Türkiye’de Gençlerin Güvencesizliği: Çalışma, Geçim ve Yaşam Algısı

İstanbul Politik Araştırmalar Entitüsü ( İstanpol ) geçtiğimiz hafta gençlerin öznesi olduğu bir araştırma raporu yayınladı. Araştırmada yüksek eğitim almış çalışma hayatındaki gençler ile birlikte üniversite öğrencileri, yüksek eğitim almamış fiziksel güce dayalı işlerde çalışan gençler ve ne istihdamda ne eğitimde bulunan gençler olarak 3 farklı grupla görüşmeler gerçekleştirilmiş. Gençlik kategorisi siyasal iletişimde ya da herhangi bir politik örgütlenme çalışmasında toplumun diğer gruplarından farklı bir kategori olarak değerlendirilir. Elde veri ya da bu yazının konusu gibi bir araştırma yoksa gençlik kategorisi ile ilgili genel geçer önkabuller devreye girer. Bu araştırma gençlerin taleplerini ve dertlerini elle tutulur biçimde somutlaştırdığı için önemli.

25’er kişilik odak gruplarla yapılan araştırmada bazı bulgular yüksek eğitimli ya da eğitim almamış fiziksel güce dayalı işlerde çalışan gençler arasındaki benzerlikleri gösteriyor. Gençlerin hemen hepsi geçim sıkıntısından şikayet ediyor. Çalışan gençlerin ezici çoğunluğu ailelerinden finansal destek alıyor. Yine gençlerin hemfikir olduğu başka bir konu iş ararken yeterlilik yerine kayırmacılığın yaygın olması. Rapordan bir alıntı: “Gençler iş bulurken veya çalışma ortamında akrabaların veya tanıdıkların varlığının bu süreçleri kolaylaştırdığını düşünmektedirler. ‘Sosyal sermaye’ olarak da adlandırabileceğimiz bu ilişkiler ağının yoksunluğu ise gençlerde dışlanma ve stres yaratmaktadır.”

Kredi kartı, ev kredi ve KYK borçları gençlerin ortak stres şikayetlerini oluşturuyor. İş yerlerindeki hiyerarşi ve kurumda çalışanları temsil eden, haklarını koruyan, dayanışma gösteren bir yapının olmaması gençler tarafından dile getiriliyor. Genç kadınlarda bahsedilen bütün bu endişelerin ve güvencesizliğin daha yoğun gözlemlendiği bir not olarak araştırma raporunda yer alıyor.

Gençlerin, içinde bulundukları durumdan siyasetçileri, halkı ve Suriyeli göçmenleri sorumlu tuttuğu bulgular arasında dikkat çekici. Suriyeli göçmenler konusundaki manipülatif yargıların gençler arasında da yaygın olduğunu anlıyoruz. Sorunlarını siyasetin çözebileceğini düşünüyorlar fakat verili siyasi aktörler ile değil, yeni politik figürler arıyorlar.

Gençlerin çoğu fırsat bulursa başka bir ülkede hayatını sürdürmek istiyor. Raporu incelerseniz, hepsinde ortak bir umutsuzluk havasının yaygın olduğunu göreceksiniz. Görüşülen gençlerden biri “kendimden de ülkeden de umutlu değilim” diyor. Bu kısa umutsuzluk cümlesi bana çok çarpıcı geldi. Bir diğer genç “insaflı insanlar ile çalışmak isterdim” diyor. Yine kısa ama çalışma hayatına dair uzun bir makalenin yerine geçebilecek bir cümle. Bu umutsuzluk havasının kısa bir süre için de olsa İstanbul seçim sürecinde ve sonucuna bağlı olarak dağıldığını görüyoruz.

Geçtiğimiz hafta Sosyal Demokrasi Vakfı’nın eğitim araştırmasından çıkan sonuçlar üstüne siyasetin çocuk sahibi velilere eğitimle ilgili yeni şeyler söylemek zorunda olduğunu görmüştük. Gençlik kategorisi için de durum benzer, gelecek ile ilgili kaygıları sürekli artan ve kendilerini güvencesiz hisseden gençlere klasik iletişim yöntemleriyle renkli, dinamik ve neşeli fikirler satmanın yolu kapalı görünüyor.

Bu yazıyı yazarken kafamı kaldırdığımda, Elazığ’daki depremde enkazdan çıkarılan 12 yaşındaki bir çocuğun hastanede vefat ettiğini gördüm, televizyonda geçen bir altyazıda...Okuyucu için ne ifade eder bilmiyorum ama çocuk sahibi olmadan önce ve çocuk sahibi olduktan sonra bu haberlerin insan üzerindeki etkisi çok daha farklı. Tabii ki çocuk sahibi olmadan da böyle bir trajediye üzülür insan, ama benim içim yandı. Yazıyı böyle bitirmek istemezdim ama böyle bitirmem gerektiğini düşündüm.

Raporun tamamına ulaşmak için...

ETİKETLER

Editörün Seçimi