Türk futbolu yolda kaldı

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

Türk futbolunun önde gelen kulüpleri, halka açık yolda modifiye edilmiş arabaları ile hız yapan gençler gibi.

Tehlikeli, hızlı, heyecanlı bir şekilde birbirlerini geçmeye çalışıyor ve sürekli birbirlerine sataşıyorlar.

Fakat yarattıkları tehlike, başkalarını da riske atıyor. Kurallara uymak bir yana, kesilecek cezalar bile umursanmıyor.

Günlük olarak kim hızlı ise o mutlu oluyor ve para bulan hemen arabasını biraz daha modifiye etmeye çalışıyor.

Aslında arabanın yürüyen aksamı sorunlu, ama dış görüntüye önem veriyorlar. 

Borçlu kulüpler, 15-20 yıl önce hızlarını bir anda artırarak var olan borçlarını umursamadan, o kadar hızlı gitmeye başladılar ki kesilecek cezaları önemsemediler.

O dönem ceza kesen de olmadı, çünkü Finansal Fair Play yoktu.

Birbirlerini geçmeye, birbirlerine yok etmeye o kadar odaklandılar ki, kimse asıl cezanın yurtdışından geleceğini ön göremedi.

2005 yılında divan toplantılarının denetleme kurullarından, Galatasaray’ın 144 milyon dolar, Fenerbahçe’nin 75 milyon dolar, Beşiktaş’ın da 48 milyon dolar borcu olduğu açıklanmıştı.

Hız limitleri artık aşılmış ve 100 yıllık kulüpler, başarısız yöneticiler tarafından borçlu hale getirilmişti.

İbra edilmemeleri gereken dönemlerde, kulüp üyeleri ibra ederek başarısız yönetimlerin yanında yer alıyordu ve borcun artmasına katkıda bulunuyorlardı.

Kulüpler borçluydu ve borca sebep olan yöneticiler hesap vermeden görevlerinden ayrıldılar.

15 yıl önce modifiye edilmiş arabalar artık gitmiyor. Yönetim ve taraftarlar, çalışmayan arabalarını toplu halde arkadan iterek çalıştırmaya çalışıyor.

Şampiyonluk Avrupa için yeterli değil

Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe başkanı Ali Koç, kulübün büyük bir borç yükü altında olduğunu vurgulayarak, kulübe her gün para gerektiğini belirtti.

Ali Koç “Şampiyon olsak dahi Avrupa’ya gidememe durumumuz var” derken bu gerçeğe rağmen futbol kamuoyu ondan hala transfer haberi bekliyordu.

Ali Koç, göreve geldiğinde başka şeyler hayal etmişti, fakat o kadar yoğun bir şampiyonluk baskısı oldu ki, şampiyon olamadığında başarısız sayılacaktı.

Yarattığı kaynak girişi, cebinden koyduğu para ve sponsor artışı şampiyonluktan daha önemli olmadı.

Geldiğinden itibaren 21 sponsor kazandırarak gelir yaratması, bir şampiyonluk kadar havalı değildi.

Yerel polemikler, medya düzeni, sosyal medya baskısı ve Türk futbolunun şampiyonluk için her yol mubah olan kaotik futbol sistemi Ali Koç’u kendi içine almayı başardı.

Finansal Fair kurallarının arkasından dolaşmak, şampiyon olmak için rakiplerine zarar vermeye çalışmak, kendi sorunlarını başka kulüpleri hedef göstererek yok saymak, siyasetten medet ummak, gazetecileri kendi iletişimlerinin bir parçası yapmak, yönetimlere şampiyonluk getirse de kulüplerin borcunu azaltmaz.

Başarısız teknik direktörler ve yönetimler bu futbol sisteminden şikayetçi değiller, çünkü onlardan marka değeri ve sürdürülebilir başarı yaratmaları beklenmiyor.

Pahalı kadrolar işletme zararı oluşturuyor

Ali Koç’un, 'Şampiyon olsak bile Avrupa’ya gidemeyebiliriz' sözleri, transfer haberlerinden daha çok konuşulmalı artık.

Kurulan pahalı kadrolar işletme zararı oluşturuyor. Bu yüzden büyümek için önce küçülmek gerekiyor.

Avrupa’da borçlu kulüpler gelir yaratarak ve sportif anlamda küçülerek, büyümeye gidiyorlar. 

Kulüpler artık günlük başarılarını diğer kulüplerin gözüne sokarak, hız yapan gençler gibi davranamaz.

Sadece kulüplerin ve taraftarların kaybettiği kaoitk bir futbol sistemi var Türkiye'de.

Türk futbolu yol alamıyor ve yolda kaldı, emniyet şeridine girmesi gerekiyor.

Bu yüzden, yeni statlar ve yaşlı yabancı futbolculardan önce, yeni bir zihinsel dönüşüme ihtiyacı var.

ETİKETLER

Editörün Seçimi