Vay başımıza gelenler…

Sen sen ol, büyük lokma ye -paran varsa tabii- ama büyük konuşma demiş atalarımız.

Hani hep “Artık iyi haberler vereceğim” diyorum, sonra eski tas eski hamam. Ama ne yapayım haberler öyle ise? Damat bey gibi mi yapayım?

Ne demiş geçen gün? (Veya her gün?)

Biz devam edeceğiz. Aldığımız önlemlerle, ekonomideki tüm kurumlarımızın ortaya koyduğu güçlü bir koordinasyonla ve iş dünyamıza verdiğimiz tüm bu desteklerle, işte bu kriz tellaları var ya, onları hüsrana uğratmaya, inşallah hep brilikte, Türkiye olarak devam edeceğiz. … 2019 yılında atılan tüm bu adımlar neticelerini vermeye başladı.

Evet, o böyle diyor ama açıklanan resmi sayılar onu hiç de doğrulamıyor!

En ummadığın keşfeder esrar-I derunun,

Sen herkesi kör, alemi sersem mi sanırsın?

Ziya Paşa (1825 – 1880)

***

COVID-19, -bilinen adıyla Koronavirüs- hızla yayılmaya ve can almaya devam ediyor.

Daha geçen hafta 60 binden fazla kişiye bulaşmıştı, bugün 76.000’e çıkmış. Ölü sayısı, 1.500’e yaklaşıyordu, bugün 2130. Son haber İran’dan geldi, 2 ölü.

Nerden çıktı bu virüs, neden musallat oldu insanlığa? Sağ olsun Internet, her konuda neyin ne olduğunu bize anlatan ve öğretenlerin hikmetlerinden onun sayesinde yararlanabiliyoruz.

İşte Zulkarneyn Nuri’nin yorumu:

“Demek dehşetli bir taife-i hayvaniye olacak. Belki (Burada Arap harfleriyle bir ayet metni var) ayetin işaretiyle, o hayvan, dabbet-ül arz denilen ağaç kurtlarıdır ki; insanların kemiklerini ağaç gibi kemirecek, insanın cisminde dişinden tırnağına kadar yerleşecek.”

Süfyan'ın ve Deccalların fitneleriyle bilerek, severek isyan ve tuğyana ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün anarşistliği ile fesada ve canavarlığa giden ve dinsizliğe düşen insanların akıllarını başlarına getirmek hikmetiyle, arzdan bir hayvan-tür çıkıp musallat olacak.

Aaah, söz anlamıyor şu insanlar vesselam. Bak hala neler diyor felaket tellalları:

Atmosferdeki karbondioksit oranı 1880 yılından bugüne yüzde 42 artarak 2019 yılında yüzde 42 artarak 412 ppm değerine ulaştı. (Milyonda 412 yani)

Fosil yakıtların aşırı kullanımı, kaynaklarda yapılan israflar ve diğer insan faaliyetleri sonucu atmosferdeki sera gazları artmaya devam ediyor. Önlem alınmazsa 2040 yılında 450 ppm değerine ulaşması bekleniyor"

İstanbul Teknik Üniversitesinden Prof. Hüseyin Toros, atmosferdeki karbondioksit miktarının kritik seviyelere ulaştığını söyledi. Karbondioksit oranındaki artışın bu şekilde devam etmesi durumunda rekor sıcaklıklar görüleceğine; kuraklık, aşırı yağış, sel, fırtına, hortum ve kasırgaların artacağına dikkat çeken Toros, sözlerini şöyle tamamladı: "Fosil yakıtların verimsiz kullanılmasının ve aşırı tüketimin önüne geçilmesi gerekiyor. Yenilenebilir enerjiye geçiş hızlandırılmalı.

Amma velakin dünyanın başefendisi ABD’nin Başkanı Trump oralı değil.

Kendi hükümetinin hazırladığı ve “Küresel Isınma”nın ABD’ye büyük zararlar vereceğini açıklayan rapor için “Buna inanmıyorum” dedi. Seçim kampanyası sırasında iklim değişikliğinin bir aldatmaca olduğunu söyleyen Trump, ABD’nin Paris sözleşmesinden çekildiğini açıklamış, geçen ay da bu konuda çalışan uzmanları “Siyasi bir gündeme sahip olmak”la suçlamıştı.

Bu zırvalıkları dinlerken hiç de gülesim gelmiyor. Bırak bir adım ötesini, burnunun ucunu bile görmekten aciz kara cahillerin devletleri yönetmesi hepimizi, felakete sürüklüyor. Hep aynı feci duyguya kapılıyorum. İnsan hakları, adalet, demokrasi için verilen bunca çaba boşuna mı? Bu gidiş durdurulamayacak ve dünya…

… yok yok, dünyaya bir şey olmaz, onun umurunda mı üstünde yaşayanların akıbeti? Olan uğruna mücadele verilen insanlık yok olup gidecek göz göre göre. Ah Greta’cık ah. Keşke senin uykularının kaçtığı gibi Trump’ın ve onun gibilerin de kaçsa bir gecelik…

*** Karagöz ile Hacivat: Kötü Örnek ***

(Mahallenin kabadayısı Tatsız Tuzsuz Deli Bekir, bir nara patlatarak ekrana gelir)

Deli Bekir:    Heeeeyt!.. Havada uçan, karada kaçan, anasının koynundan kız kaçıran… Heeeeyt! Dinime, imanıma, var mı bana yan bakan lan?

Karagöz:       (Pencerede görünür) Ne bağırıp duruyorsun Tatsız Tuzsuz Deli Bekir? Ne söyleyeceksen doğru dürüst söylesene, öyle bağırıp çağırmadan, efelenmeden söylesene…

Deli Bekir:    Nasıl yapılır, bilmem ki. Benim fıtratıma aykırı.

Karagöz:        Ulan, başlatma fıtratına, mıtratına. Sen nerden öğreniyorsun bu cafcaflı lafları?

Deli Bekir:    Televiyondaaan.

Karagöz:        Televizyondan mı? Orda mı öyle diyorlar?

Deli Bekir:    He ya! Orda biri var, onu seyrederken kendim konuşuyor sanıyorum. Aynen ciğerime işliyor.

Karagöz:        Yapma yahu, kimmiş o?

Deli Bekir:    Hani diyor: “Eeeey Avrupaaa, eeey Natoooo, haddini biiil!”

Karagöz:        Ulan Deli Bekir, “sui-misal emsal teşkil etmez” ama sen de haklısın valla’. Hadi efelen istediğin gibi.

Deli Bekir:    Heheheheyt! Dinime, imanıma, var mı bana yan bakan lan?

Doğru söze ne denir? Başefendi böyle örnek olursa her mahallede en az bir Tatsız Tuzsuz Deli Bekir yetişmesine hiç şaşmayalım.

Gezi davasında hukuk tarihimizin herhalde ibret belgesi olarak derslerde okutulacak en ipe sapa gelmez davalarından birinin bir komedi sahnesi daha oynanıyor. Osman Kavala’nın tutuklu diğer insan hakları savunucularının tutuksuz olarak yargılandığı son celsede mahkeme heyetinin -her celsede olduğu gibi- başta hukuk olmak üzere hiçbir şeyi umursamadan apar topar karara gittiğini görünce herkes ceza yağdırmalarını beklerken a-aaa… Tüm sanıklar aklanmaz mı? “Hayrola, hangi dağda kurt öldü, başlarına taş filan mı düştü” diye sevinçli bir şaşkınlık içinde kalmamız uzun sürmedi. İstanbul Saltanat Baş Müdde-i Umumi’si, Hızır Paşa gibi imdada yetişip bir başka suç(!?) çıkardı takkesinin altından. Osman Kavala ‘ya bu kez Fetö’cü olmak suçlamasıyla tekrar gözaltı. Ertesi sabah Sultan imdada yetişti:

“Perde arkasında Soros türü, bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı, malum, içerdeydi ve bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar. Onunla beraber başkaları da bu işin içerisinde.”

Eh, o böyle der de cemaat durur mu? Tutuklanma istemiyle sevk edildiği mahkeme hemen tutuklayıp tekrar Cezaevine yolladı Osman’ı. Ama durun, daha bitmedi. Meğer Kavala aynı dosyadan daha önce tahliye edilmiş. Nah işte belgesi:

Veee, bittabi -eskiden YÜKSEK iken sonradan unvanı elinden alınıp alçaltılan- HSK da aklanma kararı veren heyet hakkında soruşturma başlattı. Ne oldu, nasıl oldu, neden oldu? Çözümü çok güç bir bilmece. O iki üyesi zaten daha önce değiştirilmiş heyet nasıl oldu da aniden beraat kararı verdi?

“Eh, zaten her şey politik, demek ki yukarısı öyle istedi” de diyemiyoruz, çünkü ertesi gün yukarısı küplere bindi ve verdi veriştirdi. Eee, bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bu düğümü çözen babayiğit varsa lütfen haber versin, hemen programıma konuk edeyim.

İçişleri Bakanlığı’nın Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk’ün yerine 2016 ve 2019 yıllarında, Mazıdağ Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Necla Yıldırım’ın yerine ise 2016’da kayyım atanmasına gerekçe yaptığı dosya beraatla sonuçlandı.

Ee, n’olacak şimdi? Her ikisinin de görevlerine dönmelerini mi bekliyorsunuz? Amma da safmışsınız. Savcı hemen yeni bir suç icat ediverir, otursunlar oturdukları yerde. Yoksa bilmem kaçıncı kez tutuklanan demokrasi ve insan hakları savunucusu, kıdemli sivil itaatsiz yüz akımız Mahmut Alınak gibi tekrar kendini demir parmaklıklar ardında bulur. 

*** 

Gelecek buluşmamız, 4 yılda bir gelen 29 Şubat’ta.

O da aynen futbol maçlarındaki uzatmalar gibi 3 yılın artıklarından derlenmiş yapıştırma bir gün.

Ama bu 29 Şubat, Sultanın ona buna verdiği “Bir gece ansızın gelebilirim” mühletinin de sonu.

1 Mart’ta savaşa mı giriyoruz? 

Ee, neredeyiz ki zaten?..

Barışta mı?

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Haberin var mı? 30.03.2020
Coronalı 21 Mart 23.03.2020
Virüsle yaşamak 16.03.2020
Ateeeeş kes! 09.03.2020
Ne işimiz var Suriye’de? 02.03.2020

Editörün Seçimi