranmak, tarihi mücadele ettiğin gücün çıkarları doğrultusunda ve onun sana empoze ettiği temelde yazmaya başlamak demektir.

"Pişmanlığın tarihi" haklı bir dava uğruna yola çıkanların tarihi olamaz elbette.

'Pişmanlığın tarihi'nin alternatifi nedir?

Bu alternatif, tarihin gözü kapalı savunmacı türü de olamaz.

"Pişmanlığın tarihine", ancak dünü bugüne ve bugünü yarına bağlama iradesine sahip olanların, halkların yazacağı tarih, alternatif olabilir.

Böyle bir tarihte özeleştirinin rolü, asla tarihi inkar ve pratik değeri olmayan pişmanlıklar değildir.

Tarihe ve güncel tarihsel olaylara yaklaşım biçimimiz ne olmalı?

Dünü koşulları içinde anlamak gerekiyor.

Dünün koşullarında kaçınılır olanla kaçınılmaz hataları ayrıştırmak gerekiyor.

Kopuş-süreklilik ikiliği içinde "eski" kavramların kazandığı yeni boyutları yeniye, sürekliliği olana yedirme bakış açısı ile tarihi güncellemek gerekiyor.

Güncelden geleceğe doğru, toplumsal dönüşümlere ve yaşanmışlıklara damgasını vuran tarihsel anlamlı olaylardan, insanlığın yüce idealleri için deneyimler çıkarmak gerekiyor...

ETİKETLER

Editörün Seçimi