Virüsle yaşamak

Korona gelmiş hoooş gelmiş, leeey leeey limi limi ley… 

Gördüğünüz gibi virüsle zaten haşır neşir idik de, resmen ilan edilmeyen hiçbir şeyin var sayılmadığı bir ülkede olduğumuzdan sayın devletimizin itirafını beklemekteydik. O da geldi. 

Tabii anlayan çok önceden anlamıştı.

Nerden? Yine bakanın açıklama(!?)larından.

Döne döne, bizim Dünyadan ne kadar önde olduğumuzu, her türlü tedbiri nasıl başarılı şekilde aldığımızı ve uyguladığımızı anlatmasından önce pirelenmiş, sonra emin olmuştuk ki, gelmiş bile. Üstüne üstlük, bu bilgilere bölük pörçük ulaşan insanların toplumu uyarmak için yaptıkları sosyal medya paylaşımları da soruşturulmaya başlanınca hiç kuşkumuz kalmamıştı.

Nitekim, sayın bakan “malumu ilam” etti bir geceyarısı-ansızın gelerek… 

Sonra tedbirler, tedbirler, tedbirler… Bunları her kanalda izliyorsunuz, tekrar etmeyeceğim.

Ama bunlardan biri hakkında sizleri uyarmak zorundayım.

65 yaş üstü kişiler en riskli grup olduğu için evlerinden çıkmamalı ve siz de onlardan uzak durmalı imişsiniz. 

Hmmm… Ben 78 yaşında olduğuma göre bu kapsama hayda hayda giriyorum.

Amman benden uzak durun. En az 1 metre uzaklaşın bakalım ekrandan, yoksa karışmam haaa...

Dünya gerçekten panikledi. Trump, Avrupa’dan gelenleri yasakladı. Avrupa’da bu krizin en büyük kurbanı İtalya’da caddeler bomboş, dükkanlar kapalı. Bütün dünyada hemen hemen tüm sportif etkinlikler, konser ve toplantılar, kongreşler iptal edildi, okullar kapatıldı. İşin daha kötüsü, panik öyle yayıldı ki, herkes marketlere saldırdı, sadece maskeler, temizlik maddeleri değil, pirinç, makarna filan da kalmadı raflarda. 

Siz siz olun, paniklemeyin, tamam mı? İyisi mi konuyu değiştirelim…

*** 

Ateş kesileceeeek… Kes! 

Çok şükür, İdlib’te ateşkes sağlanmış diye çok sevindik tabii. Ama Erdoğan’ın Moskova’da Putin ile vardığı mutabakatın maddeleri şaşırtıyor insanı. 

  1. Tüm askeri faaliyetler 6 Mart 2020 tarihinde saat 00:01'den itibaren durdurulacak
  2. M4 karayolunun kuzeyinde 6 km ve güneyinde 6 km derinliğinde bir güvenli koridor tesis edilecek.
  3. Bu alanda Türk-Rus ortak devriyeleri, 15 Mart 2020 tarihinde başlatılacak.

Eee, hepsi bu kadar mı? Hani Türk gözlem noktalarının güneyine kadar çekilecekti rejim güçleri? 

“Suriye ordusu” diyemiyoruz, oysa onlar kendi topraklarını savunan, BM tarafından tanınan Suriye devletinin silahlı kuvvetleri. 

Ben mi yanılıyorum? 

Bir bilene… Aaa hayır, iki bilene soralım bu kez.

Bakalım Karagöz ile Hacivat ne diyor bu konuda? 

Olan biteni, saraykulu gazetelerde ve TV kanallarında suyunu çıkara çıkara yorumlayan Beberuhilerin saçmalarından bin kat daha iyi Karagöz’le Hacivat’ın yorumlarından izlemek. Gerçi bu açık sözlülüklerini 7 Yüzyıl önce hayatlarıyla ödemişler ama aynı açık sözlülük ve sosyal eleştiri yürekliliği onları yüzyıllar boyunca yaşatmış, böyle ulaşmışlar günümüze. Biz de onlara toplumsal borcumuzu ödemeye çalışıyoruz işte… 

Hacivat:               Müjde Karagözüm, ATEŞKES sağlanmış.

Karagöz:              Ohh, ohh, desene Şehitler Tepesi boş kalacak. Peki nasıl olmuş bu iş Hacı Cavcav?

Hacivat:               Sultanımız Rus Çarı Putin ile mutabık kalmışlar. İdlib’te ateş kesilmiş.

Karagöz:              Alaaa, alaa, peki şartlar neymiş?

Hacivat:               A-4 Karayolunun 6 Km şimalinde, 6 Km cenubunda bir emniyet kuşağı ihdas ediliyor.

Karagöz:              Eee, sonra?

Hacivat:               Bu şeridin emniyeti için 15 Marttan itibaren Türk-Rus müşterek devriyeleri ihdas ediliyor.

Karagöz:              Ee, daha başka?

Hacivat:               Başka ne? Hepsi bu kadar.

Karagöz:              Ama hani Suriye askerleri müşadahe noktalarının cenubuna çekilecekti?

Hacivat:               Ehem küküm… Mutabakatte buna dair bir madde yok. Şart mıydı ki?

Karagöz:              Bunu söyleyen Sultanın kendisi değil miydi? “Omuz üstünde baş kalmayacak” diyen?

Hacivat:                 Eeee, yani politikada olur böyle şeyler, bizim minik akıllarımız ermez Karagözüm.

Karagöz:              Yani aptal mıyız biz? Neden gencecik çocuklarımızı şehit diye çöllere gömdük?

Hacivat:               Yaa, ne bileyim ben, öyle mi olduydu?

Karagöz:              Ulan köftehor, işine gelmeyeni ne de çabuk unutuyorsun. Hani Cuma namazı Şam’da kılınacaktı? Ben sana bir çakayım da git namazını orda kıl. (Bir Şaplak atar, Hacivat uçar) 

****

Yine de ateşkes, ateşten bin kat daha iyi tabii. Gencecik çocuklar ölmesin, analar ağlamasın.

Varsın birileri, her zaman olduğu gibi hezimetlerini zafer olarak satmaya uğraşsın...

8 Mart mı? Kom’serim, bu da ne yaa? 

8 Mart Dünya Kadınlar günüydü. Neydi bu gün, nerden çıkmıştı? Hadi bu kez de bir bilmeyene soralım. Diyor ki: 

Bir buçuk asır önce, Amerika’da yaşanan bir grev sırasında hayatını kaybeden kadın işçiler anısına 1977 yılında, o günden bu güne başlatılan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamaları elbette önemlidir.

Hmm, neymiş? Bir buçuk asır önce Amerika’da bir grev sırasında hayatını kaybeden kadın İşçiler anısına 1977 yılında Dünya Kadınlar Günü olarak ilan edilmiş. 

Eh, cümlenin başı doğru ama sonrası boş. Evet 8 Mart 1857’de NewYork’ta 40.000 kadın dokuma işçisi, daha iyi çalışma koşulları için grev başlatmış. Grevcilere saldıran polis bir kısmını bir fabrikaya kilitlemiş. Sonra ise nasılsa bir yangın çıkmış, 129 kadın işçi yanarak can vermiş. Bundan 53 yıl sonra, 1910’da, Danimarka’da toplanan Uluslararası Kadın Konferansında Alman işçi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart’ın Kadınlar Günü olarak kutlanmasını önermiş. 1977, bunun BM tarafından kabulü. 

Erdoğan aradaki 67 yılı neden atladı acaba?

Çünkü yıllar yılı, siyasi sağ için bu “Kadınlar Günü” teranesi solcuların marifetiydi. Onu uluslararası bir gün olarak anmak isteyenler gomonistti, Moskova’ya gitsinlerdi.

Uzun yıllar böyle sürüp gitti. 1977’de BM tarafından kabul edilince birden durum değişti. Kadınlar Günü’nün başımızın üstünde yeri vardı. 

Pekii, bu yıl 8 Mart nasıl kutlandı?

Evet, Kadınların Beyoğludan Taksim’e yürüyüşleri yasaklandı, onlar ısrar edince copla, biber gazıyla püskürtüldü.

Sayın İçişleri Bakanımız Sayın SS yine de müteşekkirdi kadınlara…

Gerisi eski hamam, eski tas 

100’e yakın gazeteci içerde. Kavala -tam AİHM süresi dolmak üzereyken- bu kez “Casusluk suçlamasıyla” tekrar tutuklandı, Diyarbakır Belediye Eşbaşkanı Mızraklı bilmemkaç bin yıl hapse mahkum oldu. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ zaten hep içerde. Sivil itaatsizliğin abidesi sevgili Mahmut Alınak da kaç bininci kez girdi hapse, kendi isteğiyle. Bu saydığım tüm insanların -ve sığdıramayacağım için tek tek sayamayacağım- tüm insanların hapiste yattığı her gün, aslında ülkemizi yönetenlerin hukukta ve vicdanlardaki mahkumiyetini büyüttükçe büyütüyor.

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Tümü Şanar Yurdatapan - Diğer Yazıları

Annamaz, annamaz, ama onun dediğu dediktur! 28.05.2020
Ne var, ne yok? 18.05.2020
İyi haber, kötü haber 12.05.2020
Bahar gelmiş, hoş gelmiş 04.05.2020
Neş’e doluyor mu insan?  27.04.2020

Editörün Seçimi