Virüsten sonra dünya değişecek mi?

Koronavirüs salgın dalgasının bir biçimde sönümlenmesinden sonra dünyanın bambaşka bir yer haline geleceğini söyleyen epey bir analize rastlamaya başladık. Gerçekten öyle mi olacak?

Önce mevcut duruma dair birkaç tespitte bulunalım…

Salgın öncesinde Batı aleminin hükümetlerinin başına, insanı dehşete düşürecek kadar tuhaf figürler geçti.

Britanya, ABD, Fransa… Bu ülkelerin iktidarlarında, mental sağlık sorunu şüphesi uyandıran kişiler var.

Sağ, Latin Amerika’da da bir atılım yaptı. Hemen bütün ülkelerde sağ iktidarlar tesis edildi.

Özellikle Brezilya’nın devlet başkanı Bolsonaro, Batı alemindeki muadilleri arasında öne çıkan vahamette bir kişi…

Dünya düzeninin oturmuş, daha doğrusu kendi akışı içinde yavaş yavaş dönüşen yapısı içinde bu tuhaf figürlerin iktidarda olması çok da dikkat çekici bir etki yaratmıyordu.

Dünya neleri idare etmişti, misal, bir Trump’ı, bir Boris’i mi geçiştiremeyecekti?!

Salgınla beraber iş değişti. İktidarlara hakim olan tuhaf figürler durumun ciddiyetini algılayamadıkları, dahası bilime dair temel fikirlere bile hakim olmadıkları için dünya yalpaladı. Hâlâ yalpalıyor.

Katı disiplinle idare edilen Çin ve Rusya salgına karşı hızla hiyerarşik tedbirler alırken, Güney Kore, Almanya gibi kimi ülkeler şeffaflıkla süreci doğru yönetirken, Britanya ve ABD ne yapacağını bilemedi.

Akdeniz gevşekliği İtalya, Fransa ve İspanya’ya büyük bedeller ödetti. Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro ise saçma sapan konuşmaya devam ediyor…

Türkiye, hali en vahim ülkelerden biri… Ülkede para yok. Bu nedenle tüm çalışanlara ücretli izin vererek sokakları boşaltmak mümkün olmuyor.

Umreye gidişin engellenmemesi ve dönüşün denetlenememesi ile hızlanan süreçte salgına karşı gerçek bir tedbir geliştirilemiyor. Şeffaflıktan hiç söz etmeyelim…

AKP hükümeti halk sağlığından ziyade, süreci iktisadi olarak nasıl idare edebileceğini, nasıl para toplayabileceğini düşünüyor. İktisadi kaygılar sağlığın önüne geçiyor…

Salgın, şu ya da bu ölçüde bütün ülkelerde mevcut aksaklıkların açığa çıkmasını sağladı.

Eğitimin ve halk sağlığının giderek piyasa kurallarına terk edilmesi, sonuçlarını şimdi acı biçimde gösteriyor. Aşı ve ilaç sektörü konusunda da durum aynı.

Tüm dünyada hükümetlerin sağlık siyasetlerine tepki yükseliyor. Bugüne kadar hakim olan düzen herkes tarafından sorgulanıyor.

Silahlanmaya akıtılan servet, futbol endüstrisinde dönen devasa paralar, seçim kampanyalarında sokağa atılan kaynaklar… Hepsi şu salgın karşısında gözümüze daha saçma görünmeye başladı…

Öte yandan, Türkiye’de olduğu gibi dini kuruluşların neredeyse sınırsız bir devlet finans desteğine boğulmasının pratikte hiçbir yarar sağlamadığı da görülüyor.

Vatikan kapılarını kapadı. Kabe de… Kudüs’te panik var.

Koyu bir dindar olan İsrail Sağlık Bakanı Jakov Litzman, salgının homoseksüeller yüzünden, Tanrı’nın insanlığa bir uyarısı olarak zuhur ettiğini açıkladı. Kısa süre sonra eşi ile birlikte koronavirüse yakalandı!

Bu örneklerden daha çok söz edebiliriz…

Kısa kesmek bakımından, yaşadığımız küresel şok, eğitimin, sağlığın, insani gelişimin, en önemlisi insanın doğa ile barışık yeni bir yaşam tarzı yaratmasının ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Zira insanın sokağa çıkıp tahribat yaratmadığı günlerde doğanın kendisini nasıl da çabuk toparladığını hayretle müşahede ediyoruz.

8 milyarın üzerine çıktığı söylenen insan nüfusunun muhakeme yapma yeteneğine sahip kısmı açısından yaşadığımız şu günler bu yönde bir bilinç sıçraması yarattı, hiç kuşku yok.

Peki, bu bilincin siyasette ve ekonomide karşılığı var mı?

Koronavirüs günleri geçtikten sonra dünyanın ve insanlığın nasıl şekilleneceği sorusuna cevap verebilmek için önce yukarıdaki soruyu yanıtlamak zorundayız.

Kitlelere yayılmayan ve siyasi temsiliyetini bulamayan, daha önemlisi alternatif iktisadi projesiyle kitleleri ikna edemeyen bir bilinç, ancak entelektüel alanda bir karşılık bulabilir ki zaten böyle bir etkinlik alanı, şu ya da bu ölçüde mevcuttur.

Kamusal sağlığın, kamusal eğitimin, bilimin önemi ve devletin sosyal rolünü güçlendirme eğilimi halkın bilincinde daha fazla karşılık buluyor ama mevcut siyasi yelpazede ne ölçüde karşılığı var?

Dünya, kâr hadlerini güvenceye almak isteyen dev enerji, silah, otomotiv, teknoloji, vb. şirketlerinin egemenliğinde. Siyaset de öyle…

Başka deyişle, siyaset tüketime dayalı ekonomik anlayışa ve şirketlerin çıkarlarına endeksli.

O yüzden pek hayal kurmamak, daha doğru tabirle hayalleri gerçekliğin yerine geçirmemek lazım.

Hayallerin gerçekleşmesi, o hayallerin somut siyasi karşılığını inşa ederek mümkün olabilir.

Buradan hareketle, koronavirüs salgını dalgası dindikten sonra dünya düzeninde niteliksel bir değişim olacağını düşünmek aşırı iyimserlikten başka bir anlama gelmeyecektir.

Salgın sonrası ‘istikrar’ sağlama döneminde Rusya’nın ve özellikle Çin’in küresel-emperyal bir kuvvet olma yolunda mesafe aldıkları, Batı aleminin bunu göğüslemeye çalıştığı yeni bir denge oluşmaya başlayacaktır.

İnsanlığın ve gezegenin geleceği açısından, bu dengeyi kategorik olarak reddeden, salgının derslerini iyi okumuş bir kitlesel alternatif yaratılamazsa, o oluşacak yeni denge insanlığı yeni felaketlere sürükleyecektir.

Dünyanın değişmesi için, dünyayı değiştirmek isteyen iradenin ortaya çıkması şarttır.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ETİKETLER

Editörün Seçimi